Prof. Dr. Taner Timur meslektaşı Mümtaz Soysal’ın öyküsünü yazdı

Prof. Dr. Taner Timur yazdı...

Ben 1959’da Mülkiye’de asistanlığa başlarken, o, kıdemli bir asistandı. Bana çok yakınlık gösterenlerden biri oldu. Herkesin sevip saydığı bir aydındı; fakat kimseyle de pek samimi olabilecek bir yapıda değildi. Tüm Mülkiye hayatım boyunca onu bir kez bile civarda, meslektaşlarla birlikte yemek yediğimiz lokantalarda, ya da yemekten sonra sohbet ettiğimiz “Çançan Odası”sında görmedim. Onun kendine özgü bir dünyası vardı.


Genç yaşta parlak bir bilim adamıydı; fakat Kurucu Meclis üyeliği ve Cumhuriyet tarihimizin en demokratik Anayasası olan 1961 Anayasası’na katkıları onu ünlü yaptı. İzleyen yıllarda Doğan Avcıoğlu ile başyazarlığını paylaştığı YÖN Dergisi ise ününü daha da artırdı. Ne var ki çok geçmeden ortalık karışacak, karşı-devrimin “kurşun yılları” üzerimize çökecekti.


1961’de Anayasa değişmişti; ama ona uygun bir mevzuat yapılamadan iktidar da değişti. Bu koşullarda intikamcı duygularla yeniden iktidara gelenler ise, değişen dünyada Türkiye’yi hala faşist İtalya’dan kalma kanunlarla yönetmek istiyorlardı. O yıllarda tüm dünyada yükselen sol, bizde işte bu koşullarda illegalite tuzağına sürüklendi. Sağ-sol çatışmaları üniversitede yoğunlaşıyor ve üniversitelerin yönetimi giderek zorlaşıyordu. Demirel, bir yandan “sokaklar yürümekle eskimez!” diyor, fakat öte yandan da çıkan çatışmaları bastırmak için fakültelere en kindar emniyetçileri yolluyordu. Ve bu koşullarda artık hiçbir öğretim üyesi de dekan olmak, yönetim kurullarına girmek istemiyordu.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal hayatını kaybetti


Mümtaz Soysal, tam da bu koşullarda dekan oldu. Hiç de istekli olduğunu sanmıyorum; ama görevden de kaçamazdı. Fakülte’leri işgal edip, ülkenin en demokratik kurumlarını “kurtarılmış bölge” ilan eden eylemcilere fazla sempati duyduğunu sanmıyorum. Zaten onların “adamı” da değildi. Fakat yeni bir dünya hırsıyla yanıp tutuşan hırslı gençleri faşist polislerin copuna da terk edemezdi. Bu yüzden de hedef haline geldi ve izleyen 12 Mart “balyoz hareketi”nde birçok öğretim üyesiyle beraber o da tutuklandı.


Soysal, sıkıyönetim zindanlarında, aylarca, neden tutuklandığını anlayamadan yattı. Aslında suçu iktidara teslim olmadan Fakülte’yi yönetmeye kalkan bir dekan olmasıydı. Oysa TCK’da böyle bir “suç” yoktu ve iddianameye de böyle bir “suçlama” konamazdı. Bu yüzden uygun bir “suç” arandı ve sonunda da bulundu: Soysal, Anayasa ders kitabını “Marksist” bir anlayışla yazmıştı ve TCK’nın komünizm propagandasını yasaklayan hükmünü çiğnemişti! Kargaların bile güleceği bu “gerekçe” o karanlık günlerde normal (!) sayıldı; aslında kimsenin bir şeye gülecek hali yoktu. Üstelik bu da yetmedi, arkadan aleyhinde bir dava daha açıldı. Daha önceki bir yazısına “Güzel huzursuzluk” diye bir başlık koymuştu. Yazıda, üniversitelerdeki karmaşaya karşı, o günlerde emekçilerin haklarını korumak için neden oldukları “huzursuzluk”lar ele alınıyor ve övülüyordu. Sömürücülerin uykularını kaçıran bu huzursuzluk da “Güzel huzursuzluk” idi. Oysa cadı kazanları kaynatılırken, bu yazı da üniversite işgallerini övme kabul edildi ve soruşturma başlatıldı.


