HALKWEBYazarlarYerinde Duramayan Zihinler

Yerinde Duramayan Zihinler

Bu çocuklar sorun değil Yanlış yerde kalmış doğru zihinler.

0:00 0:00

Bir çocuk yerinde duramıyorsa hemen bir şey söylenir. Dikkatsiz denir, sabırsız denir, yaramaz denir. Oysa bazen mesele çocuğun kendisinde değildir. Mesele, onun nasıl düşündüğünü bilmeyen bir dünyadadır.

Ben yıllarca neden yavaşlayamadığımı anlayamadım. Herkes oturur, dinler, sabrederdi. Ben sıkılırdım. Çok çabuk sıkılırdım. Bir işe başlamak kolaydı ama devamı zor gelirdi. Zihnim sürekli başka bir yere kayardı.
Aynı anda bir sürü düşünce ve dürtü tarafından çekiliyordum.

O zaman bunun bir adı olduğunu bilmiyordum. Kimse de söylemedi. Dikkatsiz dediler. Aceleci dediler. Yerinde duramayan dediler. Oysa mesele yapamamam değildi. Aynı tempoda kalamamamdı.

Annem derdi ki; “Neden filanca gibi oturduğu yeri satın alan kızlardan olamıyorsun”

Ben olamadım.
Tekrar gerektiren, aynı ritimde ilerleyen işlerde mutlu olamadım.
Rutin ev işleri… bana göre değildi.

Ben tembel değildim.
Dikkatimi aynı şekilde sürdüremeyen biriydim.
Sorun çalışmamak değil, dikkatimi sürdürememekti.

İlgimi çeken bir şey varsa saatlerce başından kalkmazdım.
Bitmeden bırakmak istemezdim.
Ama ilgimi çekmeyen bir işte aynı şeyi yapamazdım.

Sonradan şunu anladım
Sorun dikkat eksikliği değilmiş

Dikkatim ilgiye göre çalışıyormuş

İlgim varsa odaklanıyordum
Yoksa sürdüremiyordum

Ve bu sadece düşünmekle ilgili değildi
Daha çok hissetmekle ilgiliydi.

İçimde bir huzursuzluk olurdu. Sanki orada kalmamam gerekiyormuş gibi

Kendimi bilinçli olarak da durduramıyordum
İstesem de olmuyordu

Bu bir tercih değildi; Bir histi

Bir şeyi daha geç fark ettim
Ben hep çok yönlü olduğumu düşündüm

Aslında mesele çok yönlü olmak değilmiş
Zihnim tek bir yolda kalmak istemiyormuş

Bir çıkış yolunu fark etmeden buldum. Basketbol oynamaya başladım. Yıllarca iyi geldi bana. Koşmak, terlemek, oyunun içinde kalmak… Zihnimi topluyordu. İlk kez şunu fark ettim. Sorun yavaşlayamamam değilmiş. Hızımı nereye koyacağımı bilmememmiş.

Enerjiyi bastırmak değil, doğru yere vermek gerekiyormuş.

Sonra kendi alanımı buldum. Plastik cerrahi. Orada her şey yerine oturdu. Çünkü bu alan benden teknik tekrar istemiyor. Düşünmemi, planlamamı, üretmemi istiyor. Aynı anda karar vermemi, çözüm bulmamı istiyor. Yani benim hızımı sorun olarak değil, işe yarayan bir şey olarak görüyor.

3 ayda yazdığım 100 ü aşkın köşe yazısıyla Halkweb’de yüzler kulübüne girdim. Bu alanda kendimi ifade etmemi sağlayan canlara minnettarım.

Açık söyleyeyim, beynim hızlı çalışıyor. Bunu artık saklamıyorum. Bu üretkenlik için şükrediyorum.

Ama bir yandan da içimde bir şey var.
Kırgınlık.

Yıllarca bu halimi anlamayan, beni herkesle aynı yere koyan, farkı görmeyen bir sistemin içinden geçtim. Beni yavaşlatmaya çalışan, beni “normal”e uydurmaya çalışan bir eğitim sisteminden.

Çünkü mesele sadece bir yere gelmek değilmiş
Mesele, ne olduğunun zamanında fark edilmesiymiş

Bugün bir tıp fakültesinde öğretim üyesiyim. Ameliyat yapıyorum, ders anlatıyorum. Ama geriye bakınca şunu çok net görüyorum. Ben tembel değildim. Disiplinsiz de değildim. Sadece farklıydım.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu denilen şey de tam burada duruyor. Ya hastalık diye tamamen tıbbi bir yere konuyor ya da “abartılıyor” diye yok sayılıyor. Oysa mesele biraz daha ince. Bu, beynin bazı sistemlerinin farklı çalışması.

Yani mesele istemek değil
Ayarlayabilmek

Bu her zaman avantaj değil. Bazen gerçekten zorlar. Okulu, işi, ilişkileri. O zaman destek gerekir. Ama doğru anlaşıldığında bu hız, bu enerji, bu düşünme biçimi ciddi bir güce dönüşebilir.

Bu hiç geçmedi.
Ama yönetmeyi öğrendim.

Bugün hala hızlı düşünüyorum. Hala çabuk sıkılıyorum. Bu değişmedi. Ama artık kendimi zorlamıyorum. Yönetiyorum.

Eskiden zihnim beni sürüklüyordu
Şimdi ben onu yönlendiriyorum

Bir de şunu fark ettim
Ben boş duramıyorum

Sürekli bir şey üretmem, bir şeyle uğraşmam gerekiyor. Eskiden bu beni yoruyordu. Şimdi bunun benim doğam olduğunu biliyorum. Doğru yere koyunca yük olmuyor. Aksine itiyor.

Ne zaman dağılacağımı, ne zaman ara vermem gerektiğini öğreniyorsun zamanla. Kendine kızmak yerine kendinle çalışmayı öğreniyorsun.

Çünkü mesele daha çok çabalamak değil; Doğru şekilde çabalamak

Bu çocuklara en çok yardımcı olan şey daha fazla uyarı değil. Daha iyi bir düzen. Kısa işler, net sınırlar, hareket alanı ve anlaşılmak.

Keşke biri bana daha çok “toparlan” demek yerine, nasıl toparlanacağımı gösterseydi.
Keşke biri beni düzeltmeye çalışmak yerine, nasıl düşündüğümü anlamaya çalışsaydı.

Biz hepsinden aynı şeyi bekliyoruz. Aynı şekilde oturmalarını, aynı şekilde öğrenmelerini. Ama herkes aynı değil. Aynı kalıba zorladıkça aslında zorlaştırıyoruz.

Bir çocuk sürekli uyarılıyorsa ama nasıl toparlanacağı hiç öğretilmiyorsa
orada sorun çocukta değil; yaklaşımda..

Bu yüzden mesele sadece tanı koymak değil; anlamak

Ben yolumu buldum.
Ama herkes bulamıyor.

Çünkü bir çocuğun hayatı çoğu zaman ne kadar zeki olduğuyla değil
ne kadar doğru anlaşıldığıyla şekillenir

Ve bazen en büyük değişim
çocuğu değiştirmeye çalışmayı bırakıp
onu gerçekten görmeye başladığımız anda olur

Bu çocuklar sorun değil
Yanlış yerde kalmış doğru zihinler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI