HALKWEBYazarlarTürkiye'de Öğretmenlik Krizi

Türkiye’de Öğretmenlik Krizi

Öğretmenlik krizinin çözümünün, öğretmenlik mesleğini krize sokanlarda olmayacağı aşikârdır.

0:00 0:00

TDK’ye göre kriz; bir ülke, kuruluş veya bireyin yaşamında görülen güç dönem, bunalım veya buhran (ekonomik/siyasi) olarak tanımlanır. Fransızca kökenli bu kelime, mecazen tehlikeli an, hastalıkların dönüm noktası, bir şeyin aşırı kıtlığı veya ani istek anlamlarına da gelmektedir. Kriz, bir sistemin dengesini bozan ani ve ciddi bir durumu ifade eder.

OECD (Teaching and Learning International Survey) Uluslararası Öğretme ve Öğrenme Anketi-2024’e göre, en önemli öğretmenlik sorunlarından biri yeterli donanıma sahip öğretmen eksikliğidir. TALIS için görüşülen ortaokul idarecilerinin %23,0’ü yeterli donanıma sahip öğretmen sıkıntısından dolayı okullarında nitelikli eğitim kapasitesinin sınırlandığını söylüyor. Türkiye’de durum OECD ortalamasına yakındır: Bu eksiklik ilkokulda %21,34, ortaokulda %22,7 ve %29,1 olarak beyan edildi.

Türkiye’de öğretmenlik mesleği krizdedir! Fakat, OECD ülkelerindeki krizin nedenleriyle değil, başka nedenlerle, Türkiye’ye özgü nedenlerle krizdedir!

Türkiye’de öğretmenlik krizinin nicelikten ziyade nitelik, çalışma koşulları, atama süreçleri ve işgücü planlamasında yoğunlaştığı ve genellikle öğretmen istihdamı ile ilgili uygulamalara ilişkindir.

Bu anlamda, Türkiye’de öğretmenlik krizinin alt başlıklarını oluşturan konulara detaylı bakabiliriz.

Türkiye’de 2023-2026 yılları arasında öğretmenlerle ilgili olarak ataması yapılmayan öğretmenler, Öğretmenlik Mesleği Kanunu ve kariyer basamakları, yetersiz atamalar, adaletsiz mülakatlar, Millî Eğitim Akademileri’nin öğretmenlerin ve eğitim fakültelerinin itirazlarına rağmen açılması, proje okullarda resen atamalar, ilçe grupları düzenlemesi, özel okul öğretmenleri, norm kadro açıkları ve ücretli öğretmen istihdamı baslıkları kamuoyunda sıkça tartışıldı.

Türkiye’de öğretmenlik krizinin nasıl oluştuğunu adım adım irdeleyelim;

-İlk olarak, ataması yapılmayan öğretmenlerden söze başlayabiliriz. Türkiye’de, YÖK ve MEB arasında yeterli koordinasyon yapılmaması nedeniyle sadece Yusuf Tekin döneminde değil, uzun yıllardır ataması yapılmayan öğretmen sorunu vardır. Sayıları yüz binlerle ifade edilen bu kesim, büyük umutlarla eğitim fakültelerine giden gençlerin, hayal kırıklığı ile özel sektördeki okul-dershane sektörünün acımasız çarklarına terk edilmesiyle süren uzun ve meşakkatli bir süreçtir. Ataması yapılmayan öğretmenlerin, son yıllarda yetersiz atama sayılarıyla birlikte hayal kırıklıkları daha da artmış, Milli Eğitim Akademisi yapılanması ise sürece tuz biber ekmiştir.

-İkinci olarak, Öğretmenlik Mesleği Kanunuyla, öğretmenlik mesleği, aynı işi yapan öğretmenlerin, sadece mesleki kıdem nedeniyle farklı maaşlar almasına neden olan bir ayrıştırma sistemine dönüşmüştür. Mesleğe yeni başlayan öğretmenle, uzman ve başöğretmen arasında 10 bin-20 bin TL tutarlarında maaş farkları oluşmuştur. Mutlaka kariyer basamakları yapılacaksa mesleki kıdem, öğretmen niteliği konusunda geçerli bir ölçüt olmamalı, bunun yerine akademik eğitim belirleyici ölçüt olmalıydı.

-Üçüncü olarak 2003-2024 yılları arasındaki öğretmen atamalarına bakıldığında, atama sayısının dramatik olarak düştüğü görülecektir.

•2003: 22.814

•2004: 19.029

•2005: 20.777

•2006: 50.877

•2007: 45.420

•2008: 40.709

•2009: 30.216

•2010: 40.921

•2011: 39.945

•2012: 56.106

•2013: 41.579

•2014: 50.990

•2015: 52.736

•2016: 49.311

•2017: 20.857

•2018: 25.577

•2019: 41.379

•2020: 40.925

•2021: 21.407

•2022: 34.682

•2023: 44.573

•2024: 19.968

-2025: 15 000

-2026: Milli Eğitim Akademisine 10 bin öğretmen alımı yapılmış, henüz eğitimler başlamamıştır.

