“Yeni DİSK”in Devrimci DİSK olması işçi başkanla mümkündür…

DİSK’in bu yılki 53’üncü kuruluş yıldönümü 16’ncı Genel Kurulla çakıştı. 

İyi de oldu… 

Ama gelin görün ki, “garp cephesinde” hâlâ değişen bir şey yok. 

Geçen yıl 52’nci kuruluş yıldönümünü “ayağa kalktığımız yer” dedikleri Saraçhane Meydanı’nda kutlamışlardı. O zaman biz kendilerine; “DİSK’i ayağa kalktığı yere değil; ayağa kalktığı günlere götürmeden olmaz.” demiştik.

Demez olaydık. Yeni DİSK’çiler ısrarla ve inatla DİSK’i ayağa kalktığı günlerden uzaklaştırmayı sürdürüyorlar. 

Bu yıl da Haliç Kongre salonunda uluslararası konferans düzenleyerek ve yanına bir de kitap tanıtımı yaparak yasak savdılar. 

Uluslararası katılım dedikleri de; Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC), Arap Sendikalar Konfederasyonu (ATUC) gibi birçoğu emperyalistlerin güdümündeki ajan sendikal örgütlerden oluşan kurumlar. 

Örneğin, beş kıtadaki 130 ülkeden 97 milyon üyesi olan Dünya Sendikalar Federasyonu (World Federation of Trade Unions – WFTU) ile bir bağ kurmazlar. 

Oysa Nakliyat-İş Sendikası; geçen yıl olduğu gibi bu yıl da TÜVTÜRK Muğla Şanlıurfa, Kütahya, Karabük, Kastamonu, Real, Makro, Uzel Makine direnişleri ile DİSK’in ayağa kalktığı günleri yeniden yaşatmaya devam ediyor. 

DİSK’in kuruluşu direnişlerden, grevlerden süzülüp gelen mücadele geleneğiyle başarıldı. Yarım yüzyıl sonra ise, aynı mücadele geleneğini devam ettiren işçilere ve üyesi sendikalara selam bile vermiyor “Yeni DİSK”çiler. 

Çünkü bunların sınıf diye bir dertleri kalmadı. DİSK başkanı olanlar kısa yoldan milletvekili oluyorlar ya herkes pusuya yatmış beklemede.

Nereden nereye, değil mi?

Evet, bugün DİSK, kendisini salonlara hapseden teslimiyetçi bir anlayışın elinde. 

Geçmişte de Demirel’li kutlamalar yapmışlardı. O Demirel ki; yetmişli yılların başında, “DİSK’in çanına ot tıkamak” için ya da DİSK’i ortadan kaldırmak için özel yasal değişiklikler yapmıştı. Ama DİSK’li işçiler o dönem 15-16 Haziran Şanlı Direnişi ile bu saldırıyı püskürtmüşlerdi. 

Yeni DİSK’çilerse; gerçek DİSK’i bu mücadele geleneğinin fersah fersah uzağında tutmaya devam etmekteler.

Yukarıda demiştik, elliüçüncü yıl onaltıncı kongre ile çakıştı. 

Maalesef, kongre yönünden de garp cephesi yine hep aynı.

Yine kongre oyunları, yine delege pazarlıkları. 

Geçmiş dört yılın edilgen, mücadeleden uzak duran, sınıf uzlaşmacı, teslimiyetçi politikaları bir kez daha teyit edecek genel kurul, yazık ki…  

DİSK’in kuruluş ilkelerinden uzaklaştırıldığı bir dönemde, adına tarihine ve mücadele geleneğine sahip çıkacak bir yönetim belirlemek yerine çeşitli sendikal-siyasal denge hesaplarıyla listeler oluşmakta.

Çok basit bir örnek;

DİSK Genel Kurulu 400 delegeden oluşmaktadır. Bu dört yüzün 206’sı Genel-İş sendikasının delegeleri. Yani delegasyonun yarıdan fazlası bir sendikaya ait. 

Böyle demokrasi mi olur, devrimcilik mi?

Tek sendika koskoca konfederasyonda her şeyi belirliyor. 

Bu antidemokratik durum da DİSK’in tüzüğünden kaynaklanıyor. 

Tüzüğün “Genel Kurulun Oluşumu”nu düzenleyen 10’uncu maddesinde, her sendika için ikişer delegelik verdikten sonra kalan delege sayısı, sendikaların ödedikleri aylık aidatın miktarına göre dağıtılmakta. Yani gerçek üye sayısının bir önemi olmadan ne kadar aidat ödersen o kadar delegeyi kapıyorsun. Başka bir anlatılma “parayı veren düdüğü çalıyor” DİSK’te.

Bu Genel Kurul’da da iki delegesi olan ve bir gün bile işçiliği olmayan Arzu Hanım tekrar başkan adayı. 

Tabi 206 delegesi olan Genel-İş’in desteği ile… 

Yarımız olan kadınımızı mücadelenin en ön safında görmekten elbette mutluluk duyarız. 

