Türkiye’de neden kadın lider çıkmıyor sorusu çoğu zaman karmaşık nedenlerle açıklanmaya çalışılır. Oysa mesele sanıldığı kadar çetrefilli değildir. Kadınlar bu ülkede hep vardı; okudular, çalıştılar, siyasetin içinde yer aldılar. Sorun kadınların varlığı değil, yetki meselesidir.
Liderlik görünür olmak değildir. Liderlik, karar alabilmektir. Mikrofonu tutmak değil, masanın başında oturmak demektir. Türkiye’de kadınlar siyasette yer alır, konuşur, temsil eder; ama kritik anlarda çoğu zaman son sözü söyleyen olmaz. Kürsü vardır, yetki yoktur.
Evet, kadınlara yıllar önce seçme ve seçilme hakkı verildi. Bu önemli bir adımdı. Ama aradan geçen onca yılda tablo pek değişmedi. Kadınlar siyasette genellikle açıklama yapan, kamuoyuna çıkan ve temsil görevi üstlenen pozisyonlarda kaldı. Karar masasına gelindiğinde ise çoğu zaman bir adım geride durdular.
Bu noktada herkesin aklına Tansu Çiller gelir. Türkiye’nin kadın başbakanı oldu ve ilk çıktığında kararlı, sert ve iddialı bir lider profili çizdi. “O bayrak inecek, o asker gidecek” sözü geniş bir heyecan yarattı. Çiller gücü kullandı; fakat erkek liderlerde tolere edilen bu güç, onda cinsiyet üzerinden tartışıldı. Hataları kişisel değil, kadın liderlik üzerinden okundu; sertliği sorun, yumuşaklığı zayıflık sayıldı.
CHP’ye bakıldığında da tablo çok farklı değildir. Kadınlar vardır, görünürdür, konuşur. Ama kritik karar anlarında masada çoğunlukla erkekler oturur. Kadınlar daha çok “iyi olanı” ve “doğru olanı” temsil eder.
Kadınlara çoğu zaman sosyal politika, eğitim, kültür, kadın ve çocuk dosyaları verilir. Toplumsal vicdanı temsil etmeleri, dili yumuşatmaları, kriz anlarında ortamı sakinleştirmeleri beklenir. Anlatırlar, savunurlar, kamuoyunun karşısına çıkarlar. Buna karşılık bütçe yönetimi, örgüt kurma, güç dengelerini belirleme ve sert karar alma yetkisi genellikle erkeklerin elinde kalır. Yani kadınlar siyasette “iyi” ve “doğru”yu taşır; zor, kirli ve riskli kararlar başkalarına bırakılır.
Kadın lider çıkaran ülkelere bakıldığında fark hemen ortaya çıkar. Kadınlar parti içinde yetişir, ekonomi yönetir, krizlerde sorumluluk alır. Hata yapar, eleştirilir ama geri itilmez. Güç biriktirmelerine izin verilir. Liderlik bir anda değil, zamanla oluşur.
Türkiye’de ise siyaset daha sert ve daha gürültülü bir dille yürür. Bu dil erkekler için doğal kabul edilirken kadınlar için sorun sayılır. Kadın sert konuştuğunda tuhaf bulunur, yumuşak kaldığında zayıf olmakla ilişkilendirilir. İki hal de kusur sayılır. Böyle bir zeminde lider çıkması zaten zordur.
Bir de parti yapıları meselesi vardır. Türkiye’de partiler merkezidir. Güç tepede toplanır. Yeni bir liderin çıkması zordur; kadın bir liderin çıkması daha da zordur. Çünkü kadınlardan çoğu zaman yönetmeleri değil, ortamı yumuşatmaları beklenir. Oysa liderlik bazen denge bozmayı gerektirir.
Hak başka bir şeydir, yetki başka. Kadınlara hak verilmiş olabilir ama yetki verilmedikçe lider çıkmaz. Yetki; bütçeyi yönetmek, örgüt kurmak, kriz anında söz söylemek demektir.
Bu tablo değişebilir. Ama kendiliğinden olmaz. Partiler kadınlardan uyum değil, yönetme iradesi beklemeye başladığında değişir. Kadınlara hata yapma hakkı tanındığında değişir. Sert olduklarında geri itilmediklerinde değişir.
Sonuç olarak mesele “neden kadın lider yok” sorusundan ibaret değildir. Asıl mesele, kadınların liderlik yapmasına gerçekten alan açılıp açılmadığıdır.
Alan açıldığı gün lider çıkar.