-Dördüncü olarak, 2023 KPSS’lilerin yaşadığı mülakat uygulamasını öğretmenlik krizinin nedenlerinden en önemlisi olarak ifade edebiliriz. 2024 yaz aylarında başlayan ve tamamlanan mülakat süreci o kadar anlaşılmaz uygulamalara neden oldu ki, her birini yazmak sayfalar alır! Mülakat uygulamalarının bilimsel ve objektif olmaması, her komisyonun benzer değerlendirme yapmadığı, komisyon üyelerinin branşları itibarıyla aday öğretmenleri değerlendirmediği, her ilde farklı puanların verildiği, aday öğretmenlerin sağlık sorunları nedeniyle potansiyellerini tam olarak yansıtamadıkları, kimi adayların mülakat sırasında heyecan veya stres yaşadığı bilinen problemli durumlardır. Bu anlamda son dönemde MHP Grup Başkan Vekili Sayın Prof.Dr.Filiz Kılıç’ın, Öğretmenlik Mesleği Kanununda değişiklik öngören kanun teklifi bu adaletsizliğin düzeltilmesi yolunda atılmış önemli bir adımdır.

-Beşinci olarak, Milli Eğitim Akademisinin kurulması ve öğretmen yetiştirilmesi görevinin bir anlamıyla eğitim fakültelerinden alınıp, bu kuruma verilmesidir. Konuyu birçok yazımızda işlediğimiz için Milli Eğitim Akademisinin kuruluş amacının, iktidarın öğretmenini yetiştirme ve öğretmenleri iktidarın ideolojisi doğrultusunda standardize etme dışında herhangi bir işlevinin olmayacağını ifade etmek yeterlidir.

-Altıncı olarak, proje okullarına ve proje okullarından başka okullara resen atamaların, Türkiye idare hukuku içtihadına tezat oluşturacak örnekler teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Herhangi bir ölçüte dayanmadan veya iktidar blokuna bağlı sendikaların gönderdiği listeler üzerinden yapılan resen atamalar her defasında idare mahkemelerinden döndüğü halde bu atamaların yapılmasına devam edilmiştir. Son dönemde MEB Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde yapılan değişikliklerin sorunu çözmekten uzak olduğunu söyleyebiliriz.

-Yedinci olarak, ilçe grupları düzenlemesi getirildi. Öğretmenlerin mazerete ve diğer nedenlere bağlı yer değiştirmeleri düzenlenerek aile birliği, sağlık, can güvenliği ve engellilik durumları gibi özel koşullarının dikkate alınması hususu korundu. İl içinde mazerete bağlı yer değiştirmeler, ilçe grupları arasında olacak şekilde düzenlendi. Bu düzenlemeyle öğretmenler mazeret durumları olsa bile aynı ilçe içinde değil, farklı bir ilçe grubundaki ilçeye yer değiştirme isteğinde bulunabilecektir.

-Sekizinci olarak, taban maaş uygulamasının kaldırılarak, özel okul öğretmenlerinin asgari ücret seviyesinde maaşlarla, güvencesiz bir şekilde çalıştırılmasının önü açılmış, bu konuda öğretmenler piyasanın insafsız çarkları arasına terkedilmiştir. Son yıllarda Öğretmen Sendikasının mücadelesi, özel sektör alanında da hakların, ancak mücadele ederek sağlanabileceğini açık bir şekilde göstermiştir.

-Dokuzuncu olarak, sayısı yüz binlere varan norm kadro açığını, kadrolu öğretmen atamasıyla değil, ücret karşılığı öğretmen istihdam ederek kapatmaya çalışan ve en basit ifadeyle çocukların eğitim hakkını gasp eden bir eğitim yönetiminden söz edebiliriz. Mili Eğitim Bakanlığı, yükseköğrenimin yaygın olmadığı ve öğretmen ihtiyacının mezun olan öğretmenlerle karşılanamadığı yıllarda çeşitli tedbirler alarak, öğrencilerin öğretmensiz kalmaması için emekli öğretmenlere ve çeşitli meslek gruplarına ek ders ücreti karşılığında ücretli öğretmenlik yapma olanağı tanımıştır.

Kamuoyunda ücretli öğretmenlik olarak bilinen bu düzenleme; “Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar”ın, 9. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre; Öğretmen sayısının yetersiz olması hâlinde, yüksek öğrenimli olmak koşuluyla, okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim, özel eğitim ve yaygın eğitim kurumlan ile yabancı uyrukluların eğitim gördüğü geçici eğitim merkezlerinde haftada 30 saate, kadar ek ders görevi verilebilir. Ek ders karşılığı öğretmen görevlendirmesi, kararda da görüldüğü gibi iki koşula bağlıdır. İlki, öğretmen sayısının yetersiz oluşu; ikincisi, yükseköğrenimli olmaktır. Bugün için öğretmen sayısının yetersiz oluşundan söz etmek abesle iştigaldir! Bu nedenle, ek ders karşılığı öğretmen görevlendirmesi, öğretmenlik mesleğini krize sokan en önemli uygulamalardan birisidir ve zaman geçirilmeden kaldırılmalıdır.

Sonuç olarak, Türkiye’de öğretmenlik krizini oluşturan nedenlere bakıldığında hemen hemen tümünün Milli Eğitim Bakanlığının öngörüsüzlüğü, planlama eksikliği, öğretmenlik mesleğinin uluslararası statüsünü kavrayamamış olması, öğrencilerin eğitim hakkını ve üstün yararını öncelememesi ve öğretmenlik mesleğinin toplumsal işlevini değil, iktidar blokunun istediği standart öğretmen tipini yetiştirmeyi hedeflemesi olduğunu görülecektir.

Bu bağlamda, öğretmenlik krizinin çözümünün, öğretmenlik mesleğini krize sokanlarda olmayacağı aşikârdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI