Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler yaşamımızı ve yaşadığımız çevreyi sürekli yeniden düzenlememizi gerektirmektedir. Özellikle bilimsel alanda ortaya çıkan yeni yönelimleri günlük yaşamımıza yansıtarak daha kaliteli yaşama şansına sahibiz.
Peterson & Seligman’a (2004) göre, psikoloji bilimi hastalık veya sağlıkla ilgilenen tıbbın bir alt disiplini değil, eğitim, kişisel gelişim, kişisel farkındalık gibi farklı alanlarda hizmet veren, sadece kişilerin refahı için gerekli çalışmalarla yetinmeyip, aynı zamanda kurumlar ve genel anlamda toplumsal refahı arttırmak için de çalışmalar yürüten önemli bir bilim dalıdır.
Olumlu psikoloji kuramsal bir yaklaşım olmasının yanında aynı zamanda eğitim, psikoloji, psikolojik danışma ve klinik psikoloji olmak üzere birçok alanda etkili olan ve devamlı gelişen uygulamalı bir yaklaşımdır. Hastalık modeli ağırlıklı psikoloji biliminin kişiyi daha mutlu etmeyi amaçlamaktan uzak olması olumlu psikoloji paradigması tarafından sıklıkla eleştirilen bir durumdur. Bu yönüyle olumlu psikoloji eğitimde olumlu duyguları önemsemektedir.
Yeşilyaprak (2006) eğitimi kişilerin, fiziksel, duygusal ve toplumsal açıdan yeteneklerini hem kendileri hem de toplum için geliştirilmeleri süreci olarak görmektedir. Çağdaş eğitim anlayışı örgütlü eğitim kurumlarında öğretim ve yönetim hizmetlerinin yanında öğrencilerin tüm yönleriyle gelişmelerini sağlamaya yönelik olarak öğrenci kişilik hizmetleri sunulmasını önemle vurgulamaktadır. Öğrenci kişilik hizmetleri aracılığıyla öğrenciler öğrenmeyi ve yaşamayı kolayca öğrenirler; ayrıca kendi kimliklerini yapılandırırlar (Kepçeoğlu, 1994; Özgüven, 1990).
Eğitim kurumları öğrencilerin akademik açıdan donanımlı hale gelmelerinin yanında psikolojik açıdan güçlü olmalarının da en önemli araçlarından biridir. Bu yönüyle eğitim ortamları çocukların ve ergenlerin ruh sağlıklarını korumada ve ruh sağlıklarının olumsuza gitmesini önlemede ve ruh sağlıklarını geliştirmede önemli fırsatlar sunmaktadır (Blackman ve diğ., 2005; Davis ve diğ., 2006).
Eğitim kurumlarında öğrenim gören çocukların davranışları incelendiğinde olumlu ve olumsuz olmak üzere iki önemli boyutun karşımıza çıktığı görülmektedir. Olumlu boyutta umut, iyimserlik, akademik başarı, öznel iyi oluş ve motivasyon gibi konular yer almaktadır (Csikszentmihalyi, 1990; Diener, 1984; Ryan ve Deci, 2000; Eryılmaz, 2010; Peterson, 2000; Seligman, 2002).
Olumlu boyutta yer alan faktörlerin ortak özellikleri, kişilerin olumlu duygular yaşamalarına neden olmalarıdır. Yaşanan olumlu duygular kişilerin yaşamın pek çok alanında keşif yaşamalarını sağlamaktadır. Yaşanan bu keşif de kişilerde ustalaşma duygularına, düşüncelerine ve davranışlarına yol açmaktadır. Eğitimin amaçları açısından bakıldığında; eğitim de kişilerin kişisel, toplumsal ve akademik alanlarda beceriler kazanmalarına yardımcı olmaktadır (Şişman, 2006). Bu noktada eğitim kurumlarında kişilerin çeşitli alanlarda keşif yapmaları ve kişilerin kapasitelerini geliştirmeleri sağlanmaktadır (Chafouleas ve Bray, 2004).
Olumsuz boyutta saldırganlık, zorbalık, depresyon, kaygı, uyum bozukluğu vb konular yer almaktadır (Alikaşifoğlu ve diğ., Uysal ve Kaymak, 2004; Kapçı, 2004; Quay & Hogan, 1999). Olumsuz boyut, eğitim ortamı açısından içerisinde bazı riskleri barındırmakta ve öğrencilerin öğrenmelerini olumsuz olarak etkilemektedir (Davis ve diğ., 2006). Sonuçta bireylerin akademik açıdan başarısızlıklar sergilemelerine neden olmaktadır (Blackman ve diğ., 2005). Bu başarısızlıkların yaşanmasında en önemli etken, bireylerin yaşamış oldukları olumsuz duygularıdır. Öğrenilmiş çaresizlikle ilgili pek çok çalışma yapan Seligman’a göre (2002) olumsuz duygular, bireylerin öğrenmelerini ve gelişmelerini de engellemektedir.
Seligman & Csikszentmihalyi’ye (2000) göre, olumlu psikoloji yaklaşımı araştırmalarını kişilerin olumlu deneyimleri ve olumlu özellikleri ile olumlu kurumlar olmak üzere üç önemli alanda yoğunlaştırmaktadır. Kişilerin olumlu deneyimlerinin kapsamını onların içinde oldukları an itibariyle mutluluk duymaları, geçmiş yaşantılarından doyum sağlamaları, geçmişe yönelik iyi oluş seviyelerinin yüksek olması; geleceğe yönelik olarak umut ve iyimserlik içerisinde olmaları oluşturmaktadır.
Olumlu özelliklerin kapsamını sevgi, cesaret, affetme öznel yanını ortaya koyma ve özgeci davranma gibi nitelikler oluşturmaktadır. Olumlu kurumları ise; kişilere ve topluma fayda sağlayan kurumlar olarak ile bu kurumları geliştirmek için gerekli olan faktörler oluşturmaktadır. Ayrıca bu boyutta; hoşgörü, özgecilik, sorumluluk, iyi vatandaş olma, sivilleşme, çalışma etiği ve modernleşme gibi konular önemli görülmektedir.
Olumluya odaklanmak günümüzde kişilerin çok sorunlu olmalarından kaynaklanan saldırganlık eğiliminin azalmasına, bilinçli farkındalığın artmasına, enerjinin doğru kullanılmasına ve ilişkilerin sağlıklı olmasına da zemin oluşturacaktır. Yaşamımızdaki olumsuzlukları görmezden gelmeden olumlulukları öne çıkarmak ruh sağlığımız açısından da etkili olacaktır.
Psikoloji biliminin yeni yaklaşımlarından bir olan olumlu psikoloji ve eğitimdeki uygulaması olarak olumlu pedagojinin eğitime yeni bir soluk katacağı düşünülmektedir. Bilindiği gibi genç bir bilim olan psikolojide uzun süreli ve çok etkili yaklaşımlar olarak davranışçılık, psikanaliz ve hümanist yaklaşımların yanında geçtiğimiz yüzyılın sonlarından itibaren gelişen olumlu psikoloji temelde olumluya odaklanan, problem çözerken işbirliği yapabilen, problemleri çözebileceğine ilişkin umut taşıyan kişiler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
Bu yaklaşıma göre ailede ve okulda çocukların olumluya odaklanma alışkanlığı kazanmaları için anne-baba ve öğretmenlerin kendilerinin bu özelliğe sahip olmaları gerekmektedir. Olumsuzu görmezden gelmeden olumluya odaklanmak gerekmektedir. Olumlu yanların geliştirilmesi olumsuzlukları azaltmaktadır.
Ayrıca artık çocukları tüm konularda donanımlı yetiştirmekten vazgeçip güçlü oldukları alanlarda desteklemek durumundayız. Özel derslerle, yıllarca dershanelerde süründürerek çocuklara çektirilen azap zarar vermekten başka işe yaramamaktadır. Doğrusu çocuğun güçlü yönünün geliştirilmesi için çalışmaktır.
Sorun çözerken işbirliği yapma ve destek arama anlayışı da olumlu pedagojinin gereklerinden biridir. Geleneksel pedagojide kutsanan rekabete dayalı yarışmanın yarardan çok zarar verdiği ve çocukların hırslı olmalarına yol açtığı anlaşılınca alternatif olarak işbirliği yapmanın önemi vurgulanmaktadır. Bu nedenle okullarda grup süreçlerine önem verilmesi olumlu pedagojinin gereğidir.
Olumlu psikoloji çocuklara hayatta karşılaşabilecekleri sorunları çözebileceğine ilişkin inanç ve umutla yetiştirilmelerin önemine dikkat çekmektedir. Ailede ve okulda kapasitesini geliştirdiği zaman kendisini güzel bir geleceğin beklediğine inanan çocukların okulda ve hayatta başarılı oldukları gözlenmektedir.
Olumlu pedagojinin amaçlarından biri psikolojik dayanıklılık düzeyi yüksek olan bireyler yetiştirmektir. Alan yazında psikolojik dayanıklılığa sahip olan kişilerin birtakım ortak özellikleri bahsedilmektedir.
Bu özellikler:
a) Öncelikle, kendilerine ait olumlu bir bakış açısına sahip olmak,
b) Yeteneklerine ve güçlerine güveniyor olmak,
c) Başkalarıyla iyi iletişim kurabiliyor olmak
d) Sorunları kolayca çözme yeteneklerine sahip olmak,
e) Güçlü bir şekilde ortaya çıkan tüm duygularını veya dürtülerini iyi yönetebiliyor olmak,
f) Gerçekçi planlar yapıp bu planlara uygun adımlar atabilme becerilerine sahip olmak.
