Polisin şiddet uygulayamayacağı makbul vatandaş kimdir?

201,488BeğenenlerBeğen
8,772TakipçilerTakip Et

Son günlerde kolluk kuvvetlerinin üst üste farklı kentlerde vatandaşa yönelik uyguladıkları şiddet olaylarının görüntüleri sosyal medya sayesinde önümüze geliyor.

Ankara’da bekçiler sokağa çıkma yasağı sırasında evinin önündeki çöp konteynerine çöp götüren bir genci ve ailesini darp edip biber gazı ile ‘etkisiz hale’ getirdi.

Ardından Çorlu’da polisler bu kez evinin bahçesinde oturan bir vatandaşı ve ailesini darp etti.

Bir başka görüntü Zeytinburnu’ndan geldi.

Polisler sokağa çıkma yasağında dışarı çıkan çocuğu kafasını yere vurarak ters kelepçe ile gözaltına aldılar.

Tabii ki İçişleri Bakanı’nın “Camide müzik çalanları yakalayıp caminin dibinde ezan dinleteceğiz” dediği bir ülkede, o bakana bağlı olan kolluk kuvvetlerinin keyfi cezalandırmalar yapmaları değil bizi şaşırtan.

Bu ülkenin belli bir coğrafyasında kolluk güçlerinin uyguladığı keyfi şiddet zaten neredeyse vaka-i adiyeden sayılmaya başlandı.

Bu ne büyük bir utanç!

Bizi asıl kaygılandırması gereken, devletin kolluk güçleri tarafından uygulanan bu şiddeti yer yer meşrulaştıran söylemler.

Doğrudan kendisini devletin kolluk güçlerinin uzantısı gibi görüp ‘Kim bilir ne yapmıştı’ diyenleri ya da sosyal medyada eleştirel paylaşım yapan herkesin mesajını ‘gereğini yapın’ diyerek.

Emniyet Genel Müdürlüğü’ne mention atan tiplerden bahsetmiyorum.

Onlar zaten devletle vatandaşın karşı karşıya kaldığı her durumda, nedenine bakmaksızın devletin yanında yer almayı milliyetçilik ya da yurtseverlik zanneden ‘devlet kutsayıcısı’ zavallılar.

Asıl sorun, bu şiddete karşı olduğunu söylerken, şiddetin yöneldiği vatandaşın durumuna göre pozisyon alanlar.

Yani, kafasında bir ‘makbul vatandaş’ prototipi ile dolaşanlar.

Önceki gün Habertürk yazarı Sevilay Yılman, Ankara’daki bekçi şiddetine tepki göstermiş…

Bravo.

Üstelik “Bu aileye yapılan resmen devlet terörüdür!” diyerek merkez denen medyada pek çoklarının kullanmaya cesaret bile edemeyeceği ‘devlet terörü’ kavramını bile kullanmış…

Ona da Bravo.

Ancak gel gelelim, yazıda bekçilerin şiddet uyguladığı aileden bahsederken, ailenin bu şiddeti hak etmediğini “Askerliklerini komando olarak yapan iki kardeşe sürekli; “Siz teröristsiniz!

Devletin ne olduğunu, gücünü öğreneceksiniz!” diyerek hakaretler ediliyor” diyerek anlatıyor.
Yani, Serkan Kantık ve kardeşi askerlik görevlerini komando olarak yaptıkları için kendilerine ‘terörist’ denemez ve onlara ve ailelerine şiddet uygulanamaz öyle mi?

Peki askerliğini komando olarak yapmayan, ya da hiç yapmayan birini polis kafasına göre ‘terörist’ ilan edip darp edebilir mi?

Ya da benim gibi hayatında bir gün bile askere gitmemiş bir bedelli askerin durumu ne olacak?

Veya, vicdani retçi olursa cezaevine girmekten çekindiği için zorunlu olarak askere giden ancak şansına komando olarak Hakkari’de askerlik yapan bir gencin durumu tam olarak nedir?

Zihnen vicdani retçi ama evrak üstünde komando olduğu için polis hangisini referans alacak?

Devleti ‘kutsal’ gören ve kimin terörist olduğunu tayin etme de o çok tartışmalı hukuk kurallarını bile işletme gereği duymadan istediği kişiyi terörist ilan etme hakkı veren bu zihniyet yaşadığı sürece daha sokaklarda çok polis-bekçi dayağı yiyeceğiz.

Sokağa çıkma yasağı sırasında kaçak olarak çalıştırıldığı için sokağa çıkma izni olmadığından ceza yememek için polis çevirmesinden kaçan ve polis tarafından kalbine ateş edilerek öldürülen 19 yaşındaki Suriyeli Ali Hemdan’ı öldüren polis memuru “Oruçtum. Sendeledim silahım ateş aldı. Demişti. Diğer meslektaşları da tam da bu senaryoya uygun rapor düzenlemişti.

Tanıklar ve olay yeri görüntüleri tüm bunların yalan olduğunu ortaya çıkardı.

Oysa olayın hemen ardından yine aynı yorumlar yapılıyordu sosyal medyada: ‘Polis durduk yere mi ateş etti?’, ‘Kim bilir ne halt etmişti de kaçıyordu?’, ‘Neden polis bize ateş etmiyor?’ vs.vs.

Türkiye’de kendini ‘makbul vatandaş’ gören herkes devlet şiddetinden azade görüyor. Ve makbul olmadığını düşündüğü diğer vatandaşların bu şiddette maruz kalmasında sorun görmüyor.

Mesela o yüzden, eşini katleden bir erkek gözaltı aracına bindirilirken polis başını eğmek isteyince ‘Ne yaptık sanki biz terörist miyiz?’ diyebiliyor.

Ya da hak ararken polisten biber gazı yiyen bir minibüsçü, tarlasından çıkan mahsul elinde kaldığı için yol kapatan köylü, yeni vergileri ve ek zamları protesto etmek isteyen kamyoncu…

Bu örnekler uzar gider. Kendisini makbul gören herkes ‘devlet şiddeti’ denen o acımasızlıkla karşılaşınca aynı soruyu soruyor: Biz terörist miyiz?

İşte şiddeti de bu soru meşrulaştırıyor her seferinde. Ve cebberrut iktidarlar her seferinde kimi kolluk kuvvetleri ile ezmek isterse onu ‘terörist’ ilan etmekten çekinmiyor.

Ve maalesef buna biz fırsat veriyoruz.

Yasa denen şeyin devleti değil vatandaşı koruması gereken bir kurallar bütünü olduğunu kavrayana kadar da bu dayağı yemeye devam edeceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları