Soru sormaktan utanır mısınız?

E:A Reuter’in  “Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur” kitabını hiç okumamanız gerekir. Çünkü okuduktan sonra iflah olmaz bir tepetaklakçı oluyorsunuz. Tepetaklakçı yeni sözcüklerimden biri. Galeano’dan esinlenerek uydurdum. Düzenin size öğrettiklerini tersinden okumaya başladığınızda tepetaklakçı oluyorsunuz. İyi bir şey mi? Evet. Olayları anlamanız kolaylaşıyor. Bütün oyun, düzen, fak ne varsa fark ediyorsunuz. Oyuna gelmiyorsunuz. Sürekli bir ampül yanıyor kafanızda. E tabi bu da güç veriyor size. Olaylar karşısında umutsuz, çaresiz, ağlak pozisyonda kalmıyorsunuz.

Bu hafta Yüksel Okulu’nda Reuter’in kitabını okuyup tartışmaya devam ettik.  Okuduğumuz bölüm şöyle başlıyordu; Belirsizlik samimiyetsizliğin kötü bir biçimidir. Lafı eveleyip geveleyen belirsizlik yaratan yöneticilerden bahsediyor. Yalan söylemediklerinde soru sorulamayacağını bildikleri için yuvarlak konuşurlar ve “belirsiz şeylerden sıkça bahsedilince bir süre sonra insanlara anlaşılırmış gibi gelmeye başlar. Çünkü çoğu insan soru sormayı görgü kurallarına aykırı bulur. Soru sormaktan utanmak kötü bir eğitimin sonucudur.”

 Siz soru sormaktan utanır mısınız? Ülkemizdeki eğitim sistemini şöyle bir gözden geçirelim bakalım soru sorabiliyor muyuz?

Kırmızı başlıklı kız masalının sonunda çocuklara verilen mesaj mesela…

  • Anneanne senin burnun neden kocaman?
  • Seni daha iyi koklayabilmek için.
  • Anneanne senin gözlerin neden kocaman?
  • Seni daha iyi görebilmek için.
  • Anneanne senin ağzın neden o kadar kocaman?
  • Seni yiyebilmek için.

Ve sonuç: Çok soru soran çocukları kurt yer. Belki böyle masallardan başlıyor soru sorma korkusu.  “Sus bakıyim saygısızlık yapma babana” dan, ailede başlar otoriteye karşı suskunluk. Sonra “sus bakıyim öğretmene cevap verilmez” le devam eder okulda. Büyüklere soru sorulmaz. Neden denmez. Eğer tüm buralarda öğrenemediyseniz erkekler için askerlik, dilinizi kesmenin son durağıdır. Orada hiç soru soramazsınız. Hiçbir kuralı sorgulayamazsınız. Kesin bir otoriteye itaat beklenir-öğretilir. Kadınlar için zaten askerliğe filan gerek yoktur. Evde anne ya da baba tüm otoritesini kız çocuk üzerinde yoğunlaştırır. Böylece yetişkinliğe ulaştığında artık devlete karşı soru soramaz kıvama gelmiştir insan. Evet tabii, soru soranlarımız da çıkar arada. Bunlar uyumsuz eğitim kaçaklarıdır. Devletin bütün işi gücü bunları ‘terbiye etmek’ üzerinedir. Anarşistler, vatan hainleri, teröristler, devlet düşmanları, servet düşmanları, ateist bozguncular, çapulcular, eşkıyalar… Bu “cici” sözcüklerin hepsi bu uyumsuzlar içindir. Maazallah otoriteye boyun eğmişleri yoldan çıkarma ihtimalleri vardır bunların. İnsanlara soru sormayı öğretme ihtimalleri, düzeni tepetaklak etme ihtimalleri vardır. Sessiz köle yığınları bunlarla buluşturmamanın en iyi yolu onları hain ilan etmekten geçer. Yine de sorayım. Siz soru sormaktan utanır mısınız?

Bütün devletlerin anayasalarında “İnsan onuru dokunulmazdır” der. Hiç sordunuz mu insan onuruna dokunmamak neyi içerir? Yani neye dokunulursa insan onuruna dokunulmuş olur? Hiçbir anayasa bunu açıkça anlatmaz. Madde madde sıralamaz şuna dokunursanız insan onuruna dokunmuş olursunuz diye. İşte Reuter’in bahsettiği belirsizlik burada devreye giriyor. Devleti yönetenler diyor Reuter  “korumak istemedikleri şeyleri dokunulmaz gösteriyorlar”. Coton mağazalarında çalışan işçilerin 11 saat ayakta çalışmaları, Flormar işçilerinin fabrikadan çıkarken çantalarının aranması, işyerlerinde performans adı altında, çalışanlar arasında rekabet yaratılıp birbirlerine düşmanlaştırılmaları, asgari ücretle yaşamaya zorlanmaları, kirada oturanların ödedikleri kiralarla ev sahibine bir ev daha aldırmaları, adliyedeki dava dosyalarında sanık olarak sadece yoksulların olması, savaşlarda sadece yoksul ailelerin çocuklarının ölmesi, fuhuşun, uyuşturucunun sadece yoksul mahallelerde yaygın olması, yoksulların yaşam savaşı verip, zenginlerin sorun olarak sadece karlarının az olduğunu düşünmeleri, insan onuruna dokunmak değil midir? Anayasaya insan onuru dokunulmazdır yazanlar tüm bu suçlar karşısında bir şey yapmayarak anayasayı çiğnemiş olmuyorlar mı?

Yasaları kim yapıyor ki bizi belirsizlikle karşı karşıya bırakıyor? Yasaları kimin yaptığını bulmak istiyorsak bu yasaların sonuçlarını gözlemlemeliyiz. Reuter diyor ki; “ Yasalar insanlarca yapılır. Kimse kendine karşı yasa yapmaz. Bir yoksulun aklına çalmamalısın demek gelmez. Zengin önce kendi varlığı ile hırsızı yaratır, sonra hırsızlara karşı yasalar yapar. Başkalarının malına yönelen hırsızlıktan korkar. Oyunun kurallarını belirleyenlerin kendilerine oyunu kaybettirecek kurallar saptamaları beklenemez” Bu sözlerin devamında şöyle bir şey söylüyor; “Ancak Vietnamlı çiftçiler Amerikalı generallerin saptadığı oyunun kurallarına göre oynasalardı, kendi kendilerini öldürmeleri gerekirdi. “

Reuter, son cümlesiyle ne yapmalı üzerine düşündürüyor bizi. Ne yapmalı? Hayatta kalabilmek, insanca yaşayabilmek için kendi kurallarımızı belirlemeliyiz diyor bize. Aslında yukarıda bahsettiğimiz uyumsuzlar, eğitim kaçakları, oyunun kurallarını kendisi belirleyenlerdir. Bu nedenle bizimle oyun oynayanlar, onların kurallarına uymamakla suçluyorlar bizi. Siz oyunumuzun kurallarını bozunca biz istediğimiz oyunu kuramıyoruz, planlarımız bozuluyor diyorlar. Soru sormadan yaşayanlar bu oyunun en iyi oyuncuları, sadık hizmetkarları, köleler…

Atinalılar polis olarak köleleri kullanırlarmış. Ancak, soru sormaya alışkın, kötü bir ezilmiş, kötü bir bekçidir. Yönetenler kötü bekçi seçmezler. Yürürlükteki kuralların yasal olup olmadığını sorgulayan biri, grev yapan işçiye, hakkını arayan bir anneye, işini isteyen bir emekçiye, adalet isteyen bir göstericiye nasıl vurabilir, nasıl gaz sıkabilir, nasıl gözaltına alır, nasıl tutuklar, nasıl işkence yapabilir? Soru soranların da ezildiği bir gerçektir. Ancak onlar ezik değildirler. Onlar köle değildirler. Sistemin bekçisi hiç değildirler.

Soru sormaktan utanır mısınız? Utanmayın.  Resmi evrakları, siyasilerin sözlerini, siyasi ilişkileri bilmek ya da anlamak zorunda değiliz. Herkes ideolojik donanıma sahip olmayabilir. Bir şeyi anlamak için sonuçlarına bakın yeter. Basit düşünün yeter. Soru sorun.  Sonuç kime yarıyor? Bu işten kim yarar sağladı? Bu yasa kime kazandırdı? Bu konuda son sözü Reuter söylesin yine; “Bir şeyi meyvesinden tanıyacaksın.” 

 Acun Karadağ

 

 

 

1 Yorum

  1. Soru soramamak . Çok güzel bir çıkış noktası yakalamışsınız. Daha küçükken başlayan itaat kültürü ve devleti(otoriteyi) putlastirma. Ardından devletin veya herhangi bir otoritenin eylemlerine karşı sorgulama küfürle eş tutuluyor. Aslında bununla paralel özellikle bizim gibi toplumlarda görülen Hayır diyememe hastalığı ve her şeyi olduğu gibi kabullenme… Geçenlerde bir podcastte dinlemiştim. : Tutkunun peşinden değil merakının peşinden git. Tutkun bazen azalır ve pes edebilirsin ancak merakın hep olduğu yerdedir. Merak içinde soru sormak gerekir ve sordukca da gerçeklerin peşinden gidebiliriz. Kaleminize sağlık…

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

209,129BeğenenlerBeğen
4,997TakipçilerTakip Et