Psikolojik dayanıklılığın geliştirilmesi için yapılması gerekenler konusunda çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların verilerine göre çocuğun psikolojik dayanıklılık geliştirmesini sağlayan etkenlerin başında anne-babanın duygusal olarak olumlu, dengeli ve güvenilir bir yetişkin olarak onlarla kuracakları güçlü ve güvenli bağ gelmektedir. Ayrıca psikolojik dayanıklılık özelliğinin ortaya çıkması için, çocuğun baş edebileceği düzeyde yaşamsal zorluklarla veya risklerle yüz yüze gelmesine izin verilidir. Yani çocukların güçlükler karşısında dayanıklı kişiler olup olmayacakları biraz da onları bu güçlüklerle ne düzeyde baş başa bırakılmalarıyla ilgilidir.
Çocukların dünyayı tüm acı ve keyifli yönleriyle, olduğu gibi deneyimlemeleri psikolojik dayanıklılıklarını arttırmaktadır. Zorluklarla karşılaştığında nasıl baş edebileceğini deneyimlemiş bir çocuk daha sonraki deneyimlerinde daha iyimser ve kendine güvenen bir tutum sergileyebilir. Fakat, çocuklar hiç hayal kırıklığı yaşamadıklarında veya stresle karşılaşmaları engellendiğinde, büyüme kapasiteleri ve hedefleri kısıtlanmış olur.
Çocuklar için psikolojik dayanıklılığı arttırmanın en etkili yollarından biri de koşulsuz sevgidir. Çocuklara sevgi beklentisiz ve koşulsuz verildiğinde kendini ve başkalarını sevmeyi öğrenirler ve özgüvenleri gelişir. Bu yolda atılabilecek adımlar, çocuklar ile birlikte gülüyor olmak, oyun oynamak, baş başa zaman geçirmek olabilir. Böylece çocuk ebeveynlerinin kendisi ile birlikte olmaktan keyif aldığını görecek, sevilmeye değer olduğu inancı gelişecektir.
Bir diğer önemli alan ise öz-yeterlilik algısının geliştirilmesidir. Çocukların kendini yeterli hissetmeleri kendi kararlarına güvenmelerini ve seçimlerinin sorumluluğunu alabilmelerini sağlamaktadır. Bunun için çocuğun yapabileceği yeni beceri ve yetenekleri fark etmek, bunun için fırsatla sunmak ve takdir edip desteklemek önemlidir. Yeterliliğini sınayabileceği farklı alanlar yaratmak ve dikkatini hata yaptığı alanlardan çok başarılarına yöneltmek faydalı olacaktır.
Ayrıca kendini güvende hissetmesi için gereken sosyal desteğin sunulması da psikolojik dayanıklılığı güçlendirmektedir. Sosyal destek sunulması kişinin kendini güçlü ve güvende hissetmelerini sağlamaktadır. Bu nedenle sosyal destek algısı da psikolojik dayanıklılığı artırmakta ve kişinin ruh sağlığı açısından önemli görülmektedir. Aileden, eşten, arkadaştan ve devletten algılanan sosyal destek kişinin güvenli gelişimi ve güvenliği açısından önemlidir. Aile kurumunu alternatifsiz kılan özelliklerden birinin çocuğa, gence ve yetişkine sunduğu sosyal destek olduğu düşünülmektedir.
Son yıllarda popüler olan bağlanma kuramının öngördüğü güvenli bağlanmanın da ruh sağlığının sigortalarından biri olduğu ve psikolojik dayanıklılığı güçlendirdiğini ortaya konulmuştur. Güvenli bağlanma yaşamın ilk yıllarında bebekle anne veya bakım veren arasındaki ilişkiyle oluşmaktadır. Bebeğin ihtiyaçlarına duyarlı olan, beklentilerini zamanında karşılayan, değer veren, korunduğu ve güven içinde olduğu konusunda güvence veren, koşulsuz sevgi sunan annelerin veya bakım verenlerin büyüttükleri bebeklerde güvenli bağlanma oluşmaktadır.
Tüm bunlar çocukluk ve ergenlik dönemlerinde de önemli görünmektedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz gelişimi olumlu yönde destekleyen uygulamaların aile ve okul ortamlarında gözetilmesi olumlu pedagojinin gereklerindendir.
Öğrencilerin olumlu gelişimleri noktasında; okulların ve öğretmenlerin etkileri yadsınamaz. Pitman’a (1992) göre okullar ve öğretmenler, öğrencilerin kendilerini kabul ve kontrol etmelerine ve kendilerine güvenmelerine, okulla bağ kurmalarına ve yetkinliklerini geliştirmelerine yardımcı olarak olumlu gelişim olanakları sunmaktadırlar. Bu olanaklar da öğrencilerin olumlu duygular yaşayarak yaşama olan bağlanmalarını yükseltmektedir. Bu nedenle Noddings’e (2003) göre eğitimin en büyük amacı; mutlu bireylerin yetişmelerine yardımcı olmak olmalıdır.
Sonuç olarak öğrencilerin olumlu duygular yaşamalarına yardımcı olacak faktörleri ortaya çıkartmak hem eğitimsel amaçlara ulaşmayı kolaylaştıracaktır hem de onların kapasitelerini geliştirmelerinin birer aracı olacaktır. Bu süreçte olumlu psikoloji temelli psikolojik danışmanlık ve rehberlik faaliyetleri anahtar bir role sahiptir.
