HALKWEBGündemDİSK’in Kuruluşuna Dair: Bir Hatırlatma, Bir Hesaplaşma

DİSK’in Kuruluşuna Dair: Bir Hatırlatma, Bir Hesaplaşma

DİSK’in kuruluşu, bize hâlâ şunu söylüyor: Bu düzen değiştirilebilir. Ve bu değişimin öznesi, örgütlü işçi sınıfıdır.

HALKWEB/Özgür Hüseyin Akış Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)’in kuruluşunun yıl dönümünü, işçi sınıfının onurlu mücadelesine duyduğumuz saygı ve kararlılıkla selamlıyoruz.

DİSK, kuruluşundan bu yana emeğin yalnızca ucuz bir üretim girdisi olmadığını; işçi sınıfının bu toplumun kurucu ve dönüştürücü öznesi olduğunu haykıran tarihsel bir çizginin adıdır. Uzlaşmayı değil mücadeleyi, teslimiyeti değil direnişi, suskunluğu değil örgütlü sözü esas alan bu çizgi, Türkiye işçi sınıfının en önemli kazanımlarının arkasındaki güçlerden biri olmuştur.

DİSK, Türkiye sendikal tarihinde sıradan bir örgüt olarak doğmadı. Bir kopuşun, bir itirazın ve bir sınıf bilincinin ürünüydü. “Sendika”yı sadece ücret pazarlığı yapan bir yapı olmaktan çıkarıp, işçi sınıfını toplumsal ve siyasal bir özne olarak konumlandıran bir anlayışın ifadesiydi. Bu yüzden DİSK, başından itibaren yalnızca ekonomik taleplerin değil, eşitlik, özgürlük mücadelesinin de adresi oldu.

Bugün dönüp baktığımızda tablo ağırdır. Düşük ücretler kalıcılaşmış, güvencesizlik normalleştirilmiş, sendikasızlaştırma neredeyse devlet politikası hâline gelmiştir. İş cinayetleri “kader” denilerek geçiştiriliyor, çocuklar çalıştırılıyor, gençler geleceksizliğe mahkûm ediliyor. Tüm bu tablo bize şunu açıkça söylüyor: Sorun tek tek işyerlerinde yaşanan “aksaklıklar” değil, bizzat sermaye düzeninin kendisidir.

Tam da bu noktada DİSK’in tarihsel anlamı yeniden önem kazanıyor. DİSK, işçiye şunu hatırlatır: Haklar lütufla değil, mücadeleyle kazanılır. Masa başında değil, örgütlü güçle alınır. Ve en önemlisi, işçi sınıfı yalnızca mağdur değil, aynı zamanda değiştirme gücüne sahip bir sınıftır.

Ne var ki bugün sendikal hareketin önemli bir kısmı bu tarihsel iddiadan uzaklaşmış durumda. Mücadele dili yerini uzlaşma diline, sınıf siyaseti yerini dar kurumsal hesaplara bırakmış görünüyor. Oysa DİSK’in mirası, “idare eden” bir sendikacılığı değil, düzenle hesaplaşan bir sendikacılığı işaret eder.

DİSK’i gerçekten selamlamak, yalnızca yıldönümlerinde methiyeler dizmekle olmaz. DİSK’i selamlamak, onun kurucu ruhunu bugünün koşullarında yeniden üretmekle mümkündür. Yani:
İşçi sınıfının bağımsız siyasal hattını güçlendirmekle,

Grev ve direnişi meşru ve merkezi araçlar olarak savunmakla,

Genç işçileri, kadınları, göçmen emekçileri mücadelenin asli unsuru hâline getirmekle,

Sermaye düzenine karşı açık bir sınıf tutumu almakla mümkündür.

DİSK’in kuruluşu, bize hâlâ şunu söylüyor: Bu düzen değiştirilebilir. Ve bu değişimin öznesi, örgütlü işçi sınıfıdır.

O yüzden bugün söylenecek söz basittir:
DİSK’i selamlıyoruz; ama asıl olarak DİSK’in mücadeleci ruhunu yeniden ayağa kaldırma sorumluluğunu hatırlatarak… Türkiye’de 2 milyon çocuk işçinin olduğu, ayda ortalama 200 işçiinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği bir sistemde yapması gerekenleri hatırlatarak.
Çünkü kurtuluş, hâlâ ve her zamanki gibi, örgütlü mücadelededir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR