10 Ocak akşamı Bitez’e doğru gidiyor olmamın sebebi, Bodrum’da İlerici Gençler Derneğinin (İGD) kuruluşunun 50’inci yıldönümünü kutlayacak, belki de 46 yıldır görmediğim mücadele arkadaşlarımı görecek olmamdı. İGD 5 Ocak 1976’da kurulmuştu, belki beş gün gecikmeli bir kutlamayla karışık anmaydı ama etkinliği düzenleyenler çok iyi bir şey yapmışlar, sağ olsunlar…
Her yerde olduğu gibi, özellikle de Ege’nin pek çok ilçesinde yaşı kemâle ermiş binlerce sosyalist var. Bir bölümü siyasette aktif, çoğu kendince geç kalmışlıkla ‘kişisel gelişiyor’ kimisiyse sadece öyle böyle yaşıyor. Bodrum’da aktif siyaset içinde olanların çoğu Sol Parti’de…
Bu ayrı bir yazı konusu olsun, ben bir mücadele tarihini hem olabildiğince mantıklı hem de içimdeki uhdeyle karışık anlatayım. 14-15 yaşlarındayken, 1978 yılında bir ütopya peşinde değil, nefret ettiğim bir sisteme karşı örgütlü mücade etmek için katıldım İlerici Liseliler’e… Hemen belirteyim, sisteme entegre olmuş bazı eski solcuların iki duble attıktan sonra ‘boşuna mücadele’den söz edip, dördüncü dublede yarı uyduruk kahramanlık hikâyeleri anlatan o vıcık vıcık sohbetlerini tiksinerek izlemiş biri olarak, hiç böyle bir pişmanlık yaşamadığımı belirteyim.
Hiç Pişmanlığım Yok Özeleştirim Çok!..
1980 öncesi başlayan bu örgütlü mücadeleyi ’12 Eylül Askersel Diktatörlüğü’ döneminde ve sonrasında, ta ki Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) lağvedilene kadar sürdürdüm. ’12 Eylül Askersel Diktatörlüğü’ dedim ya, belki garip bulanlar olabilir, o Türkiye Komünist Partisinin (TKP) saptamasıydı ve biz de bu tespiti benimsediğimizden… Hâlâ da doğru bir tespit olduğunu düşünürüm! Her neyse, TBKP lağvedildikten sonra Sosyalist Birlik Partisinin (SBP) kuruluş sürecine kadar devam ettirdim bu örgütlü çalışmayı. Birleşik Sosyalist Parti (BSP) sürecinde yer almak içimden gelmemişti açıkçası. Yaklaşık hayatımın yirmi yılı, İlerici Liseliler ile başlayıp TBKP’nin kapanmasına kadar sürmüş. Hiçbir pişmanlığım yok, özeleştirim çok!.. Kendimi acımasızca eleştirdiğim en önemli mesele ise on yıl kadar savrularak yaşamış olmam! O bir ahlâki muhasebe olarak gündemimde kalacak ölene kadar… Ancak gönül rahatlığıyla söylemeliyim ki, iyi ki İlerici Liseliler ile 14 yaşımda tanışmışım!

‘Şehirli’ ve Toplumla İç İçe
Niye mi ‘iyi ki’?.. Şu sebeplerle… İGD, diğer sosyalist örgütlere göre iç işleyişinde görece daha özgürlükçü bir örgüt olmuştu. Olabildiğince de ‘şehirli’ demem gerek, zira diğer örgütlerin pek çoğunda hâkim olan köy-kasaba kültürü bizde oldukça silikti. Kadın-erkek ilişkilerinden tutun örgütsel hiyerarşiye kadar… Eğtimie, okumaya daha fazla önem verirdik. Bunun birkaç sebebi olduğunu düşünüyorum; öncelikle tabii ki TKP’nin gençlik kolu olmak. Bu organik bağlantının getirdiği pek çok avantaj vardı: Mesela ‘Yolumuz işi sınıfının yoludur’ sloganı bir sloganın ötesindeydi. 80 öncesinde sendikalarda grev hazırlıklarına destek verirdik, işçilerin mücadelesini bilirdik bir ölçüde… Belki yine bu sayede uvriyerizmden uzak kalabilmiştik. Zaten Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (DİSK) genel başkanı Kemal Türkler TKP üyesiydi. TÖB-Der’de Birlik-Dayanışma hareketindeki öğretmenlerin önemli bir bölümü de öyle… O öğretmenlerden çok şey öğrenmiş, ilk gençlik heyecanlarımızı onlar sayesinde makulleştirmişizdir. Pol-Der’deki yurtsever sosyalist polisleri de unutmayayım. Ve tabii ki İstanbul Belediye Başkanlığı’na adaylığını koyan ve ciddi oy alan, örnek bir seçim çalışması yapan İlerici Kadınlar Derneği’ni (İKD) ve Bakia Beria Onger’i anmadan asla olmaz! Kadın haklarını gündeme getiren ve yaygınlaştıran, bugün ‘eşitlikçi feminizm’in öncüsü onlardı desek yeridir.
Hem Ülke Çapında Yaygın Hem Reel Sosyalizme Bağlı
İGD belki de bünyesinde en fazla genç emekçi üyeye sahip gençlik örgütüydü. Bir dönem babamın geçici görevi sebebiyle, 1979’da Batman’da geçirdiğim yazdan aklımda kalan, o zaman Siirt’in ilçesi olan bu kentte en örgütlü sosyalist gençlik örgütü İGD’ydi ve kardeş örgüt Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKD) ile birlikte hareket ederlerdi. Yani Kürt meselesine de uzak değildik. Demem o ki, hemen hemen tüm sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik kesimlerle bir şekilde irtibat içindeydi İGD…
Ve tabii sevabıyla günahıyla reel sosyalizmin takipçisi bir gençlik örgütüydük. Bu sebeple, 80 öncesinde de, 80 sonrasında Dünya Demokratik Gençlik Federasyonunun (DDGF) ve Uluslararası Öğrenci Birliğinin (UÖB) üyesiydi İGD. Misal ben, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki bir kongresine katılmıştım DDGF’nin… Nikaragualı Sandinistlerden Kübalı gençlere, Çekler’den Belçikalılar’a pek çok sosyalist gençle sohbet etme imkânına sahip olmuştum. Uluslararası dayanışmanın önemi iyi bilirdik anlayacağınız.
80 Sonrasında da Bitmeyen Mücadele
80 sonrasında abartmamak gerekir ama sokaklarda, caddelerde pullama, kuşlama yapma, pankart asma yeteneğine sahip yegâne örgütlerden biriydi İlerici Liseliler ve İlerici Gençler… Ve örgütlenmeye ara vermeden devam ediyorduk. Bu sayede, üniversitelerde öğrenci derneklerinin kuruluşunda önemli roller üstlenebildik. Şöyle diyeyim, 1980’lerin sonunda sadece İstanbul Üniversitesi’ndeki İlerici Gençlerin sayısı, bugün pek çok sosyalist partinin üye sayısından fazlaydı! Yayın organımız, gizlice basılan ‘İleri’nin eriştiği genç sayısı ise bunun kat be katı. Ve sadece lise ve üniversitelerde değil, mahallelerde de o zorlu koşullarda örgütlenme faaliyetleri sürüyordu. Kendimden bildiklerimi aktarayım; Gültepe ve Çağlayan’da da vardık, Esenler, Soğanlı ve Mahmutbey’de de, Ünalan, Maltepe ve Kartal’da da… 80 öncesine göre belki çok cılızdık ama vardık işte… Yanılmıyorsam, İGD’nin 80 öncesindeki üye sayısı ilk çemberdeki sempatizanları katarsak 50 bine yaklaşıyordu. Bitez’deki etkinlikte İGD tarihini özetleyen İGD Genel Sekreterliği yapmış Alaattin Taş’a göre çekirdek kadroların sayısı ise 13 bin 500’e ulaşmıştı. Sonrasında yok olmadı ama benim hesabıma göre yirmide biri kadar bir sayıya 80’lerin sonlarına doğru ancak ulaşabilmiştik.
Çağın Ruhuna Yenik Düşmek
Peki bu geleneğin, TKP’nin daha geniş, bir kitle partisi olmak amacıyla kendisini lağvetmesi doğru muydu? Bugün baktığımda hâlâ net bir cevabım yok. Sebep, reel sosyalizmin çökmesiydi sonuçta ve biz de o sistemin bir parçasıydık! SBP, BSP ve ÖDP’nin kuruluş çabaları da o amaçlaydı. Hiçbiri hedeflenenin kıyısına bile yaklaşamadı. Çocukluk hastalıkları, örgüt şovenizmi ve ideolojik deformasyan diye başlar onlarca sebep sayılabilir belki ama yetmez. Bazen çağın ruhu ‘çelik irade’yi galebe çalar, ideolojileri sulandırır, ahlâken lümpenleştirir! Bence sonuçta olan buydu.
İşte böyle bir mücadele tarihidir İlerici Gençler… Bugün İLD, İGD, İKD yine var ve aktif… ‘Tarihsel TKP’nin mirasçısı olduğu iddiasındaki dört sosyalist parti ve oluşum bu isimleri paylaşamıyor. TKP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Türkiye Komünist Hareketi (TKH) ve Toplumsal Kurtuluş Partisi 1920 (TKP1920)… Ve irili ufaklı gerçek ‘Tarihsel TKP’nin izinde olduğunu iddia eden oluşum var. Burada bu örgütleri eleştirmek ayıp olur, daha iyisini yapmak için çabalamadan!..
Mücadeleden Emekli Olmayı Seçmek Ruhun Cenaze Namazı Değil Midir?
Ve garip bir şey söyleceğim, belki kimisi Polyanacılık diyecek ama küresel sistemin çalkalandığı bu yıllarda, belki de yeniden böyle bir örgütlenmeye gereksinim var. Bugüne özgü, kesinlikle örgütlü, woke kültürün saçmalıklarını süzmüş, biraz geleneğe atıf yapıp gelecek hedefleri olan bir ya da birkaç oluşumun zamanıdır. Ortada ciddi bir eksiklik var değil mi?
Ve yine bir önerim olsun… Yahu dün gece 100 kişiden fazla insan vardı Bitez’deki otelde! Sadece o otelde bu kadar insan ve belki bir o kadarı daha var, çünkü çeşitli sebeplerle etkinliğe katılamayanlar olduğunu biliyorum. Yani herhangi bir sosyalist partinin ilçe örgütünden fazla! “İGD yaşıyor, savaşıyor” sloganları atmak güzeldir de, bir zamanlar İGD’li olanların siyasette hâlâ aktif olması daha güzel değil midir? Değil mi ki Sol Parti, TKP, TİP, TKH, TKP1920’de, odalarda, derneklerde koşturanlar, hatta ve hatta Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Vatan Partisi’nde bile aktif olanlar varsa… Hiçbirini mi beğenmiyorsunuz? Peki o zaman başka bir örgütlenmeyi engelleyen ne var ki! İGD’den emekli olunmaz değil mi? Nerede olursa olsun, her zaman yapacak bir şey vardır! Yarım asırdan daha fazla yaş almışlar için de… Ölene kadar katkı vermek en güzelidir!
