HALKWEBYazarlarYeni Dönemin Hitler’i: ABD

Yeni Dönemin Hitler’i: ABD

ABD gerçekten barışı mı savunuyor, yoksa dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirmeye mi çalışıyor?

0:00 0:00

Dünya siyaseti, uzun zamandır böylesine karanlık ve tehlikeli bir eşikten geçmemişti. Uluslararası hukukun, devletlerin egemenliğinin ve halkların yaşam hakkının giderek daha fazla hiçe sayıldığı bir dönemin içindeyiz. Bugün dünyanın birçok bölgesinde yaşanan krizlerin, savaşların ve müdahalelerin merkezinde ise giderek daha fazla Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel güç politikası bulunmaktadır.

Ortadoğu’da İran ile İsrail arasında tırmanan gerilim, Gazze’de yaşanan insanlık dramı ve ABD’nin bölgeye yönelik askeri ve siyasi hamleleri yalnızca bölgesel bir kriz değildir. Bu gelişmeler aynı zamanda dünyanın yeni bir güç düzenine zorlandığını da göstermektedir.

Bugün Washington yönetimi bir yandan İsrail’e sınırsız destek verirken diğer yandan İran’ı askeri tehditlerle ve ağır ekonomik yaptırımlarla kuşatmaktadır. Bu politika Ortadoğu’yu barışa değil, tam tersine sürekli bir savaş atmosferine sürüklemektedir.

Bu nedenle dünyanın birçok yerinde şu soru giderek daha yüksek sesle sorulmaktadır:
ABD gerçekten barışı mı savunuyor, yoksa dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirmeye mi çalışıyor?

Gazze’de İnsanlık Dramı ve İsrail

Bugün Ortadoğu’daki krizin merkezinde İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları bulunmaktadır.
Gazze’de yaşanan yıkım yalnızca bir askeri operasyon değildir; aynı zamanda büyük bir insani felakettir. Bombardımanlar altında yıkılan şehirler, yerle bir edilen hastaneler, susuzluk ve açlıkla mücadele eden siviller savaşın gerçek yüzünü gözler önüne sermektedir.
Bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü siviller, kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır. Bir halkın kolektif olarak cezalandırılması anlamına gelen bu saldırılar uluslararası hukuk açısından da ciddi tartışmalara yol açmaktadır.
Ancak bu süreçte İsrail’in arkasında güçlü bir siyasi ve askeri destek bulunmaktadır: ABD.
Washington yönetimi İsrail’e milyarlarca dolarlık askeri yardım sağlamaya devam ederken, Birleşmiş Milletler’de İsrail’i eleştiren kararların çoğunu veto etmektedir.
Bu tablo, uluslararası sistemde ciddi bir çifte standardı da ortaya koymaktadır.

İran’a Karşı Savaş Politikası

Ortadoğu’daki gerilimin bir diğer ayağı ise İran’dır.
ABD uzun yıllardır İran’ı ekonomik yaptırımlar, diplomatik baskılar ve askeri tehditlerle kuşatmaktadır. İran’ın nükleer programı bahane edilerek uygulanan ağır yaptırımlar, yalnızca hükümeti değil İran halkını da doğrudan etkilemektedir.
ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyon planları ve İsrail ile birlikte yürütülen gizli operasyonlar, bölgedeki gerilimi daha da tehlikeli bir noktaya taşımaktadır.
İran’a yönelik olası bir saldırı yalnızca iki ülke arasında kalmayacak; Lübnan’dan Irak’a, Suriye’den Yemen’e kadar geniş bir coğrafyayı etkileyebilecek büyük bir savaşın kapısını aralayacaktır.
Buna rağmen Washington yönetimi gerilimi düşürmek yerine askeri baskıyı artıran bir politika izlemektedir.

ABD’nin Dünyayı Kontrol Etme İsteği

ABD’nin müdahaleci politikaları yalnızca Ortadoğu ile sınırlı değildir.
Latin Amerika’da Venezuela’ya yönelik baskılar, ekonomik yaptırımlar ve siyasi müdahaleler bunun en açık örneklerinden biridir.
Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olan Venezuela yıllardır ABD’nin ekonomik ve siyasi baskısı altındadır. Washington yönetimi ülkenin iç siyasetini yönlendirmeye çalışmış, muhalif hareketleri desteklemiş ve Maduro yönetimini devirmek için çeşitli girişimlerde bulunmuştur.
Bu müdahaleler Latin Amerika’da büyük tepkiyle karşılanmaktadır. Çünkü bölge halkları ABD’nin uzun yıllardır süren müdahaleci politikalarının acı sonuçlarını çok iyi bilmektedir.
ABD’nin küresel güç arayışı yalnızca Latin Amerika ile de sınırlı değildir.

Grönland: Yeni Emperyal Hayaller

Son yıllarda dünya siyasetinde en çok tartışılan konulardan biri de ABD’nin Grönland üzerindeki talepleri olmuştur.
Danimarka’ya bağlı olan bu devasa Arktik adasının satın alınması veya kontrol altına alınması fikri Washington tarafından açıkça dile getirilmiştir.
Bu teklif ilk bakışta sıra dışı görünse de aslında ABD’nin küresel güç stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmiştir.
Grönland zengin doğal kaynakları ve stratejik konumu nedeniyle büyük güçlerin ilgisini çeken bir bölgedir. ABD’nin bu adayı kontrol altına alma isteği dünya siyasetinde yeni bir emperyal genişleme arayışı olarak yorumlanmıştır.
Bir NATO müttefikinin toprağına göz dikmek modern uluslararası hukuk açısından son derece tartışmalı bir durumdur.
Bu nedenle Avrupa’da birçok siyasetçi ve akademisyen bu yaklaşımı sert biçimde eleştirmiştir.

Dünya Yeni Bir Güç Mücadelesine Sürükleniyor

Bugün yaşanan gelişmeler bize tehlikeli bir gerçeği hatırlatmaktadır.
Dünya yeniden büyük güçlerin egemenlik mücadelesine sahne olmaktadır.
Ortadoğu’da savaşlar büyürken, Latin Amerika’da müdahaleler sürerken ve yeni stratejik bölgeler üzerinde kontrol mücadeleleri yaşanırken uluslararası sistem giderek daha kırılgan bir hale gelmektedir.
ABD’nin askeri gücünü ve ekonomik yaptırımlarını kullanarak dünya siyasetini şekillendirmeye çalışması, küresel barış açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır.

Son Söz;

Gazze’de yıkılan şehirler, İran’a yönelik tehditler, Venezuela’daki müdahaleler ve Grönland üzerindeki talepler tek bir gerçeği göstermektedir: dünya giderek daha saldırgan bir güç politikasının gölgesine girmektedir.
Eğer uluslararası hukuk ve diplomasi yeniden güçlendirilmezse bu gidişat daha büyük çatışmaların kapısını aralayabilir.
Çünkü tarih bize bir gerçeği defalarca göstermiştir: hiçbir güç sonsuz değildir. Dün dünyayı ateşe veren Hitler’in kurmak istediği düzen nasıl tarihin çöplüğüne gittiyse, bugün dünyayı savaşlarla, müdahalelerle ve baskılarla şekillendirmeye çalışan güçlerin kurmaya çalıştığı düzen de kalıcı olmayacaktır.
Çünkü dünya tek bir güce değil, halklara aittir.
Dünya Hitler’e kalmadı, ABD’ye de kalmayacak.
Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın barış ve dayanışma.

YAZARIN DİĞER YAZILARI