Özlem Albayrak ‘daha önce neden tepki vermediniz’ sorusuna bakın ne yanıt verdi?

Yeni Şafak gazetesinden “özgürce yazamadığını" gerekçe göstererek ayrılan Özlem Albayrak “Daha önce neden tepki vermediniz” sorusunu cevapladı. Albayrak, “Özeleştiri yapmak için bir dönüş vesaire olması gerekir, bense hep olduğum yerdeyim” dedi.

Özlem Albayrak, Canan Kaftancıoğlu hakkındaki yazısının yayınlanmaması üzerine Yeni Şafak’tan istifa etme kararı almıştı.

Ardından ‘Pelikan’ grubunun da hedefi haline gelmişti.

Albayrak’ın Gazete Duvar’dan İslam Özkan’a istifa sürecini ve gazeteciliğe bakışını anlattığı röportajın bir bölümü şöyle:

Yeni Şafak gazetesinden geçtiğimiz hafta yollarınızı ayırdınız. Bunun arka planına ilişkin neler söylemek istersiniz? Bu bir süreç miydi yoksa aniden gelişen bir olay karşısında hızlıca verilen bir karar mı?

Bu bir süreçti. Bakın, AK Parti, geçtiğimiz 17 yıl içinde ülkenin kronikleşmiş sorunlarını kısmen çözmüş, vesayeti kırmak, kimliklerden kaynaklanan ayrımcılıkları bitirmek gibi son derece önemli hizmetler yapmış bir geleneğin adı. Fakat öte yandan aynı AK Parti, son yıllarda hem kendi içinde bir çözülme sürecine girdi, hem icraatları nedeniyle çok eleştiriliyor, hem de toplumsal desteğini gözle görülür biçimde peyderpey kaybediyor. Ben de nasıl ki başarılı olduğunda bunun nedenlerini anlamaya çalıştıysam, şimdi de toplumsal desteği neden kaybetmeye başladığını anlamaya çalışıyorum. Ben bir yandan gazeteciyim, öte yandan sosyolog; her iki vasıf bana toplumu anlamaya çalışma sorumluluğu veriyor. Bakıp gördüğünü yazan biriyim ben, yine öyle yaptım. Fakat, önce kayyum atamaları hakkında yazdığım yazı yayınlanmadı, ardından Davutoğlu hakkındaki ihraç talebi konulu yazım basılmadı, üçüncü olarak da Canan Kaftancıoğlu’na verilen hapis cezası hakkındaki yazım girmedi, ben de bıraktım. Bırakmamın nedeni, hükümete eleştiri anlamına gelebilecek yazıların bundan sonra gazetede basılmayacağına emin olmamdı.

Sizin iktidara eleştirel bir tutum almanızın nedeni olarak Davutoğlu hareketine destek verme ya da kendinizi oraya yakın görmeniz gösteriliyor. Ayrılmanızın arkasında yatan temel saik neydi?

Ayrılmamın arkasında yatan temel saik, özgürce yazamamamdı. Yazdığım yazılarda yaptığım da iktidarı eleştirmek değil, yanlış gördüğüm uygulamalara dikkat çekmekti. Elbette ülkedeki iktidarın çok uzun zamandır ve güçlü bir şekilde AK Parti’de olması eleştirilerin odağına yerleştiriyor onu. Onun dışında her gazetecinin politik bir duruşu olur, bir siyasi partiye, lidere sempatisi bulunabilir. Bu Erdoğan olur, Davutoğlu olur, Babacan olur, Demirtaş ya da İmamoğlu olur, fark etmez, ama bu durum gazeteciyi iktidarın ya da muhalefetin gazetecisi yapmaz. Bu nedenle gazetecilere yöneltilen eleştiriler bir dava mensubuna yöneltilebilecek türden olamaz. Yani gazeteci, iktidar ya da muhalefet olsun herhangi bir siyasi oluşumla ilgili görüş bildirdi diye, rakip partilerin tarafına geçmek ya da davaya ihanet etmek ithamıyla karşılaşmamalı, bu demokratik bir duruş olmaz.Bana sorarsanız, şu an en çok ihtiyacımız olan şey, yeri geldiğinde desteklediğini bile eleştirmenin önünü kesmeyen bir medya düzeninin olması. Bu ülkede şu an ciddi bir işsizlik, çift hukukluluk, adı konulmamış bir ekonomik kriz var. Ayrımcılığın önüne geçilecek diye iktidara yüründü, bir açıdan geçildi de, ama şimdi de çeşitli nedenlerle küsmüş ya da küstürülmüş gruplar var. AK Parti öncesini hiç bilmeden 18 yaşına gelmiş genç bir seçmen kitlesi var. AK Partili olduğu halde AK Parti’den kopmuş ya da kopmakta olan geniş bir sosyoloji var. Bu sosyolojinin taleplerine karşılık gelebilecek hareketler ortaya çıkabilir, o hareketlerin programları şimdi varolan sorunları çözmeyi vaat ediyorsa, izlemeye alınır, fiili adımlar da görülürse desteklenebilir, yeri geldiğinde de eleştirilir. İkisi de haktır.

“Aynı itiraz tonunda benzer bir çıkışı daha önceki haksızlıklarda örneğin neden yapmadınız” diye sorabilirler. Böyle bir soruya nasıl yanıt verirsiniz? Örnek olarak 24 Mayıs 2019 tarihinde yazdığınız yazıda, İstanbul belediye seçimlerine ilişkin YSK’nın iptal kararını doğru bulduğunuzu ifade ediyor ve bunu savunuyorsunuz. Bu tür konularda özeleştiri yapıyor musunuz?

