“Suskunluğun yorucu olduğunu anladım. Ve zamanla taşınması zor bir yüke dönüştüğünü hissettim.”
Bu cümle, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun son 28 ayda yaşadıklarının benim için en kısa özetidir.
Ana durumdan bağımsız olmamak üzere, Sayın Kılıçdaroğlu için suskunluk ikincil (sekonder) bir tercih değil; şartların dayattığı zorunlu bir hâl olarak ortaya çıkmıştır. Bunu özellikle belirtmek gerekir.
Biliyorsunuz, Sayın Kılıçdaroğlu uzun bir süre “suskunluk” başlığı altında suçlandı. CHP yönetimi, “Sayın Kılıçdaroğlu susmamalı, konuşmalı” diyerek kendi siyasal çıkmazlarına onu da ortak etmek istedi. CHP’de yaşanan; yolsuzluk, rüşvet ve irtikap soruşturmalarına itiraz etmesini, şüphelilere arka çıkmasını beklediler.
Ancak bu talep ters tepti. Sayın Kılıçdaroğlu bu kirli yapıyı, arınma kavramı üzerinden eleştiren açıklamalar yaptı. Partinin kurumsal kimliğini koruma merkezli, kısa mesajlar hâlinde değerlendirmelerde bulunması üzerine bu kez CHP yönetimi “Aman aman, Sayın Kılıçdaroğlu konuşmasın” diyerek adeta ortalığı ayağa kaldırdı.
Oysa Sayın Kılıçdaroğlu, birkaç cümlelik kısa notlarla rahatsızlıklarını dile getirmenin dışında, kendi ifadesiyle zaten sürekli yutkunmaktadır.
Zaman zaman konuştuğu, zaman zaman sustuğu için Sayın Kılıçdaroğlu’na edilmedik hakaret, atılmadık iftira kalmadı. Özellikle malum medya aracılığıyla yürütülen bu operasyonlar o denli kuralsız yapıldı ki, CHP karşıtları ve farklı partilere gönül vermiş insanlar nezdinde bile rahatsızlık yarattı.
Aslında bu tablo, CHP yönetiminin Sayın Kılıçdaroğlu’nun siyasal yol haritasını kavrayamadığını ya da bilinçli bir ön alma stratejisi izlediğini gösteriyor.
Nitekim Sayın Kılıçdaroğlu, 38. Olağan Kurultay ile ilgili sorulara “Ben şaibeli olup olmadığını bilemem; ‘şaibeli kurultay’ diyen Erdoğan’a sorun. Erdoğan’a cevap vermesi gerekenler ise Özgür Bey ve yönetimidir” demiştir. Bu açıklamanın da yine CHP’yi koruma amacı taşıdığı kanaatindeyim.
Bu sözlerle Sayın Kılıçdaroğlu aslında kendi pozisyonunu tanımlamakta ve suskunluğun bir zorunluluk olarak ortaya çıktığını işaret etmektedir.
Sayın Kılıçdaroğlu için suskunluk, taşımak zorunda kaldığı ağır bir yüktür.
CHP’de özellikle belediyeler üzerinden ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet sarmalı karşısında Sayın Kılıçdaroğlu’nun önünde iki temel seçenek bulunmaktadır.
Birinci seçenek; CHP’de olup biteni, rüşvet ve yolsuzluk dâhil pek çok konuyu yüksek perdeden eleştirmektir. Bu durumda kendisine “Kendi partisini eleştiriyor, genel başkanlığını yaptığı partiye zarar veriyor” suçlaması yöneltilecektir. Bu nedenle kısa mesajlarla uyarıda bulunmakta, yüksek perdeden eleştiriden kaçınmakta ve CHP’ye zarar vermemek adına suskunluğunu sürdürmektedir.
İkinci seçenek ise CHP’de yürütülen soruşturmalara yüksek perdeden karşı çıkmak, yargıya itiraz etmek ve süreci siyasallaştırmaktır. Ancak henüz yargı kararı olmamakla birlikte, ortaya konulan deliller yargının yalnızca malumun ilanı için gün saydığı izlenimini vermektedir. CHP’ye yöneltilen suçlamaları destekleyen argümanlar oldukça güçlüdür. Sayın Kılıçdaroğlu bu tabloyu gördüğü için, suçluya arka çıkan bir pozisyona düşmemek adına yargıya itiraz etmemekte ve yine suskun kalmayı tercih etmektedir.
Bu süreç, halk arasında “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” diye tarif edilen bir dönemi ifade ediyor. Bana göre Sayın Kılıçdaroğlu bu dönemi doğru bir yöntemle, sürekli yutkunarak yürütmektedir. “Üçüncü hâlin imkânsızlığı” ilkesi de onun siyasetinde bu nedenle karşılık bulmamaktadır.
Sayın Kılıçdaroğlu siyasal mücadelesini; adalet, ahlak ve dürüstlük kavramları üzerine inşa etmiştir. Hatta bu sebeple Ankara’dan İstanbul’a 450 kilometrelik Adalet Yürüyüşünü gerçekleştirmiştir. Bugün CHP’de yürütülen soruşturma ve kovuşturma sürecinde bırakın 450 kilometre yürümeyi, tek bir sert açıklama dahi yapmamasının sebebi de buradadır. Görünen odur ki, bu sürecin sonucunun hem CHP hem de mevcut yönetim açısından iyi olmayacağını öngörmekte ve yalnızca malumun ilanını beklemektedir.
Sürecin sonunda Sayın Kılıçdaroğlu’nun en doğru adımları attığını zaman gösterecektir.
Hasan Cemal’in ‘Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım’ kitabından aldığım bir cümleyle bu tabloyu kendi bakış açımdan değerlendirdim.
Daha açık söylemek gerekirse; Sayın Kılıçdaroğlu her şeyi yakından takip etmekte ve arınma sürecinde üzerine düşeni yaparak suskunluğu bir yük gibi taşımaya devam etmektedir.
Son olarak Hazreti Ali’ye sormuşlar: — Neden durgunsun?
Hazreti Ali cevap vermiş: — Yol uzun, düşman hileli…
Gerisini söylemeyelim.
