Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan, Diyarbakır’dan Zagros dağlarına ve Filistin’e uzanan verimli topraklara “Bereketli Hilal” deniliyor.
Güneş ilk kez buradan doğmuş, insanlık komşuluğa ve dayanışmaya bu topraklarda başlamıştı.
Buğday ilk kez burada ekmek olmuştu. Koyun, keçi ilk burada evcilleşmişti. İlk kentler, tapınaklar burada kurulmuştu.
İlk yazı burada yazılmış, ozanlar en güzel türkülerini burada söylemişti. Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun burada hayat bulmuştu.
Adem ile Havva burada yaşamış, Nuh Peygamber gemisini burada inşa etmiş, Kabe’yi inşa eden Halil İbrahim buradan gitmişti.
Bereket bu diyarlarda; tarladaydı, bağdaydı, bahçedeydi, dağdaydı.
Bereket renkteydi, dildeydi, inançtaydı. Yetmiş iki dil bu bereketli hilaldeydi.
***
Şairin dediği gibi;
“Ekmek herkese yetecekti aslında.
Tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami.
Geldikleri gibi gitmediler.
Kimi itini bıraktı, kimi bitini, kimi de piçini.
Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil.”
Artık Bereketli Hilal top mermilerinin dumanından görünmüyor.
Virane olmuş yurtlarında duman tütmüyor.
Kekliğin sesi, ceylanın nefesi, lalenin her renklisi yaşamıyor.
Sümer, Babil, Asur, Akad, Kaldea, Elam, Urartu, Hitit, Medler ve daha nice medeniyetleri kuran kadim halklar yok.
Kirmanşah dokuması al kuşağın, tespihin satıldığı bereketli pazarlar yok.
Artık pazarda silah var, mermi var, ölüm var, gözyaşı var.
Bereketli Hilal bugün bereketsiz, sevdasız, yetim ve kan ağlıyor.
Çocukların, anaların çığlıkları yürekleri dağlıyor.
Dicle ve Fırat Bereketli Hilal’a gözyaşı olmuş.
Burada yaşamak değil, ölüm kutsaldır!
***
Ahmet Arif böyle yazmıştı;
“Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!”
***
Binlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan halklar huzur görmedi.
Katliamlara, soykırımlara, göçlere zorlandılar.
Çocuk, yaşlı, hamile kadınlar vahşice öldürüldü.
Diline, inancına, kültürüne saygı gösterilmedi.
Ama kadim hakların bize bıraktığı mirası, çocuklarımız yüreklerinde taşıyor.
Ve onların yürekleri bu coğrafyada renkte, dilde, inançta özgür olacak.
Hep birlikte göreceğiz…
