HALKWEBYazarlarSavaşın Cinsiyeti Yoktur

Savaşın Cinsiyeti Yoktur

Savaşın faili ne kadın ne erkektir; savaşın gerçek faili sınırlandırılmamış güçtür.

0:00 0:00

“Savaş erkek işidir” demek kolaydır.

Çünkü tarih kitaplarında tahta çıkanların, orduların başına geçenlerin çoğu erkektir. Kararı verenler erkek olunca, savaşın da onların doğasından kaynaklandığı sonucuna varmak kolaylaşır.

Oysa mesele doğa değil, tarihsel örgütlenmedir.

Devlet dediğimiz yapı gökten inmedi. Tarım devrimiyle birlikte toprak birikti. Toprak mülkiyeti doğurdu. Mülkiyet mirası. Miras soyun denetimini. Soyun denetimi erkek hattını. Güç merkezileşti. Şiddet tek elde toplandı.

Devlet öncesi topluluklarda çatışma vardı; fakat süreklilik ve yayılma kapasitesi sınırlıydı. Vergi toplayan, ordu besleyen ve yayılma stratejisi geliştiren devlet ortaya çıktığında, savaş da kurumsallaştı. Artık savaş, anlık bir gerilim değil; planlanan, finanse edilen ve sürdürülen bir devlet faaliyetine dönüştü.

Yüzyıllar boyunca o yapının tepesinde erkekler vardı. Bu yüzden savaş kararlarını verenler çoğunlukla onlardı. Fakat kararı kimin verdiği ile kararın neden alındığı aynı şey değildir.

Kadın koltuğa oturduğunda dünya barışa dönmedi.

I. Elizabeth döneminde İngiltere İspanya ile savaştı. Bu kişisel bir tercih değil, Avrupa’daki güç dengesinin sonucuydu.

II. Katerina Karadeniz’e indi. Bu bir cinsiyet meselesi değil, imparatorluk stratejisinin devamıydı.

Tomris Hatun Perslere karşı savaştı. Bu genişleme değil, varoluş mücadelesiydi.

Hatşepsut ise askeri sefer yerine ticaret ağlarını güçlendirdi. Çünkü o dönemin Mısır’ı için rasyonel olan buydu.

Aynı cinsiyet.
Farklı bağlamlar.
Farklı zorunluluklar.

Demek ki mesele hormon değil, konjonktürdür.

“Erkekler daha risk alır” denir. Olabilir. Fakat devlet, hiçbir dönemde yalnızca tek kişinin adrenaliniyle hareket etmez.

Karar masasında askeri danışmanlar vardır. Strateji hesapları vardır. Mali kaynak değerlendirmesi vardır. İttifak dengesi vardır. İç istikrar kaygısı vardır. Bürokratik ya da saray çevresi denetimi vardır.

Bu mekanizmalar çalışıyorsa içgüdü sınırlanır.
Çalışmıyorsa cinsiyet fark etmez, risk artar.

Veriler de bunu gösteriyor.

Birleşmiş Milletler’in 1325 sayılı kararı sonrası yapılan araştırmalar, kadınların etkin biçimde dahil olduğu barış süreçlerinde anlaşmaların uzun vadede sürme ihtimalinin yaklaşık yüzde 35 arttığını ortaya koyuyor. Özellikle iç çatışma sonrası yapılan anlaşmalarda bu fark belirgin.

Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations) analizleri de benzer sonuçlara işaret ediyor.

Bu “kadınlar daha barışçıdır” demek değildir.
Bu, karar sürecine daha fazla toplumsal kesim dahil olduğunda barışın daha kalıcı hale geldiğini gösterir.

Asıl belirleyici olan, gücün nasıl dağıtıldığıdır.

Güç tek elde toplanmışsa, karar kapalı bir çevrede alınıyorsa ve denetim zayıfsa cinsiyet fark etmez, risk artar. 20. yüzyıl bunun örnekleriyle doludur. Sorun liderin kadın ya da erkek olması değildi. Sorun, o lideri durduracak mekanizmanın olmamasıydı.

Ekonomiyi de ekleyelim.

Enerji hatları.
Savunma ihaleleri ve sanayi bağlantıları.
Küresel tedarik zincirleri.
Jeostratejik ticaret koridorları.

Modern savaş çoğu zaman yalnız güvenlik refleksi değildir; ekonomik çıkar kümeleriyle, enerji ve teknoloji rekabetiyle iç içe geçmiştir.

Türkiye açısından mesele kişisel değil, kurumsaldır.

Güvenlik politikaları hangi veri ve analizlere dayanarak şekilleniyor?
Karar süreci çok katmanlı bir istişareye mi açık, yoksa daraltılmış bir çevrede mi ilerliyor?
Meclis bilgiye tam erişebiliyor ve etkin denetim yapabiliyor mu?
Savunma harcamaları bağımsız denetime açık mı?
“Acil tehdit” değerlendirmeleri sonradan hukuki incelemeye tabi tutulabiliyor mu?

Bu soruların cevabı, koltukta kimin oturduğundan daha belirleyicidir.

Savaşın faili ne kadın ne erkektir; savaşın gerçek faili sınırlandırılmamış güçtür.

Koltuğa kim oturursa otursun, eğer o koltuk hesap vermiyorsa tehlike büyür. Hesap veriyorsa, savaş zorlaşır.

Savaşın cinsiyeti yoktur.

Barışın ise bir koşulu vardır; o da gücün gerçek anlamda denetlenmesi ve sınırlandırılmasıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI