HALKWEBYazarlarEdebiyatın Gücü: Zamyatin ve Orwell’in Işığında Geleceğe Bakış

Edebiyatın Gücü: Zamyatin ve Orwell’in Işığında Geleceğe Bakış

"Büyük Birader" artık dışarıda değil, doğrudan avucumuzun içinde.

0:00 0:00

Geleceğimizi tahmin etme konusunda bazen karmaşık veri analizlerinden çok, yıllar önce yazılmış, hatta döneminde yasaklanmış tozlu bir roman bugünkü hayatımızı daha iyi açıklayabiliyor. Edebiyat tarihinde, insanlığın geleceğine dair birer uyarı olarak ölümsüzleşen iki dev eser var: Yevgeni Zamyatin’in “Biz” ve George Orwell’in “1984”.

Pek çoğumuz Orwell’in dünyasını ve meşhur “Büyük Birader” figürünü biliriz. Ancak bu muhteşem eserin asıl kökeni, Zamyatin’in 1920’lerde Sovyet rejiminin gölgesinde yazdığı “Biz” romanına dayanır.

Zamyatin, 26. yüzyılda insanların isim yerine sayılarla anıldığı, herkesin camdan evlerde yaşadığı matematiksel bir hapishane hayal etmişti. Mahremiyetin suç sayıldığı bu düzende, “saklayacak bir şeyi olmayanın gizlenmesine de gerek yoktur” mantığı hakimdir.

Bugün sosyal medyada her anımızı paylaştığımız, şeffaf bir hayatı “özgürlük” sandığımız dünyayı düşününce, aslında Zamyatin’in cam duvarlı odalarında yaşadığımızı fark etmemek imkansızdır. Orwell ise bu tabloyu bir adım öteye taşıyarak, her hareketimizi izleyen “tele-ekranlar” aracılığıyla bir gözetim devleti inşa etti.

Günümüzde Zamyatin’in “Koruyucular”ı ve Orwell’in “Düşünce Polisi”, artık bizi her an izleyen dijital algoritmalara dönüştü. Artık tepemizde dikilen bir heykele gerek yok; cebimizdeki telefonlar kalp atışlarımızı izleyebilen, neyi seveceğimizi bizden önce bilen kontrol araçları haline geldi. “Büyük Birader” artık dışarıda değil, doğrudan avucumuzun içinde.

Bu iki eseri günümüz bağlamında okurken çıkaracağımız en acı ders şudur: İnsanı “makineleştiren” her düzen, önce onun hayal kurma yetisini elinden alır. Kendi “profilimiz” içine hapsolup birer sayıya dönüşürken, bireyselliğimizi dijital konfor uğruna feda ediyoruz.

Yüzyıl öncesinden gelen bu uyarının sesi bugün her zamankinden daha gür çıkıyor. Geleceği bu karanlık vizyonlardan kurtarmanın yolu; teknolojiyi insanın hizmetine sunmak ve bireyselliği algoritmaların sınırları dışında korumaktan geçiyor.

Anti-ütopya edebiyatı bize o meşhur soruyu sormaya devam ediyor: Kontrol adına özgürlüklerimizden ne kadar vazgeçmeye hazırız? Bu sorunun cevabı, geleceğimizin bir ütopya mı yoksa dijital bir hapishane mi olacağına karar verecek.

YAZARIN DİĞER YAZILARI