Ulusal çıkarlar için başka neleri sakladınız, saklıyorsunuz?

201,488BeğenenlerBeğen
8,818TakipçilerTakip Et

Aylardır açıklanan koronavirüs tablosundaki vaka sayılarının gerçeği yansıtmadığını ve gerçek sayıların çok daha fazla olduğunu söyleyen kim varsa ‘vatan haini’ ilan edildi.
Örneğin Dr. Serdar Savaş’a Satır Arası’nda ‘bu rakamlar doğru mu?’ diye sorduğumda “Eğer tek bir şehir içinse doğru olabilir. Eğer değilse bunun doğru olma ihtimali yok” demişti.

Türk Tabipler Birliği de aylardır aynı şeyi söylüyor ve gerçek vaka sayılarının açıklanmasını istiyor. Onlar da terörist ve vatan haini ilan edildi.

Sonra ne oldu?

Her hakikatin er geç ortaya çıkma huyu olduğu gibi, bu konuda da hakikat ortaya çıktı.
CHP Ankara Milletvekili Murat Emir’in ele geçirdiği belgede, 10 Eylül günü 157 bin 975 kişiye koronavirüs testi yapıldığını ve bu testlerden 29 bin 377’i pozitif çıktığını açıkladı. Oysa Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, aynı gün için hasta sayısını 1512 olarak açıklamıştı!

Yalanı daha fazla sürdürmek artık mümkün olmayınca, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca önce “Testi pozitif çıkan ancak belirti göstermeyenleri hasta saymıyoruz ve tabloda göstermiyoruz’ dedi.

Oysa salgının ilk günlerinden bu yana hem Bakan Koca, hem Bilim Kurulu üyeleri hem de pek çok doktor asıl tehlikeli olanın belirti göstermeyen hastalar olduğunu ve bunların ‘Süper bulaştırıcı’ olduğunu söylüyordu.

Sağlık Bakanlığı ‘en tehlikeli’ dediği bu grubu hasta bile saymıyormuş meğer!

Peki bakanlık neden aylardır bu yalanı söylemeyi sürdürüyordu?

Nedenini bir gün sonra Fahrettin Koca açıkladı: “Salgınla mücadele sürecinde devletimiz, halkının sağlığı kadar ulusal çıkarlarını da korumaktadır”

Duygulanmamak mümkün mü!

Öyle koca yürekli bir bakan ki, ulusal çıkarlar için ulusa yalan söylemeyi bile göze almış!
Aylardır hem Bakan, hem Bilim Kurulu üyeleri hem de, nasıl yapsak da iktidarı övsek diyen koro,“Türkiye salgın konusunda dünyanın en başarılı ülkesi. Rakamları tartışmaya açanlar iktidarın başarısını kıskananlar” demiyor muydu?

“Koca koca ülkelerde vaka sayıları bizden kat be kat fazla, bari bu konuda hükümeti takdir edin be kardeşim” diye yazı yazanlar mesela, mahcup olmuşlar mıdır?

Peki bu durumda biz ölüm sayılarına nasıl inanacağız?

Bakan diyor ki, “Ölüyü diri, diriyi de ölü gösteremeyiz.”

Ancak ‘ölülere bile oy kullandırtmak’ gibi bir sicili olan iktidarınızın bunu bile yapabileceğini bir kenara bırakırsak, ölüm nedenlerini saklayabileceğinizi tabii ki hepimiz biliyoruz.
Bugüne kadar sosyal medyaya yansımış onlarca örnek var. Ölüm nedeni farklı yazmasına rağmen Kovid-19 protokollerine göre defnedilmiş çok sayıda ölüm vakası var.

Tüm verilerin doğru olduğunu kabul etsek bile bu ‘ulusal çıkar’ meselesi yeterince bir konu değil mi?

Şundan 8-10 yıl önce ‘halkın kendisinden saklanacak nasıl bir ulusal çıkar-devlet sırrı olabilir’ diyerek kozmik odayı Çarşamba pazarına çeviren bir iktidarın, gerçekten ulusun çıkarı için bazı bilgileri sakladığına inanmamızı nasıl beklersiniz?