Ben YSK’nın iptal kararını hâlâ doğru buluyorum, çünkü şu ya da bu sebeple İstanbulluların bir kısmında oyların çalındığına yönelik bir algı oluşmuştu. Tamamen inanmasa bile, bunun olasılık dahilinde olduğunu düşünen onbinlerce kişi vardı. Evet, seçim tekrarı ekonomik ve siyasal başta olmak üzere toplumsalın her alanında sorunlara, gecikmeye neden oldu, fakat sonuçta kimsenin kafasında tek bir soru işareti kalmamasını sağladı. Bu bedele değer miydi derseniz, bence değerdi. Özeleştiri yapmak için ise bir dönüş vesaire olması gerekir, bense hep olduğum yerdeyim. Türkiye’yi okumaya çalışıyorum, bir dönem AK Parti’ye meşruiyet sağlarken, bugün aynı meşruiyeti onun altından çeken bu ülke insanında neyin değiştiğini ve neyin aynı kaldığını, yani dinamikleri anlamaya çalışıyorum.

Hilal Kaplan sizin hakkınızda bazı iddialarda bulundu, siz de sosyal medya üzerinden oldukça sert bir dille yanıt verdiniz. Kaplan ve benzeri düşüncede olanlar sizin İBB personeli olduğunuzu gizlediğinizi söylüyor. Gerçekten gizlediniz mi yoksa bunu daha önce bir yerde açıklamış mıydınız?

Benim şahıslarla işim yok. Ama kamuoyunu aydınlatmak açısından söyleyeyim, ben belediyede karar verici bir mevkide çalışmadım, belediyeyi temsil gibi bir görevim yoktu, akçeli işlerle ilgili birimlerde bulunmadım, onun dışında İBB’de olduğumu gizli filan da tutmadım. Hatta, geçen dikkatimi çekti, Yüksek lisans tezimin özgeçmişine koymuşum görevimi. Demek ki özellikle saklamaya çalışmamışım. Ama Ersoy Dede, benim Tuzla’da Kültür Merkezi’nde çalıştığımı iddia ediyor ki, ben 2012 yılında Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi Sorumlusuydum. Sonra belediyeden ücretsiz izin alarak kendi imkanlarımla ABD’ye gittim, 2014’te döndükten sonra da Tuzla’daki Kütüphane’ye geçtim. Ersoy Dede, “yeni öğrendim” diyor, ama eski bilgiyi veriyor. Demek ki benim belediyede çalıştığımı uzun zamandır biliyorlardı, ama o bilgiye ihtiyaçları olduğu zaman, beni susturmaları gerektiğini düşündükleri zaman devreye soktular.Ayrıca, makul hiçbir yer neredeyse kalmadı derken, benim medya eleştirilerimin bir ayağı da buydu. Fikirlerin çarpışması dönemi geride kaldı, çatlak ses çıkaran kişi, yalan yanlış ithamlarla itibar suikastı yapılarak yok ediliyor. Tamamen bir FETÖ yöntemi olarak o kişiye iftira atılıyor. Bir de “İBB kendisinden nemalanmış ne kadar yandaş varsa açıklasın”, “bankamatik” filan gibi laflar, CHP’lilerin seçim sürecindeki suçlamalarıydı diye hatırlıyorum, hükümeti destekleyen medyada kullanılmazdı bu. Duruma göre ne çabuk jargon değiştiriyorlar, demek ki bu insanlara amaç için her yol mubah geliyor…

 

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKP panikte…50 bin üye istifa etti!

Eylül-Kasım ayları arası 57 bin kişinin ayrıldığı AKP'nin üye sayısı, son 4 ayda 114 binlik bir düşüş gösterdi. CHP ve İYİ Parti ise 4 ayda 30 binden fazla yeni üye kazandı.

Eski Fazilet partili Bülent Arınç’tan Gelecek Partisi’ne veryansın!

Milli Nizam, Milli Selamet, Refah ve Fazilet partileri ile AK Parti'de önemli görevlerde bulunan, eski Başbakan Yardımcısı ve eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, gazeteci Ömer Şahin'in kaleminden bugün piyasaya çıkan, kendi hayatının anlatıldığı 'Küçük Erbakan' kitabıyla ilgili konuştu.

‘Kanal İstanbul’ ‘Katar İstanbul’ olma yolunda!..

Katar Emiri’nin annesi Şeyha Moza’nın Başakşehir’de 100 bin lira sermayeli şirket kurup 1.5 ay kadar sonra Kanal İstanbul güzergahında 44 dönüm arazi satın aldığı ortaya çıktı.

Davutoğlu’na ‘Vekil isterse veririm’ demişti… AKP’den yanıt geldi

Siyaset dünyasında ‘kiralık vekil’ tartışması başladı. AKP Ünal, İYİ Parti lideri Akşener’in ‘Yeni partiler vekil isterlerse veririm’ açıklamasını eleştirdi. Ünal, “Türk siyasetinde bir bidat adeta oluşturdular. Bu, ‘kiralık vekil’ çok çirkin bir ifade farkındayım. Milletin iradesi kimsenin tekelinde değildir” dedi.

MHP’den çok sert Davutoğlu açıklaması

MHP'li Edip Semih Yalçın, Türkiye'de eski kirli defterlerin açıldığını savunarak ‘’MHP, tehditlere karşı devletin elini güçlendirmek için millî mutabakat zemini oluşması yönünde çaba sarf etmiştir” dedi. Yalçın, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ‘Cambaz oynatıcısı’, Ahmet Davutoğlu’na da ‘’Yalancı pehlivan” dedi.
210,479BeğenenlerBeğen
4,597TakipçilerTakip Et