Genel enflasyon kâğıtta düşerken mutfakta büyüyor. Bu sadece bir geçim derdi değil, topyekûn bir erimedir: Emekli değil, emek; aile değil, gelecek küçülüyor. Fedakârlık halktan istenirken imtiyazlılar büyümeye, sofralar ise eksilmeye devam ediyor.
Ekonomi ve Mutfak
2025 yılı boyunca “enflasyonun beli kırıldı” denildi, sunumlar pembe tablolarla süslendi. Rakamlar “düşüş” eğilimini müjdeledi ama asıl yıkım mutfakta mühürlendi. Genel enflasyon oranları baz etkisiyle aşağı çekilmiş olabilir; ancak sepete gerçekten temel ihtiyaçları koyduğunuzda —gıda, barınma, ısınma— ortaya çıkan tablo, resmi oranların fersah fersah üzerindedir. Vatandaşın enflasyonu, TÜİK’in sanal sepetine değil, kendi tenceresine göredir.
İstatistiksel Saklambaç ve İtiraf
Bu illüzyonun en taze kanıtı, bizzat ekonomi yönetiminin itiraflarında gizli. 2025’in son aylarında “beklentinin altında” açıklanan rakamların bir başarı değil, bir istatistiksel öteleme olduğu artık sır değil. Merkez Bankası Başkanı’nın Londra’da yabancı sermaye gruplarına yaptığı “Ocak-Şubat enflasyonu yüksek çıkacak” uyarısı, aslında Kasım ve Aralık ayında halktan gizlenen gerçeklerin itirafıdır. TÜİK eliyle 2025’i düşük kapatmak uğruna rakamları 2026’nın başına devreden bu anlayış, tezimizi doğrulamaktadır: Enflasyon bitmiyor, sadece takvim yaprakları arasında gezdiriliyor. Kasım’da saklanan, Aralık’ta ötelenen gerçekler; Ocak’ta halkın sofrasına balyoz gibi iniyor.
İki Enflasyon, Tek Hayat
Burada temel bir dürüstlük sorunu var. Bir yanda emekli maaşlarını belirleyen resmi kurum TÜİK, diğer yanda sokağın nabzını tutan ENAG.
2025 yılı bu devasa makasla kapandı: TÜİK yılı %30,9 ile kapattığını ilan ederken, sokağın gerçekliğini ölçen ENAG %56,1’i gösteriyordu. İşin en çarpıcı kısmı ise şudur: Bugüne kadar ilgili bakanlıklar veya Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, ENAG rakamlarına karşı tek bir somut suç duyurusunda bulunamadı. Milyonların maaşını doğrudan ilgilendiren bu “devasa fark” karşısındaki sessizlik, aslında ENAG rakamlarının zımnen (üstü kapalı) kabul edildiğinin en büyük kanıtıdır. Yalanlayamadıkları her rakam, vatandaşın cebinden çalınan hakkın tescilidir.
Kimin Fedakârlığı?
Bu tablo siyasal bir tercihtir. Bir yanda maaşı baskılanan milyonlar, diğer yanda krizden beslenen imtiyazlılar var. Madem fedakârlık gerekiyordu, neden bu yük hep aynı omuzlara bindi?
Aynı çağrılar neden şunlara yapılmadı:
Geçiş garantili otoyol ve köprü işletenlere,
Hasta garantili şehir hastanelerine,
Araç muayenesi adı altında halktan haraç toplar gibi bedel alanlara. 2026 başı itibarıyla tek bir araç muayenesi için ödenen bedel, asgari ücretlinin bir haftalık alın terine yaklaşmış durumda.
Sonuç / Uyarı
2027’de bir şey olacak, kuşkusuz. Ama o şey vaat edilen refah mı olacak, yoksa sandıkta büyük bir hesaplaşma mı?
“Eski Türkiye” masallarıyla halkı oyalayanlar, kendilerini “Eski Türkiye’nin siyasetçileri” olarak bulabilirler. Bu uyarım sadece iktidara değil; halkın bu derin sızısını sadece rakamlarla ele alan muhalefetedir de.
Ve elbet; sıcak stüdyolarda, halkın gerçeklerinden kopuk bir şekilde entelektüel dürüstlüğünü askıya alanlaradır sözüm. Burada iki tür yankı odası inşa edilmiş durumda: Bir yanda iktidarın her adımını rasyonalize etmeye çalışan statükocu-savunmacı kalemler; diğer yanda ise iktidarı haklı olarak eleştirirken, muhalefetin siyasal vizyonsuzluğunu kutsal bir sessizlikle örten asimetrik eleştiri aktörleri…
Her iki grup da demokratik denetim işlevini felç ederek halkın sofrasındaki yangını değil, kendi siyasal aidiyet alanlarını tahkim ediyor. Adı gazeteci ya da siyasal iletişimci olup, gerçekte bu kutuplaşmış düzenin birer aparatı haline gelenler; unutmayın ki kâğıt üzerindeki rakamlar gibi, sizin de inşa ettiğiniz o sahte gerçeklik hayatın sert duvarına çarpmaya mahkûmdur.
Benden söylemesi.

