HALKWEBYazarlarRojava Kadın Devrimi ve Erkek Egemen Düzenin Tarihsel Korkusu

Rojava Kadın Devrimi ve Erkek Egemen Düzenin Tarihsel Korkusu

Rojava’nın geleceği, yalnızca askeri yada diplomatik dengelerle değil, kadınların yarattığı bu tarihsel dönüşümün derinliğiyle belirlenecektir.

0:00 0:00

Rojava’daki devrimsel kazanımların en güçlü olduğu dönemde, hem Kürt hareketi hem de farklı toplumsal inisiyatifler tarafından yapılan “Kürtlerin ulusal birlik” çağrıları, bölgenin geleceği açısından tarihsel bir fırsat niteliği taşıyordu. Ancak bu çağrıların her defasında Barzani tarafından reddedilmesi, yalnızca politik bir tercih değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerinin derinliklerine uzanan bir zihniyet farkının dışa vurumuydu.

ABD ve AB’nin Rojava’ya yönelik desteğini geri çektiği, Arap aşiretlerinin pozisyon değiştirdiği, diplomatik masalarda türlü önerilerin pazarlık konusu edildiği bir atmosferde, Barzani’nin Rojava’ya mesafeli duruşu, sıradan bir politik tutumdan çok daha fazlasını ifade ediyordu. Bu tutum, Rojava’da ortaya çıkan toplumsal dönüşümün niteliğine duyulan tarihsel bir korkunun işaretidir.

Rojava Devrimi’nin merkezinde yer alan Kadın Özgürlük Paradigması, yalnızca bölgedeki Erkek egemen siyasal yapıları değil, aynı zamanda uluslararası güçlerin bölgeye dair kurduğu tüm stratejik hesapları da kökten sarsan bir dinamizm yarattı. Bu nedenle sorunu Kadın-Devrimi ile Erkek Egemen sistemin karşı karşıya gelişi olarak tanımlamak abartılı bir tespit değildir, aksine, bölgedeki tüm politik aktörlerin davranışlarını belirleyen temel eksen tam da budur.

ABD ve AB’nin önceliği hiçbir zaman Kürtlerin statüsü olmadı, onların asıl kaygısı, Rojava’da gelişen Kadın merkezli toplumsal dönüşümün Ortadoğu’nun geri kalanına yayılma ihtimaliydi. HTŞ’yi oluşturan güçlerin, bölgedeki Vahabi/Selefi/Sunni-Terör örgütleriyle kurduğu ilişkilerde bu korkunun başka bir yüzünü temsil ediyordu. Kadının özgürleşmesi, bu güçlerin tamamı için mevcut düzenin altını oyan bir tehdit olarak görüldü.

Bu nedenle Rojava’ya yönelik baskıların artması, yalnızca jeopolitik çıkarların çatışmasıyla açıklanamaz. Asıl mesele, Kadınların özneleştiği, toplumsal karar mekanizmalarında belirleyici rol oynadığı, Erkek egemenliğinin tarihsel meşruiyetinin sorgulandığı bir modelin ortaya çıkmasıdır. Bu model, hem bölgesel iktidar Devletleriniı hemde uluslararası güçlerin Ortadoğu’ya dair kurduğu geleneksel denklemleri bozan bir devrim niteliği taşıyor. Barzani’nin önceki ulusal birlik çağrılarını reddetmeside bu bağlamda okunmalıdır. Rojava’daki Kadın öncülüğündeki dönüşüm, Güney Kürdistan’daki ataerkil siyasal yapının kendi varlığını tehdit eden bir örnek oluşturuyordu.

Bugün gelinen noktada, Kadın-Devrimi’nin karşılaştığı baskılar ne kadar yoğun olursa olsun, bu devrimin başka bir mücadele biçimine evrileceği açıkça görülüyor. Çünkü Rojava’da ortaya çıkan toplumsal bilinç, artık geri döndürülebilir bir aşamada değildir. Kadınların özsavunma güçlerinden komün meclislerine, ekonomik kooperatiflerden diplomatik temsiliyete kadar uzanan geniş bir alanda kurduğu yeni yaşam modeli, yalnızca bir bölgesel deneyim değil, aynı zamanda küresel bir ilham kaynağıdır.

Bu nedenle Kadın-Devrimi’nin geleceği, yalnızca Ortadoğu’daki güç dengeleriyle değil, dünya ölçeğinde Emek-Sermaye çelişkisinin aldığı yeni biçimlerlede doğrudan bağlantılıdır. Kapitalist Modernitenin krizinin derinleştiği bir dönemde, Kadın özgürlüğünü merkeze alan bir toplumsal modelin ortaya çıkışı, Küresel sistem açısından da rahatsız edici bir potansiyel taşımaktadır.

Rojava’daki Kadın-Devrimi, yalnızca bölgesel bir siyasal proje değil, Devrim ve Sosyalizm mücadelesinin alt yapısını oluşturan, Kadının Devrimdeki rolü ve Erkek Egemenliğinin binlerce yıllık yapısına karşı yükselen tarihsel bir meydan okumadır. Bu meydan okuma, uluslararası güçlerin stratejik hesaplarını, bölgesel iktidarların korkularını ve ataerkil düzenin tüm reflekslerini harekete geçirmiş durumda. Ancak tüm baskılara rağmen, Rojava Kadın-Devriminin yarattığı toplumsal bilinç ve örgütlenme kapasitesi, onu yeni mücadele biçimlerine taşıyacak güçtedir.

Rojava’nın geleceği, yalnızca askeri yada diplomatik dengelerle değil, kadınların yarattığı bu tarihsel dönüşümün derinliğiyle belirlenecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI