Orhan Gökdemir: Bu topraklar büyük bir savaşa sahne olabilir

Gazeteci yazar Orhan Gökdemir, Türkiye ve Rusya arasındaki gerilimin olası sonuçlarını ve etkisini değerlendirdi.

Türkiye’de tek adam diye ucube bir rejimin icat edildiğini söyleyen Gökdemir, Türkiye’nin Abdülhamit döneminin bile gerisine düştüğünü, Cumhuriyetin yıkıldığını ve laikliğin tamamen ortadan kalktığını belirtti. Röportajda gençlere mücadele vurgusu da yapan Gökdemir, sosyalizmin savaşlardan sonra serpildiğine dikkat çekerek, Vatanımızdan, coğrafyamızdan, insanımızdan ve sınıfımızdan umudu kesmeyiz. Yaptık yine yaparız diyerek mücadelenin öneminin altını çizdi.

Osmanlı’dan bu yana Rusya ile olan ilişkilerimiz maalesef savaşların ve çatışmanın gölgesinde kalmış durumda. Önce Kırım savaşında, sonra birinci dünya savaşında Kafkas Cephesi’nde ve bugün İdlip’de Rusya ile karşı karşıya gelmiş durumdayız.  Esasında Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında, Sovyetler Birliği ile çok önemli bir dayanışma sergilemiş iki halkın yeniden karşı karşıya getirildiğini görüyoruz. Dikkat edilmesi gereken nokta, her iki coğrafyada da bir rejim değişikliği olduğu gerçeği. Bir tarafta Sovyetler Birliği yıkılırken diğer tarafta Osmanlı rüyası gören bir anlayış Türkiye’de iktidara geldi ve Cumhuriyet rejiminin sonunu getirdi. Sorunun uzun olduğunun farkındayım ancak tarihsel süreci takip etmemizin bugünü anlamak açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Tüm bu tarihsel süreci dikkate aldığınızda bugün Suriye’de yaşanan savaşı ve bu savaşın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

-Dediğiniz gibi iki ülkenin sonu birbirine benziyor. Ama unutulmamalı, başı da benziyor. Taa Osmanlı zamanından beri karşı karşıya geliyoruz, savaşıyoruz. Ama bundan öte iki ülkenin, iki kültürün kaderleri ortak. Tarihleri de öyle. Bizim “istibdadımızın” arkasında Osmanlı-Rus harbi var. II. Abdülhamit 1877’de o savaşı gerekçe göstererek Tanzimat döneminin bir getirisi olan Anayasayı rafa kaldırdı ve 30 küsur yıl ülkeyi ağır bir baskı altına aldı. Hafiye teşkilatı ile aydınları kovaladı, ilk anayasamızın mimarı Mithat Paşayı boğazlattı. 

Gazeteci Yazar Orhan Gökdemir

“O SAVAŞIN İÇİNDEN EKİM DEVRİMİ ÇIKTI, SAVAŞIRKEN DOST OLDUK”

  1. yüzyılın başında bizde de Rusya’da da monarşiye karşı başkaldırı vardı. Rusya’da 1905 Ekim Devrimine giden yolda çok büyük bir adımdır. Arkasından gericilik dönemi geldi. Bizde 1908 Hürriyetin bu ülkenin üzerinde doğuşuna vesile oldu. Arkasından gerici 31 Mart ayaklanması ve uzun bir iç savaş olan Balkan Savaşlarını getirdi. Sonra 1. Dünya Savaşı. Yine savaşıyorduk.

Ama o savaşın içinden Ekim Devrimi çıktı, savaşırken dost olduk. Ekim’in getirdiği hava ve devrimi yapanların maddi desteği olmasa Kurtuluş Savaşını nihayete erdiremezdik. Onların verdiği paralarla ve silahlarla direndik. Komünizm korkusu emperyalist orduların dikkatini dağıttı ve biz kurtulduk. Bugün bakıldığında Anadolu’daki zafer büyük ölçüde Ekim Devriminin yan ürünü gibi de görülebilir.

Cumhuriyet’imizin arkasında da Ekim Sosyalist Devriminin etkisi var. Gerçi daha işin başında yolların farklılaştığı belliydi. Buna rağmen Komünistler toplandılar ve Kemalist hareketi destekleme kararı verdiler. Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmesindeki işaretler onları göstermesine rağmen oldu bu. 

Cumhuriyet döneminde, egemen sınıf anti-komünizm saplantısını bir yönetim biçimi olarak kullanmasına rağmen Rusya’dan bize dostluk geldi, teknoloji geldi, fabrika geldi.

Sonra 12 Eylül Cumhuriyeti yıktı. İçeriden yıkılmıştır. Sovyetler Birliği çözüldü. İçindeki hainlerin başarısıdır. 

“CEPHE SAVAŞI YOK ARTIK. VEKALETEN YÜRÜTÜLÜYOR SAVAŞLAR. PİS, KİRLİ, KURALSIZ VE YOKSULLAR ÜZERİNDEN YÜRÜYEN BİR SAVAŞ”

Bu çözülme başka yakınlaşmalara yol açtı. Artık sosyal olarak da iç içeyiz. Neredeyse her mahallemizde bir Rus var. Neredeyse her Rus mahallesinde bir Türkiyeli var. 

Ayrıca Sovyet deneyimi Rusya’yı uzaya çıkardı. Müthiş bir teknolojik alt yapı bıraktı geride. Büyük tahribata rağmen teknoloji üreten bir ülke Rusya. Türkiye’yi esir alanlar istese bile böyle bir savaşa giremez demek istiyorum. Hem cephe savaşı yok artık. Vekaleten yürütülüyor savaşlar. Pis, kirli, kuralsız ve yoksullar üzerinden yürüyen bir savaş…  

Suriye bu iki güçle birlikte pek çok emperyal odağın hesaplaşma alanı. BOP ile başladı; esası Müslüman Kardeşleri iktidar yapma, Ortadoğu’ya yeni bir şekil verme planıydı. Plan doğrultusunda Irak’ı parçaladılar, Mısır’ı düzlediler, Suriye’yi düzlemek için harekete geçtiler. Ama Suriye planları bozdu, direndi. Bu direnişin arkasında da kuşkusuz Rusya ve İran’ın büyük katkısı var. Evet onlar da Suriye üzerinden kendi çıkarlarını koruyor ama böyle olur. Yüz yıl önce Ekim Devrimcilerinin de Türkiye Cumhuriyeti’ni desteklemekten “çıkarları” vardı. 

“HAYAL GÖRÜYOR DEĞİLİZ, BÜYÜK BİR SAVAŞA SAHNE OLABİLİR BU TOPRAKLAR”

Suriye’nin bu direnişinin bölge açısından çok değerli olduğunu savaşın sıcaklığı geçince anlayacağız. BOP’u bozdu bu direniş. Ilımlı İslam projesini paramparça etti. Mısır’da İhvan’ın düşme sebebidir. Türkiye İhvanının da, AKP’nin, düşmesinin sebebi olacağını da görüyoruz. Düşüyorlar, biliyoruz.

Yalnız bizim Suriye’yi “öteki ülke” olarak görmemiz mümkün değil. Çok yakın zamana kadar aynıydık ve aynı olacağız. Bu savaşın gösterdiği tek şey emperyalizmin oyun alanı olan bu coğrafyada barışın gelmesinin tek yolunun birleşik bir sosyalizm olduğu. Birleşiktik, birleşiyoruz. İç içeydik, iç içe geçiyor. Beş milyon Suriyeli Türkiye’nin bir parçası oldu yeniden. Başka yolu kalmamıştır.

Hayal görüyor değiliz, büyük bir savaşa sahne olabilir bu topraklar. Ama sosyalizm de büyük bir savaşın içinden çıkmadı mı zaten. Vatanımızdan, coğrafyamızdan, insanımızdan ve sınıfımızdan umudu kesemeyiz. Yaptık yine yaparız… 

Suriye’deki savaş vekalet savaşı olmanın çok ötesine geçti. Devletler artık doğrudan birbirlerini hedef alıyorlar. Bu savaş durumu NATO’nun da içerisinde yer aldığı küresel bir dünya savaşına evirilebilir mi? 

-Emperyalizmin iştahı hep vardı. Şu var ki eskisi kadar güçlü değil artık. Savaş ihtimali hep vardır ama böyle bir savaştan kazançlı çıkma ihtimali her zamankinden daha az. ABD güçsüz. Yedeğindeki ülkeler çekingen. Çin’in böyle bir geleneği yok, daha dolaylı ilerlemeye çalışıyor. Rusya’nınki ise bir saldırıdan çok savunma refleksi. Biliyor ki İran düşerse, Suriye düşerse biraz daha kuşatılmış olacak. Gürcistan üzerinden denediler, ordusuyla girdi ve düzledi. Ukrayna üzerinden denediler, sonuç ortada. Rusya çok sıkıştırılınca bu tür adımları atmak zorunda kalıyor. Suriye’de ise henüz sıkıştığı yönünde bir işaret yok. Suriye’de sıkışan Türkiye’dir ve saldırganlığı da bu sıkışmadın sonucu. Başı kesilmiş tavuk refleksidir, sıçrıyor, kan bulaştırıyor. Uzun erimli olacağını sanmıyorum. 

NATO’ya gelince, “kapitalizmin katiller ordusu” olarak ünlenmişti. Şimdi eski gücünden çok uzak görüyor. Ayrıca NATO’luk bir iş yok. Avrupa bölgedeki savaşa çok kayıtla yaklaşıyor. Onlar çıkınca geride kalan ABD. Onun da hali ortada. 

Savaştan yoksulluktan kaçan insanların bugün AB ülkelerine karşı adeta bir silah olarak kullanıldığına şahit oluyoruz. Hem Türkiye’nin hem de AB’nin mültecilere karşı politikasını nasıl yorumluyorsunuz?

-Türkiye’nin bir mülteci politikası var mı? Savaşın başlangıçta çok kısa süreceğini umarak Suriye sınırını ortadan kaldırdılar. Hem içeriye göçü kışkırttılar hem de cihatçıların geçişini kolaylaştırdılar. Ancak savaş uzun sürdü. Bu kadar kısa sürede bir ülkeye 5 milyon insanın göçmesini artık göç sayamayız. Bu sosyolojik bir değişim. Türkiye değişti. Her ilinin, her ilçesinin sokaklarında Arapça konuşuluyor artık.

“AVRUPA BÜYÜK BİR İKİ YÜZLÜLÜKLE YOL AÇTIĞI SORUNU, TÜRKİYE’Yİ YÖNETEN ÇETEYE RÜŞVET VEREREK DURDURMAYA ÇALIŞTI”

Avrupa büyük bir iki yüzlülükle yol açtığı sorunu, Türkiye’yi yöneten çeteye rüşvet vererek durdurmaya çalıştı. Türkiye’de kalsınlar, Avrupa’ya sıçramasınlar istedi. AKP’ye desteklerinde önemli bir motivasyondu bu. Şimdi rüşvet verdikleri adamlar, sınırları açarak Suriyelileri bir tehdit olarak kullanmaya çalışıyor. İnsanlığın en utanç verici işlerinden biri. Bu politika falan değil, kapitalist düzenin sefaleti. 

O sınırlar bir gün mecburen kalkacak. Avrupalılar Ortadoğu açken ülkelerinde refah içinde yaşayacaklarını sanıyorlarsa aldanıyorlar. Burada kan varsa, o kan onların da üzerine sıçrayacak. Sömürmekten vaz geçecekler, paylaşmayı öğrenecekler. Öyle veya böyle. Öğretmeye talibiz. Komünistler bilmeyene eşitliği öğretir…

Türkiye gençler için adeta bir cehenneme dönmüş durumda. Ekonomik krizin tetiklediği işsizlik bir yandan iktidarın kendi yandaşlarını kayırması dolayısıyla tüm kamu imkanlarını kapatması diğer yandan. Böyle bir tabloda gençler için geriye tek bir seçenek kalıyor; sözleşmeli er olarak askere yazılmak ve ailesinin geçimini bu şekilde idame ettirebilmek. Her iki yolda da gençler açısından aydınlık bir gelecekten söz edemeyiz. Türkiye, bu iktidarla ve yönetim anlayışıyla devam ederse sizce bizleri nasıl bir gelecek bekliyor?

-Türkiye herkes için bir cehennem. Cumhuriyeti yıkıldı, laikliği silindi. Her türlü kalkınma, ilerleme iddiasından vazgeçen bir ülke. Çok acı çekiyor halkı ve acıyı dindirmek üzere, üzerine sürekli din pompalanıyor. Öyle bir hal ki 1908’in bile gerisine düştük. Tek adam rejimi diye bir ucube ortaya çıkardılar, inanılmaz bir hal. Sarayın yetkisi, Yıldız Sarayında yoktu. Abdülhamit bugünküler gibi değildi, haddini bilen bir adamdı. Bunlar hadsiz. Ellerinde topluma önerebilecekleri dinden başka bir şey yok. Büyüyen tek şeyimiz Diyanet, imam hatip. Nasıl olacak peki?

12 Eylül Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisini şiddetle kullanmıştı. Ama o zaman bile Meclis’in onayına tabiydi bunlar. Şimdi kanun yapma yetkisin Meclisten aldılar ve tek adama verdiler. Kararnamelerle yönetiliyoruz. Biliyoruz arkasında büyük patronların “hızlı devlet” arzusu var. Ama devlet hızlandıysa faşizm vardır. Faşizm var. Faşizm gençlere sadece karanlık ve zindan vaat eder. Öyle yapıyor. Tek kusuru var, çabuk yıkılıyor. Yıkılır. Bu ülkeye Hürriyet de, Cumhuriyet de, laiklik de geri gelecek, kuşku yok. Ama bu kez eşitlikle birlikte gelecek.

Tek şartı var, mücadele edeceğiz, örgütleneceğiz. Gençlik gençse, bundan daha parlak bir kariyer düşünemiyorum!

Söyleşi: Çağdaş Gökbel

 

Son Haberler