HALKWEBYazarlarSömürünün Gölgesinde Demokrasi

Sömürünün Gölgesinde Demokrasi

Bir toplumda ne kadar çok sömürü varsa, o kadar az demokrasi vardır.

0:00 0:00

Demokrasinin birçok tarifi vardır.
Peki hangisini ciddiye almalıyız?

Daha da önemlisi: Eğer gerçekten sorunları çözmek istiyorsak, hangi demokrasi tanımı üzerinden bir talep geliştirmeliyiz?

Çünkü demokrasiye yüklediğimiz anlam, neyi sorun olarak gördüğümüzü ve neyi değiştirmek istediğimizi belirler.

Eğer demokrasiyi yalnızca sandık olarak tanımlarsak, sorun seçimlerin adilliğine indirgenir.
Eğer demokrasiyi yalnızca ifade özgürlüğü olarak görürsek, mesele konuşabilme sınırlarına sıkışır.

Ama eğer demokrasiyi, en yalın ve en gerçek hâliyle hak arama özgürlüğü olarak tanımlarsak, o zaman her şey değişir.

Çünkü bu tanım bizi doğrudan şu soruya götürür:
Bir toplumda en büyük haksızlık nedir?

Cevap açıktır: Sömürü.

İnsanın üretirken ürettiği değerin tamamına sahip olamaması, yaşamını sürdürebilmek için emeğini başkasının çıkarına teslim etmek zorunda kalması… Bu, yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda en temel hak ihlalidir.

O halde şu sonuca varmak zorundayız:

Bir toplumda ne kadar çok sömürü varsa, o kadar az demokrasi vardır.

Çünkü en büyük haksızlığın ortadan kaldırılamadığı bir yerde, hak arama özgürlüğünden söz etmek bir çelişkidir.

Bugün ise tartışma bilinçli olarak başka bir yere çekiliyor. Haksızlıklar konuşuluyor, evet… Ama hep sonuçlar üzerinden.

Ücretler düşük mü? Artıralım.
Yoksulluk mu var? Yardım edelim.
Gelir adaletsiz mi? Daha iyi paylaşalım.

Bütün bu önerilerin ortak noktası şudur:
Hepsi paylaşım alanında kalır.

Oysa gerçek şudur: Paylaşımda görülen haksızlıklar, üretimdeki haksızlığın sonucudur.

İnsanlar üretirken sömürülüyorsa, yani ortaya çıkan değerin bir kısmı sistematik olarak ellerinden alınıyorsa; paylaşımda ne yaparsanız yapın, o haksızlık ortadan kalkmaz. Sadece biçim değiştirir, ertelenir ve yeniden ortaya çıkar.

Bu yüzden paylaşımda adalet arayışı, üretimdeki adaletsizliğe dokunmadığı sürece geçicidir.

Bugün işçi ücretlerini istediğiniz kadar artırın.
Yüz milyar yapın, daha da yükseltin.

Eğer o işçi üretim sürecinde hâlâ kendi yarattığı değerin tamamını alamıyorsa, yani artı değer üretmeye devam ediyorsa; o denge çok değil, kısa bir süre sonra bozulur.

Fiyatlar yükselir.
Enflasyon devreye girer.
Borç mekanizmaları çalışır.

Ve birkaç ay sonra, başta düzeltilmiş gibi görünen denge yeniden dağılır.
Çünkü siz sonucu düzeltmişsinizdir, nedeni değil.

İşte tam bu noktada demokrasi meselesi bütün açıklığıyla ortaya çıkar.

Eğer demokrasi hak arama özgürlüğüyse, o zaman şu soruyu sormak gerekir:
İnsanlar üretim sürecindeki sömürüye karşı gerçekten hak arayabiliyor mu?

Çoğu zaman hayır.

Çünkü sistem, en büyük haksızlığı tartışma dışı bırakır. İnsanlar ücretlerini konuşabilir, vergileri tartışabilir, yardımları eleştirebilir… Ama üretim ilişkilerine dokunduklarında görünmez bir sınıra çarparlar.

İşte demokrasinin gerçek sınırı buradadır.

Hak arama özgürlüğü vardır, ama en temel haksızlık bu özgürlüğün dışında tutulur.

Bu yüzden bugün yaşanan şey açık bir çelişkidir:
Bir yanda demokrasi var denir,
diğer yanda sömürü sürer.

Oysa bu iki durum bir arada var olamaz.
Çünkü sömürünün olduğu yerde hak arama eksiktir.
Hak aramanın eksik olduğu yerde demokrasi eksiktir.

Daha açık söyleyelim:

Sömürünün olduğu bir yerde demokrasi ya yarımdır ya da bir yanılsamadır.

Bugün toplumda sürekli yeniden üretilen haksızlıkların nedeni de budur. Haksızlık yalnızca sonuçlarda değil; kaynağında, yani üretim alanında yer alır. Ve o kaynak değişmediği sürece, hiçbir düzeltme kalıcı olmaz.

Bu yüzden mesele yalnızca daha adil bir paylaşım değil; adil bir üretimdir.

Çünkü üretimde adalet yoksa, paylaşımda adalet sürdürülemez.
Ve üretimde sömürü varsa, demokrasi kök salamadan kurur.

Artık soruyu doğru sormak gerekiyor:
Hangi demokrasi?

Eğer cevap gerçekten hak arama özgürlüğüyse,
o zaman o özgürlüğün en çok ihtiyaç duyulduğu yere, yani üretim alanına bakmak zorundayız.

Bakmadığımız sürece, konuştuğumuz şey demokrasi değil; onun gölgesidir.

Ve gölgeler, gerçeğin yerini tutmaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI