Emperyalist güçlerin Orta Doğu politikası artık yalnızca bölgesel bir mesele değil; küresel bir felaketin fitilini ateşleme potansiyeli taşıyan tehlikeli bir oyuna dönüşmüş durumda. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri, NATO ve onların bölgedeki müttefikleri, “istikrar” ve “güvenlik” söylemleriyle yürüttükleri müdahalelerle aslında derin bir kaos mimarisi inşa ediyor.
Orta Doğu’nun enerji kaynakları, jeopolitik konumu ve kırılgan siyasi yapısı, onu büyük güçlerin satranç tahtasına çevirmiş durumda. Ancak bu satrançta taşlar halklar, bedel ise kan ve yıkım. Irak’tan Suriye’ye, Libya’dan Yemen’e kadar uzanan müdahale zinciri, geride parçalanmış devletler, milyonlarca mülteci ve nesiller boyu sürecek travmalar bıraktı.
Bugün gelinen noktada, bölgesel gerilimler yalnızca yerel aktörler arasında değil; Rusya, Çin ve Batı blokunun doğrudan karşı karşıya geldiği çok katmanlı bir güç mücadelesine evrilmiş durumda. Bu tablo, klasik vekâlet savaşlarının ötesine geçerek doğrudan çatışma riskini artırıyor. Her yeni askeri hamle, her yeni üs, her yeni silah sevkiyatı, küresel bir savaşın bir adım daha yaklaştığını gösteriyor.
Asıl tehlike ise bu politikaların kontrolsüzlüğünde yatıyor. Emperyalist stratejiler kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli felaketleri görmezden geliyor. Diplomasi yerini tehdide, müzakere yerini silaha bırakırken, dünya giderek geri dönüşü zor bir uçuruma sürükleniyor.
Üçüncü Dünya Savaşı bir kehanet değil; yanlış politikaların, açgözlülüğün ve güç hırsının doğal sonucudur.
Orta Doğu’da ateşle oynayanlar, sadece bölgeyi değil, tüm insanlığı yakacak bir yangının sorumluluğunu taşıyor. Bu yangın başladığında ise ne sınırlar kalacak ne de kazananlar.
