Cuma / 26 Şubat 2021

“Sana ne” diyebilmek

202,535BeğenenlerBeğen
8,644TakipçilerTakip Et

Süleyman Soylu’nun “Boğaziçi öğrencilerinin 150 tanesinin ailesini bilgilendirdik. Bazı ideolojik aileler ‘Siz bu işe karışmayın’ dedi” açıklamasını okuyunca yaşadığım bir olayı hatırladım. Sene 1996 ve ben o yıl üniversite sınavını kazanmıştım.

Yaz tatilinde köydeydim ve okullar açılmadan önce gençle olarak son bir kez bir araya gelip gece pınarın başında ateş yakıp patates közlemeye ve eğlenmeye karar verdik.

Çerkes köyünde eğlence dediğimiz şey (ceug) dediğimiz düğündür. Hemen aklınıza evlilik falan gelmesin eğlencesine yapılan düğün…

Gece köydeki tüm gençler toplandık ve köyün yaklaşık 1 kilometre kadar dışındaki pınarın yanındaki çayıra gidip büyük bir ateş yaktık. O zamanlar köyde akardeon çalan kimse olmadığı için de arkadaşın sulama motorunun aküsüne bağladığımız teyple de müzik çalıyoruz.

Saat gece yarısı 12’ye doğru belki de 12’yi de geçmişti devriye gezen jandarma aracı köyümüzün içinden geçen karayolunda devriyeye çıkmış ve bizim yaktığımız ateşi görünce de aracı durduran nöbetçi amir araçtan indirdiği askerleri yanımıza göndermişti.

Ellerinde tüfeklerle askerler bize doğru gelirken, delta yaparak akan dere yanılttığı için suya girip karşı kıyıya geçmişlerdi. Ben de o zamanlar 17 yaşında bir gencim. Yanımda birkaç arkadaşla birlikte jandarma aracının yanına gittik ve komutanları ile aramızda şu diyalog geçti:

-Ne yapıyorsunuz burada?

-Eğleniyoruz

– Gecenin bu saatinde mi?

– Evet

– Peki yanınızda neden kızlar var?

– Size ne

– Size ne diyorsunuz ama sonra aileler arayıp şikayet ediyor

_ Bugüne kadar bu köyden veya çevredeki Çerkes köylerinden böyle bir telefon aldınız mı?

– Hayır almadık ama…

– Bakın komutan bey her şeyin aması olmaz. Bu köyde pek çok ailenin ahırındaki hayvan çalındı ve size şikayet geldi. Tek bir olayda bile hırsızı bulamadınız. İşinizi yapın işgüzarlık değil.

Komutan hiddetlendi ve sen mi bizi sorguluyorsun yoksa biz mi seni sorguluyoruz gibi bir şey söyledi.

Ben de kendisine köyde gelip bizi terörize edemeyeceğini söyledim.

Komutan “Yukarıdaki köye kadar gidip geleceğim. O ateşi söndürüp dağılmış olun” dedi. Ben de kendisine “Ne zaman eğlencemiz biterse o ateş o zaman söner. Gücünüz yeterse gelin kendiniz söndürün” dedim.

Neticede biz tekrar arkadaşlarımızın yanına döndük komutan da askerlere seslenip çığırdıktan sonra devriyeye devam etmek üzere yola devam etti.

Dönüşte bir kez daha yolda durup bir süre bekledi ama yanımıza gelmeden devam etti.

Sonra köyümüzden geçerken balkonunda ışık yanan bir ev görmüşler ve o eve gitmişler.

Büyüklerimiz de o evin balkonunda oturmuş kendi aralarında yiyip içiyorlar. Jandarma komutanı kapıya gidince de buyur ediyorlar.

Sonra komutan dönüp bizim büyüklere “Köyün gençleri nerede?” diye soruyor.

Büyüklerimiz de “Bilmiyoruz” diyorlar.

Komutan bunun üzerine “köyün dışında kızlı-erkekli toplanmış eğleniyorlar” diyor.

Bunun üzerine büyüklerimiz “Eeee size ne bundan” diyorlar.

Komutan bunun üzerine arkasına bakarak köyden ayrılmak zorunda kalıyor.

O jandarma komutanına “Size ne bundan” diyen ailelerin hiç biri ideolojik aile değildi ama pek tabii ki bir dünya görüşleri ve yaşam biçimleri vardı.

Neden mi bunu yazma gereği duydum?

Devlet ya da kendini devletin yerine koyan kurum ve şahıslar bizim yaşam biçimimize, kültürümüze, taleplerimize saygı duymadan her şeye burunlarını sokmayı düşündükçe bu muamele ile karşılaşmaya hazırlıklı olsunlar diye.

Yazarın Diğer Yazıları