HALKWEBYazarlar32 Şikâyet, Tek Gerekçe: Yargıtay Birinci Başkanlığı’nın “İşleme Koymama” Pratiği Üzerine

32 Şikâyet, Tek Gerekçe: Yargıtay Birinci Başkanlığı’nın “İşleme Koymama” Pratiği Üzerine

0:00 0:00

Anayasa’nın 154. maddesi Yargıtay’ı adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak tanımlar. Yargıtay yalnızca bir temyiz makamı değildir; anayasal bir organdır. Kuruluşu ve işleyişi kanunla düzenlenir. Bu nedenle Yargıtay’dan beklenen yalnızca karar vermesi değil; hukuk devleti ilkesine uygun, denetlenebilir ve gerekçeli biçimde hareket etmesidir.

Anayasa’nın ruhuna ve normlarına herkesten ve her şeyden önce uyması gereken organlar, bizatihi anayasal organların kendileri değil midir?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2018/3363 Esas sayılı dosyasında verilen karar sonrasında, dosya içeriğine ve UYAP kayıtlarına ilişkin somut iddialar içeren 28.05.2019 tarihli şikâyet dilekçem, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı HSK Muhabere Bürosu aracılığıyla Yargıtay Birinci Başkanlığı’na iletilmiştir.

Bu başvuru üzerine Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 14.11.2019 tarihli ve 360 sayılı kararı verilmiş; “Yakınmanın konusu yargı yetkisinin kullanılmasından kaynaklanan bir konuya ilişkin ve iddialar soyut içerikli olduğundan dosyanın işlemden kaldırılmasına…” hükmedilmiştir.

Oysa; 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesi açıktır. Yargıtay üyeleri hakkında görevle ilgili veya kişisel suç iddialarında Birinci Başkanlık Kurulu, kendisine intikal eden ihbar ve şikâyetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte görürse bir ceza dairesi başkanını görevlendirir. Kanun “inceleyerek” karar verilmesini emretmektedir.

Bu çerçevede şu soru kaçınılmazdır: Şikâyetim sonrasında gerçekten bir inceleme yapılmış mıdır?

Daha sonra, bilgi edinme talebimin reddi üzerine Ankara 12. İdare Mahkemesi’nde açtığım iptal davasında, Yargıtay Başkanlığı’nın mahkemeye gönderdiği işlem dosyası incelendiğinde, kararın dayanağı olarak tek sayfalık bir “bilgi notu” düzenlendiği ortaya çıkmıştır.

Bu bilgi notunda şikâyet dilekçemin somut içeriğine girilmemiş, ileri sürdüğüm iddialar tartışılmamış; yalnızca dosyanın temyiz sürecine ilişkin olduğu ve şikâyete konu ilamların kimler tarafından imzalandığına dair yüzeysel bir kayıt yer almıştır.

Somut iddialar içeren bir başvurunun, içeriği değerlendirilmeden tek sayfalık bir notla sonuçlandırılması, kanunun öngördüğü “inceleme” yükümlülüğüyle nasıl bağdaştırılacaktır?
Daha sonra sunduğum yeni dilekçeler ve ek deliller bakımından da aynı yaklaşım sürdürülmüş; “daha önce karar verilmiş olduğu” gerekçesiyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.

Burada dikkat çekici bir karşılaştırma vardır. İdari personel hakkında yaptığım şikâyet üzerine Yargıtay Yönetim Kurulu tarafından Tetkik Hâkimi Emel Yurtsever Tosun görevlendirilmiş, yazışmalar yapılmış, müzekkereler düzenlenmiş ve dosya üzerinde işlem yürütülmüştür.

Buna karşılık Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlığı tarafından ceza dairesi başkanının görevlendirildiğine dair dosyada herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Benzer bir soruşturma süreci görülmemektedir.

Daha çarpıcı tablo ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ndeki tazminat davası dosyasına gönderilen belgede ortaya çıkmıştır.

Gerçek ve tüzel kişilere ait toplam 32 ayrı şikâyet kalemi sıralı biçimde yazılmış; her biri için aynı kalıp gerekçe kullanılarak işleme koymama kararı verilmiştir.

Listedeki 1 numaralı şikâyette “yakınmanın konusu yargı yetkisinin kullanılmasından kaynaklanan bir konuya ilişkin ve iddialar soyut içerikli olduğundan…” denilmiş; 9 numaralı şikâyette aynı ifade tekrar edilmiş; listenin sonundaki şikâyet için de aynı cümle kullanılmıştır.

Gerekçe değişmemekte, içerik tartışılmamakta ve inceleme ayrıntısı bulunmamaktadır.
Kararın altında ise Yargıtay Birinci Başkanı ve kamuoyunda hukuku en iyi bilen, deneyimli yüksek yargıçlar olarak kabul edilen üyelerin imzaları yer almaktadır.

Bu noktada mesele artık bireysel değildir.

32 farklı başvurunun tek kalıp gerekçeyle sonuçlandırılması hukuk tekniği midir; yoksa yüksek yargıda kapalı devre bir refleksin tezahürü müdür?

Kesinlik ilkesi hukuk güvenliği için vardır. Ancak kesinlik, somut inceleme yapılmadan ve gerekçe somutlaştırılmadan uygulanıyorsa hukuk güvenliği üretmez; hesap vermezlik üretir.
Bilgi edinme taleplerim “kurum içi işleyiş” gerekçesiyle reddedilmiş, açtığım iptal davası ve istinaf başvurusu da reddedilmiştir. Böylece inceleme yapıldığına dair şüpheyi giderecek hiçbir resmi belge tarafıma verilmemiş; ancak, mahkemeye gönderilen işlem dosyası içeriğinden inceleme yapılmadığı anlaşılmıştır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne gönderilen belge ise gerçek ve tüzel kişilerin şikâyetlerinin listelendiğini ve tek bir kalıp ifadeyle işleme konulmadığını ortaya koymuştur. Bu durum, etkili başvuru hakkı ve hukuk devleti ilkesi bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir sorundur.

Bu arada, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı ve HMK/46. madde hükümleri doğrultusunda hakimin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak açtığım tazminat davasını da reddetmiş olup, Yargıtay Birinci Başkanlığı’nın “işleme koymama” kararında ve yaptığı işlemlerde bir kusur görmemiştir.

Yargıtay Başkanlığı’ndan, hakimin hukuki sorumluluğuna dair açılan ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılan davalardaki kabul ve red oranları hakkında da yazıyla bilgi talep etmiştim. O talebimde red edildi ve reddedilmesi üzerine Ankara 15.İdare Mahkemesi’nde açtığım iptal davası da, Yargıtay Başkanlığı’nın bu konuda bilgi vermek için yapacağı çalışmanın yıllarca sürebileceğinden bahisle red kararı verdi. Duyumlara ve kendi çabamla elde ettiğim bilgilere göre ise bu şekildeki tazminat davalarının tamamına yakını red ediliyor.

Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni hukuk devleti olarak tanımlar. Hukuk devleti; gerekçeli karar, şeffaflık ve denetlenebilirlik demektir.

Anayasa’nın 154. maddesiyle kurulan Yargıtay’ın, bu ilkeleri herkesten önce uygulaması gerekmez mi?

Yargı mensupları denetlenemez hale geldiğinde, hukuk devleti kağıt üzerinde kalır.

Yüksek yargı kendisini etkili ve şeffaf biçimde denetleyemiyorsa, yurttaş hangi kapıya başvuracaktır?

YAZARIN DİĞER YAZILARI