Peker’in tetiklediği “hakikat krizinden” kurtulmak için

201,488BeğenenlerBeğen
8,791TakipçilerTakip Et

Neyin eğri neyin doğru, neyin düzgün neyin yamuk, neyin gerçek neyin sahte, kimin dürüst kimin yalancı, kimin açık sözlü kimin riyakar olduğuna karar veremiyorsanız ve bu konuda başvurabileceğiniz güvenilir bir kaynağın kalmadığını düşünüyorsanız ‘hakikat krizi”nden mustarip olduğunuz söylenebilir.

Şu anda Türk halkının büyük çoğunluğu bu menhus hastalığın pençesindedir.

Böyle bir krize girmiş olanların olayları sağlıklı olarak değerlendirebilmesi mümkün değildir. Her şey kaypak ve şaibesidir. Dünya, insanlar, geçmiş flulaşmıştır. Hayat bir maskeli baloya dönmüştür. Her kafadan bir ses çıkmaktadır.

Türkiye epeydir bu sendromun pençesindeydi. Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in 32 kısım tekmili birden iddialarıyla hastalık daha da derinleşti.

Çünkü o, hariçten gazel okumuyor, “içeriden” konuşuyor.

Örneğin, Ziraat Bankası’nın Demirören’e Hürriyet Gazetesi’ni alması için özel kolaylıklar gösterdiği söylentisi yıllardır etrafta dolaşıyordu. Sedat Peker söyleyince bir çeşit resmiyet kazandı.

Peki, Türkiye sonuçları çok ağır olan bu krizden kurtulabilir mi? Nasıl?

DI PIETRO VE TOPLUM

Bizdeki hakikat krizini ağırlaştıran sorun şurada: Hastalığı tedavi etmesi beklenen kurumlardan hiçbiri görevini yapabilecek durumda değil. Yoğun bakım servisindeki tüm yataklar dolu.

Karanlık bir geçmişi olan Peker’in söylediklerinin kuşkusuz bir kısmı külliyen yalan ve yanlış, bir kısmı baştan sona doğru, bir kısmının ise bazı yerleri doğru, bazı yerleri yanlıştır. Hangisi hangisidir? Çoğumuz bu ayrımı yapabilecek durumda değiliz. Oysa toplumun akıl sağlığı adına birilerinin bu ayrımları yapması zorunlu. Yoksa herkes okka altına gidebilir, suçlamaların, medya linçlerinin ve haksızlıkların sonu gelmez.

Normal demokrasilerde bu gibi durumlarda gözler yargıya döner ve “cesur bir savcı”nın bir “temiz eller” soruşturması başlatması istenir. Bu türden kampanyaların en ünlüsü İtalyan savcı Di Pietro’ un 1990’larda açtığı soruşturmadır. Ben Arena’nın editörü olarak onu izlemek için Milano’ya gitmiş, kendisine verilen önemi görmüştüm. Kutsal bir emanet gibi korunuyordu!

Çünkü toplum, güven içinde yaşayabilmek için gerçekleri bilmek istiyordu!

Hakikati ortaya çıkartması beklenen ikinci kurum, medya ve özellikle soruşturmacı gazetecilerdir. Dünyanın hemen her demokrasisinde bu türden yürekli gazeteciler vardır. Bizdeki Uğur Mumcu ve Uğur Dündar gibi… Arena editörü olduğum yıllardan hatırlıyorum. Halk Dündar’a, hakikati ortaya koyacak bir Süpermen gözüyle bakardı.
Günümüz Türkiye’sinde de cesur soruşturmacı gazeteciler var. Ama medyanın çoğu hakikat krizini körükleyenlerin elinde.

Üçüncü olarak gözler parlamentoya döner. Çünkü demokrasilerde Meclis yalnızca yasama organı değildir, aynı zamanda hakikati araştırmaya yetkili bir organdır. Ne yazık ki Meclis’imizin bu işlevi yerine getirmesine tek adam rejimi izin vermiyor. Önergeler reddediliyor, soruşturmalar yapılamıyor, olgular halının altına süpürülüyor.

ANCAK HAKİKAT İYİLEŞTİREBİLİR

Bu felç durumunu siyasal iktidar mensupları ve destekleyicileri bir başarı olarak değerlendirebilirler. Basının susturulması, savcıların kontrol altına alınması, Meclis’in soruşturma işlevinden mahrum bırakılması onlara sandıkta daha çok oy olmanın mükafatı gibi görünebilir. Ancak uzun dönemde bu yanıltıcı ve tehlikeli olur. Çünkü hakikat krizine kapılmış toplumlarda istikrarsızlıklar krizleri izler. Ülke yönetilemez hale gelir.

Hakikat krizinden kurtulmak ancak sorunu kabul etmek, görevli kurumları onarmak ve gerçeklerin iyileştirici gücüne inanmakla mümkündür. Elleri yıkamadan temiz eller olmaz!

Yazarın Diğer Yazıları