Ancak sırf kadın diye de prensip yanlışına düşülmesine izin verilemez. Ya da kadın başkanın sendikal politikalarına itiraz edilmemesi de oportünizmin dik alâsıdır. 

Örneğin Yeni DİSK’in yönetimi ve kadın başkanı geçen dönem, Amerikancı Kürt hareketinin etkisine girdikçe; işçi sınıfının ideolojisinden, devrim ve sosyalizm mücadelesinden uzaklaşmıştır. Taleplerini; düzen içi sınırlara çekmişler, patron örgütleri, hükümet temsilcileri ve diğer sarı sendikacılardan oluşan Ekonomik Sosyal Konsey, Üçlü Danışma Kurulu vb. yerlerde “sosyal diyalog”, “toplumsal sözleşme” arayışlarıyla sınıf uzlaşmacılığı yaparak işçi sınıfı davasını boş verdiler. 

Burada da durmadılar; AKP hükümeti ve Avrupa Birliği ortak projesi olan “Birlikte Varız” “Türkiye’de Sosyal Diyaloğun Geleceğini Birlikte Şekillendirmek” konferansına katıldılar, 17 Ocak 2019’da.

Devam ettiler; Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK)’in ev sahipliğinde; Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Türk-İş, Hak-İş, başkanlarıyla “Birlikte Mümkün Türkiye” toplantısına katıldılar. 

Son 1 Mayıslarda; 1 Mayıs Alanı Taksim’den vazgeçip Bakırköy Pazar çukurlarına, Maltepe dolgu alanlarına gittiklerini çok eleştirdiğimiz için, burada tekrar girmeyelim… 

Bu toplantıların hiçbirinde en küçük bir sınıfsal eleştiri, sınıfsal çözüm önerisi yok. Başta Ortadoğu olmak üzere Dünya Halkları üzerine ölüm yağdıran Emperyalistlere karşı tek bir kelime yok. 

Hoş, olsa da kimin evinde, kime ne anlatıyorsun?

Dolayısıyla bu DİSK; işçilerin, emekçilerin, halkın, devrimcilerin DİSK’i değildir, bu haliyle de olamaz. 

Tam da bu noktada Nakliyat-İş; üyesi Kader İpek Altunbulak’ı Genel Başkanlığa aday göstererek, 16’ncı Genel Kurul’da devrimci bir hamle yaptı. Bu hamlenin yukarıda belirtilen kastlaşmış delege yapısı içinde yankı bulacağı hiç olası değil. Ancak, DİSK’teki hızlı gericileşmeye karşı bir panzehir etkisinin olması bakımından, yüreğinde azıcık devrimci değer kalmış delegenin seçeneksiz bırakılmaması açısından çok önemli bir adımdır. 

Meslek Lisesi kimya bölümünü bitirdikten sonra işçiliğe başlayan Kader Hanım; Real Market’te 17 yıl bilfiil işçilik yapmış, oradaki sendikal örgütlenmeyi başarmış öncü işçilerdendir. 

Gelgelelim 2017 yılında hileli iflasla kapatılan iş yerinden sarı sendikacıların ihaneti sonucu birikmiş tazminat alacaklarını dahi alamamış, o günden bu yana Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde yaklaşık 3 yıldır (tam 30 aydır) militan bir direnişin de öncülüğünü yapmaktadır. 

Niçin aday olduğunu şöyle açıklıyor Kader Hanım:

Her türlü zorluğa, gözaltılara, açılan ceza ve tazminat davalarına karşın parababaları düzenine ciğeri beş para etmez sarı sendikalara teslim olmadık, olmayacağız.

“30 aydan beri direnen bir kadın işçi olarak, DİSK’in Adına, Tarihine, İlkelerine, Geleneklerine sahip çıkmak, parababalarının işçi düşmanlığına ve sarı sendikacılığa karşı mücadeleyi örgütleyip daha da ileriye taşımak için;

“Kemal Türkler, Abdullah Baştürk, Kenan budak, İsmet Demir, Necmettin Giritlioğlu, Recep Vurmuş’un mücadelelerine, Dünya Sendikalar Federasyonu’nun (DSF) ilkelerine, Enternasyonal Mücadeleye sahip çıkmak için DİSK Genel Başkanlığına adayım.”

Evet DİSK’in bu genel kurulunda iki kadın aday yarışacak. 

Birisi 17 yılı bilfili işçilikle geçmiş 3 yıldır da militan bir direniş mücadelesi yürüten, resimleri bile eylem elbiseli olan Kader Hanım…

Diğeri; bir gün bile işçiliği olmayan, üyesi olduğu sendikada hiçbir örgütlenme yapmayan, Dr. Arzu hanım.

Kader hanım; üyesi olduğu Nakliyat-İş’le eylemden eyleme koşarken, Arzu Hanımın üyesi olduğu Sağlık-İş sendikasında yaprak kımıldamıyor.

Çünkü Kader hanım; işçi sınıfının örgütlü gücüne inanıyor ve güveniyor..

Evet, DİSK’in makûs talihi ancak ve ancak İŞÇİ BAŞKAN’la yenilir…

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

209,699BeğenenlerBeğen
4,904TakipçilerTakip Et