“Türk pratik zekası” dendiğinde çoğu zaman gururlanıyoruz. Yoktan çözüm üretmek, zor anda bir çıkış yolu bulmak, işi bir şekilde yürütmek… Bunların hepsi doğru. Ama bir süredir bu kavramı överken önemli bir şeyi atladığımızı düşünüyorum.
Adına pratik zeka denen şey, çoğu zaman eşitliğin işlemediği, denetimin tutarlı olmadığı bir ortamda kestirme yoldan işini halletmenin bir yolunu bulma becerisidir. Bu her zaman sorun değildir; çoğu zaman ciddi avantajlar sağlar. Sorun, bunun başkasının hakkını ihlal etme pahasına yapıldığı noktada başlar.
Toplumların ahlak iklimi burada belirleyici oluyor. Güvenin düşük olduğu yerlerde insanlar ne birbirine ne de sisteme inanıyor. Kurallar içtenlikle değil, dıştan denetimle ayakta duruyor. Güvenin yüksek olduğu toplumlarda ise güven, baştan olduğu varsayılan bir durumdur.
Türkiye’de düğüm burada: Kurala uyan kaybediyor, bekleyen geride kalıyor; bu bir kültür değil, öğrenilmiş bir hayatta kalma biçimi.
11 Eylül’de İkiz Kuleler çöktüğünde ABD’deydim. İlk anlarda bina içindekilere “yerinizde kalın” denirken, dışarıdan arayan yakınlar “uçak çarptı, bekleme, hemen çık” demişti. Anlatılanlara göre birçok kişi bu ilk uyarıyla binayı terk etmişti. Daha sonra resmi tahliye kararı verildiğinde ise düzenli, tek sıra halinde çıkılması istenmişti. Ama buna da pek uyulmamıştı.
Bunu oradayken duymak tuhaf bir histi.
Güler misin, ağlar mısın…
Ama zor zamanda kendi başının çaresine bakma refleksi, yurdum insanı için olağandı.
Günlük hayatta bunu her yerde görüyoruz. Kuyrukta araya giren, “iki dakikalık işim var” diyerek sırasını öne çeken, tanıdık bularak işlemini hızlandıran, kurala uyanların beklemesini olağan sayan insanlar var.
Trafikte emniyet şeridini kullanan, herkes dururken kırmızıda geçen, “nasıl olsa kimse bakmıyor” diyerek kamusal alanı kendi lehine kullananlar da aynı yerde duruyor.
Kamu kurumunda eksik evrakla iş bitirmek, vergiyi eksik göstermek, başkasının emeğini kaynak göstermeden kullanmak da bu zincirin parçası. Her biri küçük gibi görünen ama başkasının hakkını sessizce eksilten davranışlar.
Bu tablo bir zeka meselesi değil, bir hak ve düzen meselesidir.
Düzen ve sistem boşluk bırakmadığında, sorunlar kestirme yollarla değil, kurallar içinde çözülür.