Acaba bu ulusal çıkar dediğiniz şey, sizin artık ulusun kendisi olarak görmeye başladığınız partiniz ve saray ile çevresinde yaşayan bir avuç mutlu azınlık olabilir mi?
Aylarca halka yalan söyleyip, sonra da o halkı sorumsuzlukla suçlamak gibi bir arsızlığın nasıl bir savunması olabilir?

Günlerdir vatandaşa ‘ahmak’ demeye varacak manşetleri atan koca koca gazetelerin yayın yönetmenleri çıkıp özür dileyecek mi?

“Hükümet hem sizi hem de bizi ahmak yerine koydu” diye.

Tüm kapalı otoriter rejimlerde, halkın menfaatini halktan daha çok savunan bir parti/parti devleti vardır.

Bir yandan halk dalkavukluğu ve popülizm yaparken aslında halkı eşek yerine koyarak iktidarlarını sürdürürler.

Halkı uyandırmak isteyenleri ‘hain’ilan ederek halka linç ettirirler ve enayi yerine koydukları o halkın sırtından saltanat sürmeye devam ederler.

Devlet eliyle aylarca söylenmiş ’vaka sayısı’ yalanı ortaya çıktıktan sonra bir arkadaşım aradı.

Kendisi devlet memuru. Söylediği şey şu; “Ben açıkçası vaka ve ölüm sayıları konusunda yalan söyleyebileceklerine hiç ihtimal vermemiştim. Bu konuda bile yalan söyleyen bir iktidarın hangi konularda ne yalanlar söyleyebileceklerini düşünmek artık uykularımı kaçırıyor. Dünyada salgın kontrol altına alınırsa memuriyeti de bırakıp başka bir ülkede yaşamayı düşünüyorum”

Evet tablo bu!

Hani o dışarıdaki milyonlarca işsiz gencin ‘kapağı atmaya’ çalıştıkları devletin memuru, kapağı attığı devleti yönetenlerin kendisine alenen ‘yalan’ söylemesini içine sindiremiyor.
Şimdi ben, o çıkarını düşündükleri için yalan söyledikleri ulusun bir ferdi olarak soruyorum ve bilmek istiyorum. Bize başka hangi konularda yalan söylediniz ve söylemeye devam ediyorsunuz?

Siz doğrusunu söyleyin, sizi ortaya seçen ulusun kahir ekseriyeti o yalanları söylemenizde sakınca görmüyorsa zaten sorun yok sizin açınızdan, yine size kendilerine yalan söyleme yetkisini size verecektir. (Nitekim kimi sokak röportajlarında ve köşe yazılarında bunun işaretlerini ‘Vardır devletin bir bildiği’ şeklindeki açıklamalarla gördük.)
Hadi söylediğiniz yalanların doğrusunu belki söylemeyeceksiniz ama, hangi konularda yalan söylediğinizi bu halkın bilmeye hakkı yok mu?

Yalanlarla uyutulmuş bir halkı yönetmenin kolaylığının tadını aldınız tabi, bilen ve sorgulayan bir halkı yönetemeyeceğinizi siz de pekala biliyorsunuz.

İşte bu yüzden ‘havuz medyası’ denen dünyanın o en alçak düzenini kurdunuz ve yalanlarınızı halka yutturmaları için halkın milyonlarını bu alçaklara ödüyorsunuz.

Her suçunuz affedilse bile bu asla affedilmeyecektir.

O kapatmaya çalıştığınız Anayasa Mahkemesi, bir gün Yüce Divan vasfıyla bu yalanlarınızın hesabını soracaktır.

Hazırlıklı olun. Pislikle aranıza mesafe koyup nedamet getirin.

Hani hep yaptığınız tavsiye varya; maske-mesafe-hijyen.

Ben de size bir tavsiyede bulunayım; pişmanlık-itiraf-istifa.

Kendinizi düşünmüyorsanız sevdiklerinizi düşünün! (Bu da mesajın etkili olması için yapılan duygusal vurgu)

Yazarın Diğer Yazıları