HALKWEBPolitikaPropaganda, Bernays ve Türkiye’de Demokrasi Tiyatrosu

Propaganda, Bernays ve Türkiye’de Demokrasi Tiyatrosu

Ortada bir demokrasi mücadelesi yok. Ortada yönetilen bir tiyatro var. Ve bu tiyatronun bedelini, her geçen yıl umutları biraz daha eksilen biz toplum ödüyoruz.

Propaganda, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gündemi belirleyen en temel güçlerden biri.
İktidar yandaşları da muhalefet çevreleri de Nazi Almanyası’nın propaganda bakanı Joseph Goebbels’i bilir ya da en azından adını duymuştur. Adı meşhurdur; kötülüğü tescillidir. Yalanın ve propagandanın markasıdır, adeta bedenlenmiş hâlidir.

Ama modern propagandanın asıl kurucusunu, “halkla ilişkilerin babasını” neredeyse kimse tanımaz: Edward Bernays.

Oysa bugün yaşadığımız düzenin zihinsel mimarı büyük ölçüde odur.
Bernays, 1928’de yayımlanan Propaganda adlı kitabında düşüncesini açıkça ortaya koyar. Yaygın ve kaba bir özetle şunu söyler:
Modern toplumda kitleler karmaşık gerçekleri kavrayamaz.
İnsanlar rasyonel değildir; duygularıyla hareket eder.
Bu nedenle kitleler yönlendirilmelidir.
Demokrasi kendi hâline bırakılırsa kaosa sürüklenir.
Daha doğrusu şunu demek ister ama açıkça söyleyemez: Kapitalizmden uzaklaşır, komünist olur. Ona göre komünizm kaostur.
Bernays’a göre:
Algılar yönetilmelidir.
Gündem üretilmelidir.
İstekler tasarlanmalıdır.
Buna “rıza mühendisliği” (engineering of consent) adını verir.

Halk = çocuk
Seçkinler = ebeveyn
Propaganda = pedagojik araç
Bu bakış açısında demokrasi, halkın iradesi değil; yönetilen bir tiyatrodur.

Bernays yalnızca reklamcılığın değil, modern siyasetin ve bugün “sahte muhalefet” dediğimiz yapıların da entelektüel atalarından biridir. CIA’ya danışmanlık yapmış, Nikaragua başta olmak üzere Orta Amerika’daki darbelerin algı zeminini tasarlamıştır.
İsmi unutturulmuştur ama yöntemi yaşamaktadır.

Çünkü Bernays’ın tarif ettiği çağdayız:
“Ben Çağı”, “Ego Çağı”…

Algının gerçeğin yerini aldığı çağ.

Peki, Türkiye’de durum ne?

Asıl soru şu:
Kendi seçmenine aptal muamelesi yapan bir muhalefetle bu ülkede iktidar nasıl değişecek?
Yoksa gerçekten yaşanan şey yalnızca bir demokrasi tiyatrosu mu?
Türkiye’de aidiyet duyguları göz ardı edilerek siyaset yapılamaz.
Ya samimi olacaksınız ya da “Şark kurnazlığıyla” Bernaysçılık oynayacaksınız.
Ama o zaman da fay hatlarını iyi bileceksiniz.
Türkiye’nin fay hatları yalnızca depremle sınırlı değildir:
Alevi–Sünni, Kürt–Türk, laik–dindar, sağ–sol…
Bu yarıklar derin, tarihsel ve hâlâ kanıyor.
Ama muhalefet ne yapıyor?
Altı ayda bir kurultay.
Kendi tabanı “çantada keklik”.
Karşı mahalleyi ikna edeceğim diye sağcılaşma.
Yıllarca emek veren üyeleri dışlama.
Partiye sağcı figürler doldurma…
Aleviler Sivas’ı, Maraş’ı, Gazi’yi unutmadı.
Bırakın 80’leri, 90’ları…
Çaldıran beş yüz yıl geçti, hâlâ hafızada.
Buna rağmen sözde muhalif kanallarda Aleviler hedef gösteriliyor.
Eski genel başkanlar Yavuz Sultan Selim’e benzetiliyor.
İlçe başkanları cemevlerine “korsan” diyor.
Rezalet bitmiyor; bitmeyen skandallar, gaflar zinciri…
Peki Kürt seçmene yönelik tutum?
Kürt seçmene ayrı bir kafayla saldırılıyor.
Sağdan devşirilen vekiller, Kürtlerin seçtiği vekillere “terörist” diyor.
Sonra da “celladına âşık, Stockholm sendromu yaşıyorlar” deniyor.
Peki cellat kim?
“Anayasa değil menemen yapmam diyerek” nutuk atıp,
sonra “anayasa masaları, komisyon masaları”na oturuluyor.
“Şeffaf olacağız” deyip gizlilik kararı alınıyor.
Aynı anda Atatürkçü seçmeni de karşıya alma becerisi!
Bu tablo tek bir şeyi gösteriyor:
“Bizim kitle kemikleşmiş. Ne yaparsak yapalım oy verir.
Asıl karşı mahalleye oynayalım.”

Bu, yerli ve ucuz bir Bernaysçılıktır.
Dün vardı, bugün yok.
Önceki genel başkan döneminde muhalefet en azından şunu biliyordu:
İktidar, halk arkaya alınmadan sıkıştırılamaz.
“Parlamenter sisteme döneceğiz” deniyordu.
“128 milyar dolar nerede?” sorusu soruluyordu.
Beşli çeteler hedef gösteriliyor, “hesap soracağız” deniyordu.
Trol ordularına bile gerek kalmadan gençler sosyal medyada mizahla iktidarı köşeye sıkıştırıyordu:
“128 milyar nerede?”
“Gemicik babacım”
“Babacım, paraları sıfırladın mı?”
Ayakkabı kutuları…
Kabataş yalanı…
Emekliye maaş, ikramiye…
İktidar köşeye sıkışıyordu.

Bugün ne var?
Kendi tabanını tıraşlayan,
Aleviyi, Kürdü, solcuyu umursamayan bir muhalefet var.
Halkı örgütlemek yerine trol ordusu besleyen,
“Diktatör” dediği adamı parti kapısında gülerek karşılayan,
“Normalleşeceğiz” diyen Bernays’lerimiz var.
Ayakkabı kutuları yerine baklava kutuları,
Gemicik yerine derme çatma teknecikler,
128 milyar dolar yerine yolsuzluk davaları,
Kabataş görüntüsü yerine “32 saatlik görüntü nerede?” sorusu…
Ve ringde dayak yiyen bir muhalefet.
Son ring.
Bu muhalefet iktidar mı olacak,
yoksa bu iktidara bir beş yıl daha mı hediye edilecek?
Ortada bir demokrasi mücadelesi yok.
Ortada yönetilen bir tiyatro var.
Ve bu tiyatronun bedelini,
her geçen yıl umutları biraz daha eksilen biz toplum ödüyoruz.

Can Fırat Acısu

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR