HALKWEBYazarlarBatı Bloku için en iyi maşa, Batı Asya için ise büyük bela!

Batı Bloku için en iyi maşa, Batı Asya için ise büyük bela!

ABD Başkanı Donald Trump ise Geçici Hükumet güçlerinin IŞİD'lileri yakaladığını açıklayıverdi. Ne çabuk değil mi?

0:00 0:00

Yaklaşık altı yıl önce, dönemin Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Kürtlere ithafen yaptığı bir konuşmada, “ABD sizi korumayacak, sizi kalbine veya kucağına almayacak. Sizi kendi cebine koyacak ve takas için kullanacak” uyarısında bulunmuştu. Sanırım, bugün gerek Türkiye’deki gerekse Suriye, Irak ve İran’daki Kürt siyasî yapılanmalarının hatırlaması ve şapkasını önüne koyup düşünmesi gereken bir uyarıydı bu.

Zira şu birkaç gündür olanlar bu uyarıyı teyit eder nitelikte.

ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, artık IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) ile mücadele için Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) gerek kalmadığını söylemekle kalmadı. Haseke’nin idarî ve askerî entegrasyon planında anlaşması için Suriye Geçici Hükûmetinin SDG’ye dört gün süre tanıdığını duyurmasının ardından, bunun SDG’ye ‘eşsiz fırsat’ çağrısı olduğunu belirtti. SDG’den de ateşkese uyacağı açıklaması geldi. Pazartesi gecesi itibarıyla durum bu, yarın neler değişecek bilemiyoruz tabii!..

Aşiretlere Güvenip Sınırları Genişletmek

Esad bu uyarıyı yaptığı dönemde, Şam rejimini yok etmeye kararlı ABD, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği (AB), İsrail, Körfez ülkelerinden oluşan koalisyona gönüllü olarak katılan AK Parti iktidarının pazarlık masasında, bir koz olmak yerine, SDG, gerçekten Kürt nüfusunun ağırlıkta olduğu bölgelerde egemen olmayı tercih etmiş olsaydı, bir günde kendi bünyesinde yer alan Arap aşiretlerinin saf değiştirmesiyle karşı karşıya kalmayacaktı. İç savaş döneminde, ABD desteğinde IŞİD’e karşı mücadele eden YPG, yine Washington’ın yönlendirmesiyle nüfusuna oranla çok geniş bir bölgeyi kontrolü altına almıştı. Şimdi eğri oturup doğru konuşma zamanı… Bugün bazı Kürt kanaat önderlerinin, son saldırıların ardından kaybettikleri toprakların zaten Kürt toprağı olmadığını söylemesi biraz geç kalmış bir itiraf olmuyor mu? Zaten ambargo altında zorlanan Suriye’den yeraltı ve yer üstü zenginliklerini kopartarak, bugün Şam’da tekfirci selefîlerin iktidarı ele geçirmesinin yolunu açmış olmadılar mı?

Planı Yapanlar Fikir Değiştirmiş

O günden bugüne çok şey değişti. Belki de Rusya ve İran destekli Suriye Ordusu, o dönemde İdlib’de yuvalanan tekfirci selefî teröristleri tümüyle süpürmemekle en büyük hatasını yaptı. Süpürebilir miydi, o da ayrı bir mesele tabii… Sonuç malum, İdlib’den başlayan saldırı Şam’da son buldu ve Esad rejimi yıkıldı. Bunu ‘devrim’ diye kakalamaya çalışanlar, liberallerden siyasal islamcılara, aslında ne olup bittiğini bal gibi biliyor ama manipülasyonlarını sürdürüyor.

Şimdi, rejimin devrilişinin bir yıl ardından, belli ki koalisyon güçleri yeni bir plan peşinde… Suriye Geçici Hükûmeti ile SDG arasında varılan 14 maddelik kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşması, Suriye’de yıllardır süren fiilî bölünmeyi sona erdirme yolunda en kritik adım olarak kayda geçiyor derken, geçmediği anlaşıldı. Anlaşma; SDG’nin askerî varlığının tasfiyesini, petrol sahalarının devrini, PKK unsurlarının Suriye dışına çıkarılmasını ve Kürtlerin kültürel-dilsel haklarının anayasal güvence altına alınmasını aynı çerçevede buluşturuyordu. Ancak, asıl mesele özel statüydü. Geçici Hükûmet, önce Halep’teki iki mahalleyi, ardından Tabka ve Rakka’yı kolaylıkla ele geçirdikten sonra, el Colani gözünü kalan kentlere de çevirmiş görünüyor. Ve anlaşıldığı kadarıyla artık özel statü bile masada değil. Mazlum Abdi’nin Şam’da herhangi bir belge imzalamadan gerisin geriye dönmesi bunun açık kanıtı. Zaten anayasa olmadan bu tip mutabakatların ne anlamı olabilir ki!

El Colani Emperyalistler İçin Çok Kullanışlı Bir Oyuncak

Anlaşma kapsamında, Hey’et-i Tahrîr’üş Şâm (HTŞ) ve bağlaşıklarıyla, yani IŞİD, el Kaide, el Nusra artıkları ve taraf değiştiren SDG bünyesindeki bazı Arap aşiretleriyle birlikte Geçici Hükûmetin Rakka, Deyrizor, Tişrin Barajı, Ayn İsa ve Tel Abyad hattında çatışmasız şekilde kontrolü devralması, aynı zamanda koalisyonun SDG’yi şimdilik gözden çıkardığı anlamına geliyor. Bu son gelişmenin Kürt siyasetinde de bir tartışma ve gerilim yarattığını söylemek mümkün. Bu iki günlük kısa sürede dikkat çeken bir gariplik de vardı zaten. Artık Arap aşiretleri taraf değiştirdiğine göre SDG’den çok YPG diye adlandırılması daha makul olan güçlerin bir bölümü çekilirken, bir bölümü ise çatışarak çekilmeyi tercih etti. Anlaşılan o ki, örgüt içinde iki farklı yaklaşım belirginleşiyor. Bir yanda ABD ne derse onu yapanlar öte yanda ABD, AB ve İsrail’in kendilerini sattığını düşünenler var.

Dün ve bugün süren çatışmalar, eğer doğruysa şimdilik bir ateşkesle durulmuş gibi görünüyor. SDG’nin yaptığı açıklamaya göre, Geçici Hükûmet’in silahlı güçleriyle bir anlaşma yapılmış. SDG tarafı kendilerine yönelik bir saldırı olmadığı sürece, ateşkese uyacaklarını açıklamış. Geçici Hükûmet, eğer Arap kabilelerini kontrol edebilirse belki bu ateşkes kısa süreli de olsa sürebilir.

Artık Her Mutabakat Kadük Kalmaya Mahkum

Tüm bu gelişmelerin sonucunda, SDG güçleri Fırat’ın doğusuna çekilirken, Şam’a bağlı birlikler ülkenin en büyük petrol ve doğalgaz sahalarının denetimini yeniden ele geçirmiş oldu. SDG’nin en büyük kaybı ise Arap kabilelerinin taraf değıştirmesi ve YPG’nin yalnızlaştırılması sanırım.

18 Ocak Mutabakatı’na göre, en kritik başlıklar arasında SDG unsurlarının bireysel esasla Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıklarına entegrasyonu, sınır kapılarıyla petrol ve doğalgaz sahalarının Şam yönetimine devri ve Suriyeli olmayan PKK yönetici ve üyelerinin ülke dışına çıkarılması yer alıyordu. IŞİD tutukluları ve kamplarının sorumluluğu tamamen Suriye Geçici Hükûmetinin silahlı güçlerine geçecekti. Ve bu seri katillerin bir bölümü hapisten bir şekilde kaçtı, daha doğrusu serbest bırakıldı. İki taraf da birbirini suçluyor bu konuda, ancak unutmamak gerekir ki, şu sözde cumhurbaşkanının bile geçmişinde IŞİD kariyeri var. Bu kaçak kiralık katillerin olası Haseke operasyonunda kullanılmasını isteyenler de olabilir. ABD Başkanı Donald Trump ise Geçici Hükumet güçlerinin IŞİD’lileri yakaladığını açıklayıverdi. Ne çabuk değil mi?

Bu arada belirtmeden geçmeyeyim; şu yabancı ülkelerden gelmiş teröristlerin önemli bir bölümünün HTŞ ve bağlaşıklarının bünyesinde yer alan Uygur, Çeçen, Tacik, Afgan ve daha pek çok ülkeden el Kaide artıkları olduğunu bilmeyen yok! Ancak, onlardan söz edilmiyor. Hatta bugün bir kanalda sözde stratejist birine sunucu bu teröristleri hatırlattığında, aldığı cevap ikiyüzlülüğü net olarak ortaya koyuyor. Adam, utanmadan “HTŞ artık bir terör örgütü olarak görülmüyor” cevabını veriyor! Zaten son mutabakat artık yok hükmünde değil mi? O sebeple bunu tartışmanın bile âlemi yo!

Ehlileştirilmiş Işid Artıklarına Ayarı Tenef Verebilecekken

Gelelim medyanın yalan dolan ve çarpıtmalarına… Pespaye medyada, mutabakata ilişkin olarak aynı yalan dolan tekrarlanıyor: “Ateşkesten iki gün önce yayımlanan Kürt Hakları Kararnamesi ile 1962’den bu yana kayıtsız kalan Kürtlere Suriye vatandaşlığı verildi”. Bu sakız CHP ve DEM Parti’ye yakın medyada da çiğneniyor. Oysaki, Suriye’deki yerleşik Kürtlerin kimlik ve tapuları vardı. Kimlik verilmeyenler, Irak’ta Saddam Hüseyin’in hışmına uğrayan ve Suriye’nin kucak açtığı Kürt mülteciler ve sayıları da yaklaşık 300 bin kadardı. Ancak, hemen her kesim İhvancılar ve tekfirci selefî teröristlerin bu yalanına sahip çıkıyor!

Gelelim 18 Ocak Mutabakatı’na, ki anlaşıldığı üzere bu metni ne Muhammed el Colani yazmış ne de Mazlum Abdi’nin fikri alınmış! Bir gün içinde mutabakatın çöp olmasının bir sebebi bu. Bu durum, hem el Colani ile anlaşan Tel Aviv’e hem de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Katar’a uyuyor. Aslına bakarsanız; bu son yazılan hikâye, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ne (GOP) de cuk oturuyor gibi görünüyor. Ehlileştirilmiş IŞİD ile el Kaide kırması bir gücün egemen olduğu, eğer emirlere uymazsa hem ABD’nin kontrolünde olan Tenef’teki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), hem Tel Aviv hem de Ankara tarafından ayar verilecek bir yönetim oldukça kullanışlı görünüyor. Demek ki, şimdilik SDG’ye gerek yok, YPG bu koşulları kabul etmezse ciddi biçimde hırpalanacak.

Bu Hesap Ya Ters Teperse Ya Da Hesap Zaten Başkaysa…

Garip olan şu ki, Batı Bloku, HTŞ’ye açık destek vererek Suriye, Irak, Türkiye ve İran’da isteyerek ya da istemeyerek sınırlar ötesi birleşik bir Kürt hareketinin fitilini ateşlemiş bile olabilir. Sanki şu birkaç gündür öyle bir eğilim güçleniyor. Suriye’de özel statüye burun kıvrılır ve özerkliğin üstü çizilirken, bir bakmışsınız, uzun erimli ve ülkeler ötesi bir Kürt hareketi ortaya çıkmış. Yine manidâr bir durum, bu da GOP haritasına cuk oturuyor! Bölünmüş bir İran, her an Lübnan’ı İsrail ile işbirliği içinde ezecek bir Suriye, Gazze’yi bir re-export limanına çevirecek bir yahudi-hıristiyan limited şirketiyle yeni bir Batı Asya kurgusu… Yemen de hedefte ama İran parçalanır ya da kukla bir rejim başa getirilirse Yemen ile niye uğraşsınlar ki, o işi Suudi Arabistan çözer!

Peki ya dört ülkeye yayılmış Kürt nüfusu?.. Onun çözümü için de belki Kürdistan Demokrat Partisi (Partiya Demokrat a Kurdistanê-PDK) öne çıkarılır ki, Barzaniler buna dünden razı…

Daha İşbirlikçi Birileri Her Zaman Bulunur

Sanıyorum, şu birkaç hafta çok önemli olacak. Çünkü burası Batı Asya ve evdeki hesap pek çok kez olduğu gibi çarşıya uymayabilir. Mesela iki gündür Irak’ta bir hareket var. Haşdi Şabi Suriye sınırına yığınak yapıyor. Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi (IKYB) bu karmaşada Kürtlerin başat aktörü olup olamayacağını test ediyor. Türkiye’de Rojava’ya destek amaçlı gösteriler düzenleniyor. ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin nereye evrileceği ya da rafa mı kalkacağı başka bir sorun olarak önümüzde duruyor. Umarım ki rafa kalkmaz!

Bu meselenin İran İslam Cumhuriyeti’nde, Kürdistan Özgür Yaşam Partisinin (Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê-PJAK) hareketlenmesini getirip getirmeyeceği bir başka soru. Eğer ki Suriye Geçici Hükûmeti’ne bağlı silahlı güçler Haseke’ye operasyon düzenlerse ciddi bir iç savaşın gündeme gelmesi muhtemel. Haşdi Şabi bir rövanş almak için tetikte bekliyor. Sanırım, IKBY’nin hesabı; Suriye Kürt Konseyi (Encûmena Niştimanî ya Kurdî li Sûriyê-ENKS) üzerinden Demokratik Birlik Partisinin (Partiya Yekitiya Demokrat-PYD) gücünü aşındırıp ‘tüm Kürtlerin liderliği’ni ele geçirmek. Peşmergenin olası bir çatışmada YPG’ye destek verip vermeyeceği de belirsiz. Erbil ve Süleymaniye’deki tansiyona bakılırsa, böyle bir destek vermek zorunda kalabilirler. Hep birlikte göreceğiz.

Sonuçta KDP, AK Parti ile de, Suriye Geçici Hükûmeti ile de, Washington ile de, Tel Aviv ile de anlaşacak kadar ‘esnek’ olabilir. Milliyetçi, siyasal islama yatkın, bölgenin kaynaklarını küresel şirketlere açmaya hevesli… Emperyalistler için bundan iyisi Şam’da kayısı!

Herkesin Cevaplaması Gereken Sorular Var

Şimdi kendimi de dahil ederek farklı siyasî görüşte olanlara birkaç soru sorarak bitireyim.

Önce Kürt siyasetine: “Sürekli İhvan söylemiyle ‘diktatör Esed rejimi’ dediğiniz Beşar Esad yönetimini yıkmak için koalisyona destek vermeseydiniz, belki de bugün masada ‘Baas artıkları’ dediğiniz birileriyle özel statüyü garanti altına alamaz mıydınız?”, “ABD, Birleşik Krallık gibi tescilli satıcılara güvenmek yerine başka bir yol çizemez miydiniz?’, “Bugün eski bir IŞİD teröristiyle uzlaşma aramak en kötü seçenek değil miydi?

Şimdi soruyu AK Parti-MHP İttifakı’na yönelteyim: “Tüm bunlar olup biterken, HTŞ’ye baskı yapıp, Alevilere katliam yapmasını engellemek, Dürzîleri İsrail’in kucağına itmemek, Hıristiyanların ve Türkmenlerin adını koyarak haklarına sahip çıkıp, YPG ile görüşerek ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini Suriye’ye de taşımak ve fiili garantör rolünü Türkiye’nin üstlenmesini sağlamak mümkün değil miydi?”

Son soru da CHP’ye olsun: “Şu Suriye’de olup bitenlere, ‘Suriye’nin birlik ve bütünlüğü sağlanıyor’ diye destek vermek yerine, Suriye’de göz göre göre emperyalist uşağı bir İhvan-tekfirci selefî koalisyonuyla yönetilen bir terör devletine karşı alternatif bir plan sunamaz mıydınız?”

Zira o terör devleti, eğer bir gün Türkiye’de bağımsızlığı, yurtseverliği ve laikliği ön plana alacak bir iktidar gelirse, en büyük tehdit olmayacak da ne olacak?

YAZARIN DİĞER YAZILARI