HALKWEBYazarlarKentte Muhtarlık: Kamu Hizmeti mi, Pahalı Bir Tebligat Ofisi mi?

Kentte Muhtarlık: Kamu Hizmeti mi, Pahalı Bir Tebligat Ofisi mi?

Dijital Devlet, Kurumsal Artıklar ve Kentte Muhtarlığın Israrı

0:00 0:00

Modern devlet, yalnızca yasalarla değil; kurumların işlevselliğiyle ayakta durur. Bir kurum, toplumsal ihtiyaca cevap verdiği sürece meşrudur. İşlevini yitirmiş ama varlığını sürdüren kurumlar ise devletin gücünü değil, zayıflığını gösterir. Çünkü bu tür yapılar, ihtiyaçtan değil alışkanlıktan beslenir.

Türkiye’de kamu yönetimi son on beş yılda büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Dijitalleşme, devletin yurttaşla kurduğu ilişkiyi köklü biçimde yeniden tanımlamıştır. Nüfus kayıtları, adres beyanları, ikametgâh belgeleri, sosyal yardım başvuruları, sağlık ve eğitim işlemleri artık fiziksel mekânlara bağlı olmaktan çıkmış; merkezi veri tabanları ve dijital doğrulama sistemleri üzerinden yürütülmeye başlanmıştır.

Bu dönüşüm yalnızca teknolojik değildir. Aynı zamanda siyasal ve yönetsel bir dönüşümdür.

Çünkü dijital devlet:

  • Aracıları azaltır
    Keyfiliği sınırlar
    Denetimi merkezileştirir
    Yurttaşı “rica eden” değil, hak sahibi konuma yerleştirir

Tam da bu nedenle dijitalleşme, yalnızca bürokratik bir kolaylık değil; iktidar ilişkilerini dönüştüren bir süreçtir.

Ancak bu genel dönüşüm tablosunun içinde dikkat çekici bir istisna vardır:
Kent merkezlerindeki mahalle muhtarlıkları.

Kurumsal Süreklilik mi, Kurumsal Donma mı?

Muhtarlık kurumu, Türkiye’de modern devletin henüz her yere nüfuz edemediği bir dönemin ürünüdür. Yerel bilgiye dayalı, yüz yüze ilişkilerle işleyen, devletin mahalleyle temasını sağlayan bir ara mekanizma olarak ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda tarihsel olarak anlamlı ve işlevseldir.

Ancak modern kamu yönetimi teorisinin temel ilkelerinden biri şudur:
Bir kurumun tarihsel meşruiyeti, bugünkü işlevini garanti etmez.

Kent merkezlerinde bugün:

  • Devlet her haneye nüfuz edebilmektedir
    Adres bilgisi merkezi veri tabanlarındadır
    Nüfus hareketleri anlık olarak izlenebilmektedir
    Sosyal politika dijital kayıtlar üzerinden yürütülmektedir

Bu koşullar altında muhtarlığın “devletin yerel gözü” olma iddiası nesnel karşılığını yitirmiştir.

Muhtarlığın İşlevsel Çözülüşü

Kent merkezlerinde muhtarlıkların geçmişte yerine getirdiği temel işlevler şunlardı:

  • İkametgâh belgesi düzenlemek
    Nüfus kayıt örneği vermek
    Seçmen listelerini güncellemek
    Sosyal yardımlar için yerel tespit yapmak

Bugün bu işlevlerin tamamı:

  • Ya tamamen dijitalleşmiştir
    Ya da muhtarlığın yetki alanı dışına çıkmıştır

Muhtarın verdiği belgelerin hukuki bağlayıcılığı kalmamıştır. Muhtar:

  • Karar alamaz
    Bütçe kullanamaz
    Kamu hizmeti planlayamaz
    İdari sorumluluk üstlenmez

Bu durum muhtarlığı yönetsel bir aktör olmaktan çıkarıp sembolik bir figüre dönüştürmüştür.

Fiilî İşlevin Daralması: Tebligata İndirgenen Kurum

Kent merkezlerinde muhtarlığın bugün fiilen yerine getirdiği tek düzenli faaliyet tebligattır.

  • Muhtarlıklar:
    Mahkeme ve icra tebligatlarını alır
    Vatandaş bulunamadığında kayıt düşer
    Evrak bekletir ve teslim eder

Bu faaliyet:

  • Yerel yönetim değildir
    Kamusal karar alma süreci değildir
    Demokratik temsil hiç değildir
    Bu, teknik olarak manuel bir büro hizmetidir.

Üstelik bu hizmet de artık zorunlu değildir. Çünkü tebligat sistemi büyük ölçüde:

  • e-Tebligat
    UYAP
    PTT dağıtım ağı
    üzerinden yürütülmektedir.

Bu noktada şu tespit kaçınılmazdır:
Kent merkezlerinde muhtarlık, dijital devletin içinde değil, dışında kalmış bir kurumsal artıklardır.

Rakamlarla Kurumsal Israrın Bedeli

Türkiye’de bugün tartışılması gereken konu, muhtarlık kurumunun tarihsel geçmişi değildir.
Tartışılması gereken, kent muhtarlığının bugünkü kamusal işlevi ile kamuya olan maliyeti arasındaki açık dengesizliktir.

Türkiye’de yaklaşık 31.900 kent (mahalle) muhtarı bulunmaktadır.
Bu muhtarların tamamının net 28.075 TL asgari ücret aldığı varsayıldığında, brüt ücret, SGK ve işveren paylarıyla birlikte aylık kamu maliyeti yaklaşık 37.000 TL’ye ulaşmaktadır. Bu tutar yıllık bazda 444.000 TL’lik bir personel gideri anlamına gelmektedir.

Muhtarlıkların yalnızca maaş gideri yoktur. En asgari düzeyde dahi ofis giderleri, elektrik, su, internet, kırtasiye ve zorunlu işletme masrafları oluşmaktadır. Bu kalemler eklendiğinde yıllık ortalama ek gider yaklaşık 30.000 TL’ye ulaşmaktadır.

Bu çerçevede bir kent muhtarının yıllık toplam kamu maliyeti, personel gideri olan 444.000 TL ile ofis ve işletme giderleri olan 30.000 TL’nin toplamı olarak yaklaşık 474.000 TL düzeyindedir.

Bu rakam 31.900 kent muhtarıyla çarpıldığında, kent muhtarlıklarının yıllık toplam kamu maliyeti yaklaşık 15,1 milyar TL olarak ortaya çıkmaktadır.

Aynı dönemde bir öğretmenin devlete aylık toplam maliyeti yaklaşık 90.000 TL’dir. Bu tutar yıllık bazda yaklaşık 1 milyon 80 bin TL’ye karşılık gelmektedir. Kent muhtarlıkları için ayrılan yıllık 15,1 milyar TL’lik kaynakla yaklaşık 14 bin öğretmenin istihdam edilmesi mümkündür.

Bu tablo yerel demokrasi ya da gelenek tartışması değildir. Bu tablo, öğretmen açığının derinleştiği, sınıfların kalabalıklaştığı, rehberlik ve destek hizmetlerinin yetersiz kaldığı bir eğitim sistemi karşısında kamusal kaynakların hangi alanlarda kilitlendiğini gösteren somut bir bütçe tercihidir.

Sorun kişilerde ya da emekte değildir. Sorun, işlevi büyük ölçüde sembolik hâle gelmiş bir yapının sürdürülmesi uğruna her yıl milyarlarca liralık kamusal kaynağın bağlanmasıdır. Bu durum, kurumsal atalete ödenen ağır ve süreklilik kazanmış bir kamusal bedeli gözler önüne sermektedir.

Bu, yalnızca mali bir veri değildir. Bu rakam, işlevini yitirmiş bir kurumun siyasal olarak neden korunmaya devam ettiğini sormayı zorunlu kılan bir göstergedir.

Bu noktada artık teknik tartışma bitmiştir. Asıl soru şudur:
Dijitalleşmiş, merkezileşmiş ve veriyle çalışan bir devlette; yetkisi olmayan, karar almayan ve hizmet üretmeyen bir kurum neden ısrarla korunur?

Bu sorunun cevabı bizi zorunlu olarak siyasetin alanına taşır.
Muhtarlık–İktidar İlişkisi: Aracılı Devlet, Sadakat Üretimi ve Denetimsiz Alan

Kent merkezlerinde muhtarlık, idari ve yönetsel işlevini büyük ölçüde yitirmiştir. Buna rağmen kurum yalnızca korunmamakta; siyasal tartışmanın dışına itilerek adeta “doğal” ve “dokunulmaz” bir unsur gibi sunulmaktadır. Bu durum, meseleyi teknik olmaktan çıkarır ve doğrudan iktidar ilişkileri alanına taşır.
Siyaset bilimi açısından temel bir ilke vardır:
İşlevini yitirmiş kurumlar kendiliğinden yaşamaz; siyasal olarak korunurlar.
Dolayısıyla asıl soru artık “muhtarlık ne işe yarıyor?” değildir.
Asıl soru şudur:
Muhtarlık, kime yarıyor?

Tarafsızlık Söylemi ve Fiilî Siyasallaşma

Muhtarlık kurumu hukuken partilerüstüdür. Muhtarlar siyasi partiler adına aday olmaz, parti listelerinden seçilmez. Bu durum, muhtarlığı görünürde “masum” bir yerel yapı haline getirir. Ancak siyasal teori bize şunu öğretir:

Tarafsızlık iddiası, çoğu zaman en güçlü siyasallaşma biçimidir.

Çünkü tarafsız görünen yapılar:

  • Hesap sorulamaz
    Siyaset dışı ilan edilir
    Eleştiriden muaf tutulur

Kent merkezlerinde muhtarlık tam olarak bu işlevi görmektedir. Hukuken tarafsızdır; fiilen ise iktidarın mahalleyle kurduğu ilişkinin sessiz taşıyıcısıdır.

Aracılı Devlet Mantığı: Kurumsallık Yerine Kişisel Temas

Modern devlet, kurallarla işler. Haklar kişilere değil, yurttaşlara tanınır. Oysa muhtarlık üzerinden işleyen kent pratiği, modern değil aracılı bir devlet anlayışını yeniden üretir.

Bu anlayışta:

  • Yurttaş doğrudan devlete ulaşmaz
    Bir “yerel aracıya” ihtiyaç duyar
    Hak, talep ve yardım kişisel temas üzerinden yürür

Muhtar bu noktada hukuki bir karar vermez ama erişim kapısı haline gelir. Bu kapının varlığı, kurumsal devletin zayıfladığını; kişisel temasın güçlendiğini gösterir.
Bu durum özellikle sosyal yardımlar alanında belirginleşir.

Sosyal Yardımlar: Yurttaşlıktan Sadakate

Hukuken muhtar sosyal yardım dağıtmaz. Bu doğrudur. Ancak pratikte muhtar:

  • Kimin “gerçekten ihtiyaç sahibi” olduğuna dair kanaat bildirir
    Liste önerir
    Yönlendirir, işaret eder

Bu süreçte yardım, nesnel ölçütlerden çok yerel ilişkilere bağlı hale gelir. Sosyal politika, bir hak olmaktan çıkar; şartlı bir ilişkiye dönüşür.
Akademik literatürde bu durum “clientelism” (müştericilik) olarak tanımlanır:
Devlet kaynakları, yurttaşlık temelinde değil; sadakat ve yakınlık temelinde dağıtılır.

Muhtarlık bu ilişkide:

  • Hukuken yetkisiz
    Fiilen etkili
    bir aktördür.

Tam da bu nedenle iktidar açısından kullanışlıdır. Çünkü:

  • Karar almaz ama yönlendirir
    Sorumluluk taşımaz ama etki üretir
    Denetlenmez ama belirleyici olur

Bu, modern sosyal devletin değil; patrimonyal siyaset geleneğinin karakteristik özelliğidir.

Seçim Süreçleri ve Yerel Bilgi Tekeli

Muhtarlık–iktidar ilişkisinin ikinci boyutu seçim süreçlerinde ortaya çıkar. Muhtarlar resmi olarak propaganda yapmaz. Ancak siyasal güç yalnızca propaganda değildir; bilgiye sahip olmak da güçtür.

Kent muhtarı:

  • Seçmen listelerini bilir
    Mahallenin demografik yapısını tanır
    Taşınanları, yeni gelenleri, yaşlıları, yalnız yaşayanları bilir

Bu bilgi, partilerden ve belediyelerden daha mikro düzeydedir. Üstelik:

  • Resmi görünürlükten uzaktır
    Denetim dışıdır
    “Doğal” kabul edilir

Bu nedenle muhtarlık, iktidar için düşük maliyetli ama yaygın bir yerel temas ve gözlem ağı işlevi görür. 31.900 mahalle muhtarlığı, ülke çapında dağılmış sessiz bir siyasal altyapı anlamına gelir.

Denetimsizlik: Yetkisiz Ama Hesapsız Bir Alan

Muhtarlığın siyasal olarak işlevsel olmasının bir diğer nedeni hesap dışı olmasıdır. Muhtar:

  • Belediye meclisine karşı sorumlu değildir
    Merkezi idare tarafından performans değerlendirmesine tabi tutulmaz
    Yetkisi olmadığı için hukuki sorumluluğu da sınırlıdır

Bu durum muhtarlığı siyasal sistem içinde gri bir alan haline getirir. Ne tam anlamıyla bir kamu görevlisi gibi denetlenir, ne de seçilmiş bir yerel yönetici gibi hesap verir.
Siyasal teori açısından bu tür alanlar iktidar için son derece elverişlidir. Çünkü:

  • Görünmezdir
    Normalleştirilmiştir
    Tartışılması zorlaştırılmıştır

Bu nedenle muhtarlık kurumu, dijitalleşme çağında işlevini yitirmiş olmasına rağmen ısrarla korunur.

Bu aşamadan sonra muhtarlık meselesi:
İdari reform konusu olmaktan çıkar
Bütçe tartışması olmaktan çıkar

Ve şu soruya dönüşür:
İktidar, yerel düzeyde neden kurumsal, şeffaf ve denetlenebilir ilişkiler yerine;
aracılı, kişisel ve hesap dışı temas biçimlerini tercih eder?
Bu soru, bizi doğrudan rejim tartışmasına götürür.

Muhtarlığın Kaldırılması: İdari Reform Değil, İktidar Biçimi Tercihi

Kent merkezlerinde muhtarlığın artık teknik bir gereklilik olmadığını açıkça göstermektedir. Dijitalleşmiş, merkezileşmiş ve veri temelli işleyen bir devlette muhtarlık ne yönetsel ne de hizmet açısından zorunludur. Buna rağmen kurumun korunması, tartışma dışı bırakılması ve hatta güçlendirilmesi, bizi kaçınılmaz olarak şu sonuca götürür:

  • Muhtarlık meselesi bir idari reform meselesi değildir.
    Bir iktidar biçimi meselesidir.

Bu noktada artık “kaldırılırsa ne olur?” sorusu ikincildir. Asıl soru şudur:
Muhtarlık kaldırıldığında hangi siyasal ilişki biçimi çöker?

Hizmet Açısından Değil, İlişki Açısından Bakmak

Kent merkezlerinde muhtarlığın kaldırılmasına karşı çıkan argümanların neredeyse tamamı “hizmet aksar” iddiasına dayanır. Oysa BÖLÜM I’de ayrıntılı biçimde gösterildiği üzere, muhtarlığın kentte fiilen yürüttüğü hizmetlerin tamamı ya dijital sistemler üzerinden yürütülmektedir ya da zaten başka kurumlar tarafından yerine getirilmektedir.
Tebligat, adres, ikamet, nüfus, seçmen bilgileri, sosyal yardımlar…

Bu alanların hiçbirinde muhtarlık zorunlu ve ikame edilemez bir rol oynamamaktadır.
Dolayısıyla ortada bir hizmet boşluğu yoktur.
Ancak muhtarlığın kaldırılmasıyla birlikte başka bir boşluk oluşur:
aracılı siyaset boşluğu.

Aracının Ortadan Kalkması Ne Anlama Gelir?

Muhtarlık, kentte iktidarın mahalleyle kurduğu ilişkiyi doğrudan değil; dolaylı biçimde yürütmesini sağlar. Bu dolaylılık, iktidar açısından üç kritik avantaj üretir:

1. Sorumluluktan kaçınma
Muhtar karar vermez; ama yönlendirir. Bu sayede iktidar, sonuçlardan doğrudan sorumlu tutulmaz.

2. Sadakat üretimi
Sosyal yardım, bilgi, erişim ve temas kişisel ilişkiler üzerinden yürütüldüğünde, yurttaşlık hakkı yerini minnet ilişkisine bırakır.

3. Denetimsizlik
Muhtar ne tam anlamıyla kamu görevlisi ne de yerel yönetici olduğu için denetim mekanizmalarının dışında kalır.

Bu üç unsur birlikte düşünüldüğünde muhtarlık, iktidar için düşük maliyetli ama yüksek verimli bir yerel kontrol aracı haline gelir.

Muhtarlığın Kaldırılması Neyi Bozar?

Kent merkezlerinde muhtarlığın kaldırılması:

  • Tebligat sistemini bozmaz
    Sosyal yardımı durdurmaz
    Yerel temsil ihtiyacını ortadan kaldırmaz

Ama şunu bozar:

  • Kişisel aracılık üzerinden kurulan siyasal ilişkiyi
    Sadakat üretimine dayalı yerel temas biçimini
    Denetimsiz ve görünmez etki alanlarını

Bu nedenle muhtarlığın kaldırılması, teknik olarak kolay; siyasal olarak zor bir adımdır. Zorluğu idari değil, politiktir.

Alternatifler Meselesi: Kurumsallık mı, Aracılık mı?

Kentte muhtarlığın kaldırılmasıyla ortaya çıkacak ihtiyaçlar, modern devletin zaten sahip olduğu araçlarla rahatlıkla karşılanabilir:

  • Tebligat → e-Tebligat + PTT
    Sosyal yardımlar → Belediye sosyal hizmet birimleri + dijital başvuru
    Yerel katılım → Mahalle meclisleri, dijital platformlar
    İletişim → Açık veri, doğrudan başvuru kanalları

Bu alternatiflerin ortak özelliği şudur:
Kişiye değil kuruma dayanırlar.

Tam da bu nedenle, bu modeller iktidar açısından daha az “esnek”, ama yurttaş açısından daha adil ve öngörülebilirdir.

Asıl Tercih Burada Ortaya Çıkar

Kent merkezlerinde muhtarlığın sürdürülmesi, devletin teknik kapasitesizliğinden değil; siyasal tercihinden kaynaklanmaktadır. İktidar, yerelde:

  • Kurallara dayalı
    Şeffaf
    Denetlenebilir
    Kurumsal
    bir ilişki yerine;
  • Aracılı
    Kişisel
    Sadakate dayalı
    Hesap dışı
    bir ilişki biçimini tercih etmektedir.

Muhtarlık bu tercih için idealdir. Çünkü:

  • Seçilmiştir ama siyasetsiz görünür
    Etkilidir ama sorumsuzdur
    Yaygındır ama görünmezdir

Sonuç: Muhtarlık Tartışması Bir Rejim Göstergesidir

Kent merkezlerinde muhtarlık meselesi, Türkiye’de iktidarın:

  • Devleti nasıl işlettiğini
    Yurttaşı nasıl konumlandırdığını
    Hak mı, ilişki mi esas aldığını

gösteren bir turnusol kâğıdıdır.

Bugün muhtarlık:

  • Kamu hizmeti üretmemektedir
    Yerel yönetim değildir
    Demokratik temsil mekanizması değildir
    Ama iktidar açısından işlevseldir.

Bu nedenle muhtarlık meselesi bir tasarruf, reform ya da bürokrasi meselesi değil;
iktidarın yerelle kurduğu ilişkinin aynasıdır.

Kent merkezlerinde muhtarlığın kaldırılması, devleti zayıflatmaz.
Aksine, devleti aracılardan arındırır.

Ve tam da bu yüzden, bu adım teknik olarak mümkün;
ama siyasal olarak rahatsız edicidir

YAZARIN DİĞER YAZILARI