Yargı’da tuz koktu derken, meslek birliğimizde gerizler patladı…

Yargıyı ve polisi ele geçiren Ortaçağcı yılan yuvası tarikatlarla AKP iktidarının CIA tarafından senaryosu yazılan operasyonlarla masum insanları yıllarca cezaevinde yatırdığını, haklarında ağırlaştırılmış müebbet dahil onlarca yıl hapis cezası verdiğini gördük, yaşadık.

Özellikle siyasi davalarda polis fezlekesinin iddianameye, iddianamenin de nihai karara dönüştürüldüğü yargılamaları da gördük, görüyoruz, yaşıyoruz.

Mahkemelerde; inatla ve ısrarla savunma yapmanın, deliller sunmanın, isnat edilen suçla dosyadaki deliller arasında hiçbir nedensellik bağının olmadığını kanıtlamanın da bir Kıymet-i Harbiyesi’nin olmadığını ve hep “imamın bildiğini okuduğu”nu gördük, görüyoruz, yaşıyoruz.

Özellikle “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçundan hakkında soruşturma açılan onbinlerce insan (26 bini aşmış durumda) hakkında savcılarca takipsizlik kararı, yargıçlarca beraat kararı vermenin “kelle fiyatına” olduğu, istisnai bazı durumlarda beraat kararı veren yargıçların da “süründürüldüğü” bir yargımız var şu anda.

Öyle ki, bu davaların periyodik bir biçimde Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’nca takip edilip mahkemelerden rapor istendiğini de biliyoruz, görüyoruz.

OHAL hukuku uygulanan cezaevlerinde avukatların hâlâ potansiyel suçlu muamelesine maruz kaldıkları da malumunuz.

Yargı’da tuzun koktuğunu gösteren benzer örnekleri çokça sayabiliriz. Bunlara karşı gücümüzün yettiğince kesintisiz bir mücadelenin içindeyiz.

Gel gelelim, meslek örgütümüz Türkiye Barolar Birliği (TBB) de yukarıdaki hukuksuzlukları aratmayacak bir çürüme içinde.

Son günlerde, Birliğimizin de yargıdaki bu kokuşmuşluktan bin beter bir keyfilik ve (hukuksuzluk değil) kanunsuzluk içinde olduğunu gördük.

Çok mu acımasız olduk?

Hayır!

Çünkü son süreçte yapılan iş ve işlemler, alınan kararlar hiçbir şekilde akılla, mantıkla, hakla, hukukla, yasayla bağdaşır değil.

Bilindiği gibi, Avukatlık Yasasının 115/2’inci maddesi çok açık.

“Birlik Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü hallerde veya en az on baronun yönetim kurulları yazı ile isterse Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırır.”denilmektedir.

On iki Baro da bu hükme göre Olağanüstü Genel Kurulun toplanmasını yazılı olarak istemiştir. Fakat TBB Yönetim Kurulu’nca üçe karşı altı oyla alınan kararla; “Her ne kadar sayıya ilişkin şekil şartı gerçekleşmiş olsa da, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na ve yerleşik içtihatlara göre, olağanüstü genel kurulun seçimli yapılabilmesi, sadece başkanlık makamının boşalması durumunda olabilir. Dolayısıyla seçim talepleri hukuka aykırıdır.” gerekçesiyle talep reddedildi.

Avukatlık Yasasının neresinde, hangi maddesinde Birlik olağanüstü genel kurulunun toplanması için “sadece başkanlık makamının boşalması” koşulu aranmıştır?

Böyle bir değerlendirmenin hem de meslek örgütümüzce yapılmış olması çok acıdır.

Yani olmayan bir kuralın varmış gibi yutturulmaya çalışılması hukuka takla attırmaktan da öte taammüden hukuku katletmekten başka bir şey değildir. Bunlar açıkça yalan söylüyorlar ve toplumu yanıltmaya çalışıyorlar. Dahası avukat camiasının aklıyla dalga geçiyorlar.

Sadece bununla da yetinmiyorlar, “Baroların ve TBB’nin organları kanunda belirlenmiş sürelerin sonuna kadar görev yaparlar.” diyerek üst perdeden ahkâm kesmeye devam ediyorlar ve yine yalan söylüyorlar.

Bırakalım TBB’yi, herhangi bir siyasi parti, sendika, kooperatif ya da dernek gibi tüzel kişilikte “organların görev süreleri dolmadan olağanüstü genel kurul toplanmaz” diyebilmek de açıkça hukuksuzluktur, keyfiliktir. Dahası örgüt içinde azınlık haklarını yok sayan antidemokratik bir davranıştır. Seçilmiş yöneticileri, iki seçim dönemi arasında denetimsiz kılarak hesap vermekten azade tutmaktır. Hukukta da böyle bir mantığın yeri yoktur.

Tüzel kişilerde örgüt içi demokrasiyi yaşama geçirmek için denetleme kurulu gibi organlarla birlikte olağanüstü genel kurul düzenlemelerine de yer verilmiştir. Bunun aksini savunan TBB Başkanı ve diğer yöneticileri hukuk fakültesi diplomalarını çöpe atmalılar.

Kimseyi kandırmasınlar, böylelerine hukukçu falan denmez.

Anlaşılan, red gerekçeleri arasında saydıkları “Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili makam ve mercileriyle kurduğu etkili diyaloglar”la bunlar da hukuksuzluğu meslek edinmeye başladılar.

Zira 2019 Adli Yıl açılışına gidip hazırola geçtikleri Kaçaksaray; 1. derece doğal ve tarihi SİT alanı olan ve Mustafa Kemal’in vasiyeti ve şartlı bağışı hiçe sayılarak Atatürk Orman Çiftliği’ne hançer gibi saplanmış bir yapıdır.

Buranın mukimi de; Ankara 11’inci İdare Mahkemesi’nin verdiği ve Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun onayladığı durdurma ve yıkım kararına karşı “Güçleri yetiyorsa gelsinler yıksınlar” diye yargıya-hukuka meydan okuyan biridir.

Her şey bir yana, böylesi sembolleşmiş bir hukuksuzluğu ve 2014 yılında Danıştay kuruluş yıldönümünde kendisine yapılan “edepsizlik yapma” hakaretini sineye çeken ve hiçbir şey olmamış gibi kabullenen bir Birlik Başkanı’nın bağımsız savunmayı temsil etmesi elbette mümkün değildir.

Kaldı ki, 2016 yılına kadar hiçbir adli yıl açılış töreni yürütmenin mekânlarında yapılmamıştır. Yürütmenin başı ayakta alkışlanmamış ya da konuşma yapmamıştır. Tam tersine, sadece Yargıtay Başkanı ve Barolar Birliği Başkanı’nın hukuksal sorunlara ilişkin eleştiri yüklü konuşmalarını dinlemişlerdir.

Öyleyse halkımızın deyimiyle “eski köye yeni adet” niye?

Bunun amacı; AKP’giller ve reisinin yargıyı teslim aldıklarının ya da AKP’nin hukuk bürolarına dönüştürdüklerinin ve buna TBB’yi de alet ettiklerinin açıkça ilanıdır.

İşte buna itiraz eden Baroların olağanüstü genel kurul talepleri son derece meşru ve yasaldır.

Olağanüstü genel kurul çağrısını reddeden TBB’den peşpeşe istifalar

Ancak şunu da teslim etmeliyiz ki, Barolar türlü nedenlerle, süreci sıcağı sıcağına yürütmediler-yürütemiyorlar.

Herkes farklı hesapların içinde.

Örneğin, bugünkü dijital çağda on Baro’nun kısa sürede seçimli olağanüstü genel kurul kararı alması ve eş zamanlı olarak bunu TBB’ye iletmesi mümkün iken, ilk taleplerini geciktirmeleri ve bazı baroların “seçimsiz olağanüstü genel kurul” kararı almaları Feyzioğlu’na zaman kazandırmıştır.

Hatta bazıları, 22 Eylül’de yapılan Başkanlar Kurulu toplantısında özeleştiri yapılacağı beklentisi içine girmişler ve bu umutları da boşa çıkmıştır.

Kürt illerindeki Barolar, Kuzey Suriye’deki harekata kadar süreçten uzak kalmışlar ve Feyzioğlu Akçakale’de “savaş muhabirliği”ne soyununca davranışa geçmişlerdir.

Hal böyle olunca, Adli Yıl açılışından bu yana geçen zamanda tepkiler yatışmış, Feyzioğlu’nun eli rahatlamıştır. Hukukun üstünlüğünü, örgütiçi demokrasiyi savunan hiçbir hukukçunun kaleme alamayacağı (sanki Kaçaksaray’da yazılmış) gerekçelerle Baroların Olağanüstü Genel Kurul talepleri reddedilmiştir.

Özetçe, şu anda TBB’nin başında bulunan zat bir Tayyip karikatürüdür.

Keyfiliğin, haksızlığın, hukuksuzluğun, kibrin, kariyerizm hastalığının esiri olmuştur.

Bu nedenle de sağlıklı düşünme yetisini kaybettiği gibi, bugün olağanüstü genel kurul yapmaktan korktuğu delege yapısı ile 1,5 yıl sonraki olağan genel kurulda seçimi kazanma hesabı içindedir.

Başka bir anlatımla, bugün güvenemediği delegeleri, 1,5 yıl içinde kuracağı “delege pazarında” avlamayı hedeflemektedir. Ya da herhangi bir torba yasanın içine konulacak bir madde ile TBB seçim sistemini Feyzioğlu’nun başkanlığını garantileyecek bir usulü getirirlerse hiç şaşmayalım.

Tacettin Çolak

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

210,629BeğenenlerBeğen
4,582TakipçilerTakip Et