O günlerde sevgili Bahri Savcılar, Muammer Aksoylar, Cahit Talaslar vb, tüm büyüklerimiz tutukluydu ve biz dışarda kalanlar da duruşmalara gidip hocalarımızla manevi dayanışma içinde olmaya çalışıyorduk. Mümtaz’ın hüküm giydiği son duruşma hala gözlerimin önünde. Çok dik duran bir savunma yaptı; savcıya, savcılık kurumunun aslında insanları mahkûm etmek için değil, kinden, iftiradan ve haksız hükümlerden korumak için yaratıldığını söyledi ve hâkimlere “hadi şimdi, odanıza çekilin ve hukukun gereğini yerine getirin!” mealinde bir şey söyledi.. Onlar da çekildi; aralarında tartıştı ve içeri dönerek, ekseriyetle, Anayasa profesörünün yedi buçuk yıla mahkum edildiğini ilan ettiler.. Karara aleyhte oy veren ve adını hatırlayamadığım heyet başkanını da bu vesiyleyle bugün saygıyla anmak isterim..


İşte bugün kaybını duyunca, değerli yazar ve bilim adamı ile ilgili ilk aklıma gelen anılar bunlar oldu.. Gerisini -siyasi hayatı, Kıbrıs davası, bakanlığı, yazarlığı vb- o yıllarda kendisiyle beraberlik içinde olanlar çok daha iyi anlatırlar.. Ben ise bu son yolculuğunda ona bunca “huzursuzluk”tan sonra bu kez yürekten bir “güzel huzur” diliyorum..

Prof. Dr. Taner Timur

Not: Yazı Prof. Dr. Taner Timur’un Facebook hesabından Halkweb okurları için alıntılanmıştır

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Ve Ekrem İmamoğlu mafyaya savaş açtı!

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, güne zabıta ve itfaiye ziyaretleriyle başladı. İmamoğlu, Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy’un, sunumunda belirttiği, İBB’ye ait bazı gayrimenkullerde çok sayıda işgalci bulunduğu saptamasına ayrı bir paragraf açtı.

Vatandaşın parasını masaja yatıran Melih Gökçek’e Ankaralı tepkisi: Hamuduyla götürmüş… Allah-bismillah deyip çaldılar

Melih Gökçek hakkındaki soruları yanıtlayan Ankaralı vatandaşlardan birinin söyledikleri durumu özetledi. 

Madde madde Katar’ın Türkiye yatırımları

Önceki gün Katar Emiri'nin annesinin Kanal İstanbul projesi güzergahında satın aldığı arazi gözleri yeniden Katar'a çevirdi. CHP’li Gürsel Tekin “Katarlılar özel ve ayrıcalıklı uygulamalara...

Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na açtığı kesinleşen 21 davadan 18’i Kılıçdaroğlu lehine sonuçlandı

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na 2011 yılından sonra açtığı 36 farklı tazminat davasından 15’i devam ederken; kesinleşen 21 davadan 18’i Kılıçdaroğlu lehine sonuçlandı.

“Üç Fidan Sokağı” ismi AKP ve MHP’yi çılgına çevirdi!

İBB Meclisi’nin komisyonlarındaki AKP’liler, Ataşehir’deki bir yola ‘Üç Fidan Sokağı’ ismi verilmesini ‘uygun’ bulmayınca, CHP’lilerin ret oyu vermesine rağmen sokağa ‘3078/2 Sokağı’ ismi verildi.
210,472BeğenenlerBeğen
4,595TakipçilerTakip Et