Yeni Şafak yazarı: Bal gibi rejim değişiyor

"Cumhuriyet rejimi değişikliği değil, 27 Mayıs rejiminin değişikliğidir"

Yeni Şafak Gazetesi Ankara Haber Müdürü Hüseyin Likoğlu, partili cumhurbaşkanlığı sistemini öngören anayasa değişikliği teklifiyle ilgili olarak “Meclis’te tartışılan Anayasa değişikliği bal gibi bir rejim değişikliğidir. Ama Cumhuriyet rejimi değişikliği değil, 27 Mayıs rejiminin değişikliğidir. Neyi değiştirmeye çalıştığımıza iyi bakmamız lazım. Bu aynı zamanda vesayet rejimini de tarihe gömecek bir değişikliktir” görüşünü savundu.

Hüseyin Likoğlu’nun “Bal gibi rejim değişikliği” başlığıyla yayımlanan (16 Ocak 2017) yazısı şöyle:

Türkiye’de sistem değişimini öngören Anayasa değişikliği paketi Meclis’te görüşülüyor. Teklif, muhtemelen Ocak sonu Meclis’te kabul edilecek. Mart sonu Nisan başında da halkın onayına sunulacak. Ana muhalefet partisi CHP’nin başından beri teklife yönelik çok sert eleştirileri var. Bu sertliğin Meclis’te şiddete dönüştüğüne de tanık oluyoruz. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘kanlı’, ‘beden çiğnemeli’ açıklamalarına bakıldığında, zaten Meclis’te aksi bir tablo beklemiyorduk. CHP lideri ve sözcüleri bu Anayasa değişikliğinin bir rejim değişikliği olduğunu söylüyor. Başbakan Binali Yıldırım ise ısrarla bir rejim değişikliği değil bir sistem değişikliği olduğunu vurguluyor.
Gerek MHP gerek AK Parti’nin Anayasa değişikliği ile rejimin değiştirilmediğine ilişkin değerlendirmelerine katılmıyorum. Bu Anayasa teklifi ile nelerin değiştirdiğine bakarsak, Sayın Kılıçdaroğlu’nun haklı olduğunu görürüz.

Anayasa değişikliği teklifinin özü Cumhurbaşkanlığı sistemi ve Cumhurbaşkanının partili olabilmesi. Diğer maddeler sistem değişikliği gereği olması gereken maddeler. Peki, partisiz ya da tarafsız Cumhurbaşkanı sistemi Türkiye’nin yönetim sistemine ne zaman girdi? 1960 darbesinin ardından yapılan Türkiye’nin ilk darbe Anayasası olan 1961 Anayasası ile. O Anayasa ile başka neler girdi Türkiye’nin siyasi hayatına?

27 Mayıs’ın getirilerini(!) iyi irdelemezsek Meclis’te görüşülen Anayasa değişikliği teklifinin neleri götürdüğünü(!) anlayamayız.

1923’ten 1961’e kadar Cumhurbaşkanları partiliydi. 61 Anayasası ile Cumhurbaşkanlarının tarafsızlığı benimsendi ve görev süreleri 7 yıla çıkarıldı. 27 Mayısçıların yeni sisteminin ilk Cumhurbaşkanı bağımsız ve tarafsız Cemal Gürsel oldu. Hem de Cumhuriyet tarihinin en demokratik seçimi ile(!) Cemal Gürsel’in karşısında aday olmak isteyen bağımsız Samsun Senatörü Ali Fuat Başgil’in şakağına silah dayatılarak kendisine mezar yeri gösterilmesi, 27 Mayıs rejiminin demokratik(!) kodları açısından çok önemli bir göstergedir.

Zaten Cemal Gürsel’den sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimine bakılırsa bu vakanın ne kadar işe yaradığı anlaşılır. 1966’da Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi’nin Meclis’te çoğunluğu olmasına rağmen Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’a “Cumhurbaşkanımız ol” diye yalvarmasının nedeni ancak Başgil’e yapılan bu demokratik(!) muamele ile izah edilebilir. Fahri Korutürk ve Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı serüvenini yazacak olursam bana ayrılan sütunlar yetmez.

Niyetim eski hesapları karıştırmak ya da Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri krizlerine atıfta bulunmak değildir. Türkiye bir Anayasa değişikliği sürecinden geçiyor ve bu değişiklik ana muhalefet partisi tarafından rejim değişikliği olarak lanse ediliyor.

Evet, Meclis’te tartışılan Anayasa değişikliği bal gibi bir rejim değişikliğidir. Ama Cumhuriyet rejimi değişikliği değil, 27 Mayıs rejiminin değişikliğidir. Neyi değiştirmeye çalıştığımıza iyi bakmamız lazım. Bu aynı zamanda vesayet rejimini de tarihe gömecek bir değişikliktir.

27 Mayıs’ta sadece darbe yapılmadı. Yeni bir rejim kuruldu. Bu rejimin temel yapı taşı Cumhurbaşkanlığı idi. Turgut Özal’a kadar bütün Cumhurbaşkanlarının asker şahsiyetler olması tesadüfi değildir. Özal’ın niye öldüğüne, Demirel’in 28 Şubat’ta neler yaptığına, Sezer’in nasıl seçildiğine, 367 garabetiyle Abdullah Gül’ün seçimine nasıl mani olunmak istendiğine bakarsak, bugünkü tartışmaları daha iyi analiz edebiliriz. Madem rejim değişikliğini kabul ettik, o halde artık yeni rejimde nelerin olmayacağını da kısaca hatırlatalım. Artık şakağına silah dayatılarak, kimse Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçtirilmeyecek. Meclis’in üzerinde savaş uçakları uçurularak, milletvekillerine “Benim adayımı seç” denilemeyecek. Kaset, şantaj ve tehditlerle hükümetler değiştirilemeyecek. Hükümet kurmak için Güneş Motel pazarlıklarının yapılmasına ihtiyaç kalmayacak. Hiçbir siyasi partiye “Şununla niye koalisyon kurdun ya da niye kurmadın” denemeyecek. Habis/ur ve 367 mucidi gibi hukukçular işsiz kalacak. Google’dan delil arayarak partilere kapatma davaları açılamayacak. Özetle ‘fırıldaklıkla’ hükümet değiştirilemeyecek. Başka bir ifade ile omzu kalabalık olanlar değil, seçmeni kalabalık olanlar iktidarı belirleyecek.

Anayasa değişikliği sürecinde CHP’de en fazla öne çıkan ya da çıkartılan isim şüphesiz Deniz Baykal’dır. Baykal’ın 367’nin mimarı olarak öne çıkartılması mutlaka önemlidir. Ancak ondan daha da önemli olan başka bir özelliği var Baykal’ın. 27 Mayıs öncesi darbeye zemin hazırlamak için CHP gençleri sokağa dökmüştü. Baykal o gençler içinde de önemli bir isimdir. Kimi iddialara göre Deniz Baykal’ın 5 Mayıs gösterileri sırasında Başbakan Menderes’in yakasına yapıştığı iddia edilir. Baykal’ın bu iddiayı zaman zaman yalanladığı da biliniyor. Bu iddianın gerçekliği bir tarafa, ama Baykal’ın 27 Mayıs öncesi gençlik hareketinin önemli ismi olarak, bugün 27 Mayıs rejimini ortadan kaldıran düzenlemeye karşı çıkan simge isim olması da dikkat çekici.

Son sözüm Meclis’teki kavgadan şikayet edenlere. Değiştirmekte olduğunuz rejim Başbakan Menderes ve iki bakan arkadaşının idam edilmesiyle tesis edilmiş. İşte siz böyle bir rejimi değiştirmek istiyorsunuz. Bırakın da o rejimin sahipleri bir iki yerinizden ısırsın.

Son dakika… Türkiye’de 9’u Çinli 12 kişi koronavirüs şüphesiyle hastaneye kaldırıldı

Aksaray'da 9'u Çinli işçi 3'ü Türk 12 kişi cornovavirüs şüphesiyle tedbir amaçlı müşahade altına salınrı.

Burhan Kuzu’nun “Ecevit deprem paralarıyla maaşları ödedi” sözlerine MHP’li Enginyurt’tan tokat gibi cevap

Eski AKP Milletvekili Burhan Kuzu’nun 17 Ağustos depremi mesajına o dönemin hükümet ortaklarından MHP’nin Ordu milletvekili Cemal Enginyurt’tan tepki geldi.

“Deprem Allah’tan yapacak bir şey yok” diyen vatandaştan deprem vergilerini soran yurttaşa: Vatan haini

Elazığ'da 39 yurttaşın hayatını kaybettiği depremin acıları sarılmaya çalışılırken medya da mikrofonlarını vatandaşa çevirdi. 

İstanbul’da Kanal ile Boğaz arasında mahsur kalacak 8 milyon insan ne olacak?

Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci, İstanbul’da beklenen büyük depreme ilişkin, “Kanal İstanbul bunun bir örneğidir. Güvenlik ve deprem odaklı çalışan bir zihniyet enerjisini ve parasını buraya vermez. Oluşacak ek riskler dahi sorun azaltmayıp, artıracaktır. Mesela depremde en hassas olan köprü ve viyadükler meselesi. Kanal ile Boğaz arasında mahsur kalacak 8 milyon insan ne olacak?” diye sordu.

Depremdeki ölümler göz göre göre gelmiş: Yardım sözü verdiler, hiçbir şey yapmadılar

Elazığ'da bir depremzede, 2010 depremi sonrası binaların çoğunda hasar oluştuğunu belirtirken, 'Sıvalarla buradaki çatlakları kapattılar. Karakol, belediye ve bakanlıktan geldiler. Yardım yapacağız diye söz verdiler. Ancak alakası kalmadı. Kimse yardım yapmadı. İnsanlar mecbur burada oturmak zorunda kaldı' dedi.
209,917BeğenenlerBeğen
4,674TakipçilerTakip Et