Toplumun her alanında strateji ve stratejik hamleler vardır.
Sporda vardır, sanatta vardır, iş hayatında vardır; siyasette ise fazlasıyla vardır.
Ancak atılan adımların, belirlenen stratejilerin ahlaklı olması gibi bir zorunluluk da olmalıdır.
En başta da siyasette…
Hepimizin bir takımı vardır.
Ama aynı zamanda bir siyasi düşüncesi de vardır; olmalıdır da.
Çocukluğumda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bayrağı ya da küçük bir el broşürü evimize geldiğinde heyecan duyardık.
“Bizim parti” derdik.
İçimizde saf, tertemiz bir mutluluk olurdu.
O yıllarda takım tutmaya da başladık.
Galatasaray… Tanju…
Tanju Galatasaray’dan ayrıldığında hâlâ kulağımda çınlar o söz:
“Radyo yalan söylüyor. Tanju Galatasaray’ı bırakıp gitmez.”
Umut ettik, kendimizi avuttuk.
Ama Tanju gitti diye kimseyi boykot etmedik.
Çünkü sporla siyaset aynı şey değildir.
Siyasette ideolojiler olur.
Ama bugün siyasete yön veren artık ne ideolojik tutumdur ne de seçmen.
Peki kimdir, nedir?
Artık siyaset kurumu, siyasal bir hareket olmanın çok dışına çıkmış; bambaşka motivasyonlara yelken açmıştır.
Her ne kadar halkın bir bölümü siyasal argümanlarla aldatılıyor olsa da biliyoruz ki, siyasetin belirleyici unsurları değişmiştir.
Bu unsurlar artık tamamen menfaat ve çıkar ilişkileridir.
Ranttır.
“Al gülüm ver gülüm” düzenindeki ortaklıklardır.
Yalan üzerine kurulu söylemlerdir.
Arka planda ise akçeli işlerin ajandasını taşıyan siyasetçiler vardır.
Bu siyasetçiler; dini, Atatürk’ü, Cumhuriyet’i, vatan–millet söylemlerini, hatta tarihin çöplüğünde kalmış ırkçı argümanları bile birer “malzeme” olarak kullanmaktadır.
Dini duyguları istismar edenler,
dış müdahalelere açık yapılar,
tamamen menfaat üzerine kurulu düzenlerdir.
Dünü düşünüp yarını göremeyenlerin,
birbirini “ebeleme” yarışıdır bu.
Yalan; sağ–sol ideolojisinin içine sokulur,
çıkar ve menfaat kalıplarında yeniden pazarlanır.
Siyaset kurumu bu şekilde ilerlerken, bu tablo maalesef artık “normalleşmiştir”.
Herkes kendi menfaatini korumak adına oradan oraya savrulur;
parti değiştirir, gömlek değiştirir.
Her türlü “değişim”, onlar için utanılacak bir durum olmaktan çıkar.
Bazen bu değişim transferlerle olur.
Son seçimden bu yana yalnızca milletvekili düzeyinde yaklaşık 20 transfer yaşanmıştır.
Bir kıssa ile bitirelim.
Gerçektir ya da değildir, bilemem; ama anlatılır:
Süleyman Demirel’e sorarlar:
“Efendim, size en sert muhalefeti yapan milletvekilini kendi partinize transfer ettiniz?”
Demirel cevap verir:
“Evet. Başkasının kapısında bağlıydı, bize havlıyordu.
Şimdi onu alıp kendi kapımıza bağladık.
Artık oraya havlıyor.”
Asıl soru şudur:
Bu milletvekilleri neden kendi partisinden başka bir partiye transfer olur?
Bu “neden” sorusunun cevabını kısmen yazdım.
Belki de yazıyı, içimizden geçenleri daha yalın hâliyle söyleyerek bitirmek gerekir:
Ey halk!
Öldük…
Öldürüldük…
Birbirimizi kırdık…
Hakaret ettik, hakarete uğradık…
“Sağ” dedik, “sol” dedik…
Ve iki günlük dünyada bile mutlu olamadık.
Siyaset uğruna canından, malından olanları;
hayatı kararanları bugün hatırlayan var mı?
Yok.
Çünkü onlar artık,
bugünün “sobelenen” siyasetçilerini korumaya yarayan bir zemin sadece.
Boykot siyaseti ranttır.
Rant siyaseti çıkar üretir.
Ve bu düzen işlemeye devam eder.
Peki, haydi boykota…
Kimi?
Seviyesizleri…
Liyakatsizleri…
Bilgisiz siyasetçileri…
Tutar mı?
Tutmaz.
Çünkü çıkar ve menfaat,
bu ülkenin en güçlü ideolojisidir.
Peki, haydi boykota…Kimi? Seviyesizleri…Liyakatsizleri…Bilgisiz siyasetçileri…Tutar mı? Tutmaz. Çünkü çıkar ve menfaat, bu ülkenin en güçlü ideolojisidir.
0:00
0:00
