HALKWEBYazarlarPusula: Altı Ok'u Devrimci Özüyle Hatırlatmak

Pusula: Altı Ok’u Devrimci Özüyle Hatırlatmak

Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" sözü, bize bilimin ışığında yenileşmeyi hedef olarak koymuştur. İşte bu hedefe ulaşmanın ve devleti hak ettiği ciddiyetle yönetmenin yegâne anahtarı, Altı Ok'u devrimci bir ruhla yeniden kuşanmaktır.

0:00 0:00

Kurucu Felsefeden Kopuş Endişesi

Cumhuriyet Halk Partisi, sadece bir siyasi yapı değil; bu toprakların kurtuluş ve kuruluş projesidir. Ancak son dönemde, bu dev çınarın ideolojik pusulasından bir kopuş yaşandığına dair endişeler, bizzat parti tabanında ve geniş halk kesimlerinde yüksek sesle dile getirilmektedir. Parti yönetiminde, kurucu anlayışı 21. yüzyılın karmaşık dünyasına taşıyacak köklü bir vizyon yerine; daha çok parti içi dengeleri koruma refleksinin öne çıktığı gözlemlenmektedir. Seçim başarısına odaklı, pragmatik ve popülist söylemlerin ağırlık kazandığı bu süreç, ne yazık ki partinin temel ilkelerini —Altı Ok’u— bir devlet yönetme reçetesi olarak savunmayı gölgelemektedir.

Oysa Türkiye’nin önündeki karanlığı dağıtacak çözüm başka yerlerde değil, bu ilkelerin devrimci özünde saklıdır. Altı Ok’u “hatırlamak”, nostaljik bir anma değil; devleti yönetmeye aday bir yapının en büyük sorumluluğudur. Bu sorumluluk bilinciyle, her bir ilkeyi bugünün dünyasında yeniden konumlandırmak hayati bir zorunluluktur.

Cumhuriyetçilik: Sandıktan Öte Bir Yurttaşlık Sözleşmesi

Bu hatırlatmanın sarsılmaz temeli Cumhuriyetçiliktir. Cumhuriyetçilik, diğer beş ilkenin anahtarıdır; o olmazsa laiklik bir zorlamaya, halkçılık ise lütfa dönüşür. Cumhuriyetçilik sadece bir yönetim biçimi değil, siyasi yapının kendi meşruiyeti için de bir aynadır. Eğer halkın egemenliği esassa, partinin kadroları da bu egemenliği ve tabanın iradesini yansıtmak zorundadır. Bugün ihtiyacımız olan, cumhuriyeti sadece sandığa hapsetmek değil; liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine kurulu bir “Yurttaşlık Sözleşmesi” olarak yeniden ayağa kaldırmaktır.

Milliyetçilik: Küresel Yarışta Özgüvenli Bir Ulus

Küreselleşme, sanılanın aksine ulus devletleri ortadan kaldırmamış; aksine onları daha stratejik bir konuma taşımıştır. Bu düzende Milliyetçilik, hamasetten sıyrılıp “yarışmacı bir toplum” olma mücadelesidir. Anayasal vatandaşlık temelinde kendi verisini, teknolojisini ve emeğini koruyan bir Türkiye; milliyetçiliğin bugün ihtiyaç duyduğumuz en özgüvenli karşılığıdır.

Halkçılık: Sosyal Asansörün Yeniden İnşası

Halkçılık anlayışımız; Atatürk’ün “imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle” idealiyle yeniden buluşturulmalıdır. Toplumun bir kesimini diğerine yabancılaştıran yaklaşımlar yerine, yetişmiş insanın nitelikli bilgisi ile halkın emeğini ortak bir kalkınma seferberliğinde birleştirmelidir. Devlet, tıkanmış olan “sosyal asansörü” tamir ederek, dezavantajlı bir gencin liyakatiyle en üst makamlara gelebildiği adil bir sistem sunmalıdır.

Devletçilik: Refahı Tabana Yayan Düzenleyici Güç

Modern dünyada Devletçilik; hantal bir yapı değil, denetimci ve düzenleyici bir irade demektir. Kaynakları toplumun tüm kesimlerinin faydalanacağı şekilde tabana yaymak devletçiliğin temel görevidir. Eğitimden sağlığa, barınmadan gıdaya kadar yurttaşın temel hakkına dokunan her alan “kamusal alan”dır. Devletin izniyle kurulan kurumlar, sahibi kim olursa olsun kamusaldır. Eğer bir üniversite diploması veya bir hastane raporu devlet nezdinde resmi bir geçerlilik taşıyorsa, o kurumun duvarları arasında yurttaş “müşteri” değil, “hak sahibi”dir. Devlet; konutun rant aracı, gıdanın ise spekülasyon nesnesi haline gelmesine izin vermemelidir.

Laiklik: Özgür Düşünce ve Eşitliğin Teminatı

Laiklik, bu sistemin bilimsel ve hukuki pusulasıdır. Yetişmiş insanımızın yaratıcılığını ve özgür düşünmesini geliştiren, inançlar arasında mutlak eşitliği gözeten, kamusal olanaklardan her düşüncenin adilce yararlanmasının önünü açan yegâne sistemdir. Devletin tüm yurttaşlarına karşı tarafsızlığının ve aklın egemenliğinin asıl güvencesi buradadır.

Devrimcilik: Statükoya Karşı Bilimsel Güncellenme

Altı Ok’u birer tarihsel hatıra olmaktan çıkarıp bugünün kurucu gücü yapacak olan temel düstur, Devrimciliktir. Devrimcilik, statükoyu koruma refleksi değil; sistemi her gün bilimin ışığında güncelleme iradesidir. Eğer Cumhuriyet’in o büyük aydınlanma hamlesi olan Köy Enstitüleri kendi devrimci ruhuyla bugün açık olsaydı, o çatılar altında yetişen çocuklar bugün yapay zekâ kodluyor ve biyoteknoloji üretiyor olurdu. Devrimcilik, bu kurucu ruhu bugünün teknolojisiyle yeniden millete sunma cesaretidir.

Sonuç: Bir Cumhuriyetçinin Sorumluluğu

Sonuç olarak; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi sadece muhalefet etmeye değil, devleti yönetmeye aday olduğunu her adımda hissettirmelidir. İktidar yürüyüşü; popülist rüzgârların peşinde savrularak değil, bu tarihsel pusulanın gösterdiği liyakat, kamuculuk ve laiklik rotasında kalarak başarıya ulaşacaktır.

Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözü, bize bilimin ışığında yenileşmeyi hedef olarak koymuştur. İşte bu hedefe ulaşmanın ve devleti hak ettiği ciddiyetle yönetmenin yegâne anahtarı, Altı Ok’u devrimci bir ruhla yeniden kuşanmaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI