Nedir bu İstanbul sözleşmesi?

Bugün cinsiyet eşitliği kavramı yalnızca kadın ve erkeğin biyolojik cinsiyetinden doğan bir eşitsizlik halinden çıkmış, her türlü cinsel kimlik, yönelim, cinsiyet rolleri gibi uzayan bir listenin birbirine eşit olması anlamına gelmektedir.

Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu, Meclisinde ilk onayladığı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani; İstanbul Sözleşmesi, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmiş ve 5.yılı devirmiş olmasına karşın hakkındaki tartışmalar ve suçlamalar hala bitmemiştir. Dolayısıyla da 11. Kalkınma Planıyla beraber sözleşmeye dair tartışmalar da tekrar alevlenmeye başladı.

İstanbul Sözleşmesi kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, kadınların her türlü şiddetten korunması, kadınlara yönelik şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmasını hedefleyen bir anlaşmadır. Şiddet denilince akla ilk olarak ve hatta çoğu zaman sadece fiziksel şiddet gelse de anlaşma şiddettin her türünü içermektedir. Yani, İstanbul Sözleşmesi psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz ve taciz dahil cinsel şiddet türlerini içermektedir.

Sözleşme çerçevesinde ev içi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet edimini içerecek şekilde anlaşılır. Bu sebepten ötürü sözleşme sadece aile içi şiddeti, aynı evi paylaşıyor olma koşulunu gerektirmez. Eş, eski eş, partner, eski partner veya hiçbir zaman partner dahi olunmama gibi her türlü durumu koruma altına alır.

Ülkemizdeki, 6284 Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ise hem İstanbul Sözleşmesinin hem de Kadın Örgütlerinin, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çerçevesinde çalışan örgütlerin haklı mücadeleleri neticesinde doğmuş ve her ne kadar pek çok aksaklığı olsa da uygulanmaya başlanmıştır.

TCE (Toplumsal cinsiyet eşitliği) sadece ulusal değil uluslararası alanda, imzacısı olduğumuz anlaşmalarda yer alan bir konudur. Bunun yanında da bütün sürdürülebilir kalkınma programlarında yer almaktadır. Bizim de üyesi olduğumuz Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)’nın hedeflerinde 5.numaralı hedef yine TCE olarak karşımıza çıkmaktadır. UNDP Türkiye olarak bir yandan bu plan gerçekleştirilmeye çalışılırken bir yandan da ülke kalkınma planının içerisinde olmaması kabul edilebilir bir şey değildir. Zira Toplumsal Cinsiyet Eşitliği UNDP’nin 2000 yılından bu yana, diğer BM ortakları ve uluslararası toplum ile birlikte çalışmalarının merkezi haline gelmiştir. UNDP verilerine göre kadınlar artık, tarım dışında ücretli iş gücünün %41’ini oluşturuyor; bu oran 1990 yılında %35 idi. BM de kadının yer almadığı bir sürdürülebilir kalkınma hedefinin olamayacağından hareketle kadınları iş gücüne dahil etmeye çalışıyor.

Nitekim 11.Kalkınma Planında da kadın genel olarak ekonomik anlamda değerlendirilmiştir. İşgücü, istihdam vb. konuları irdeleyen başlıklarda kadına yönelik mevcut durum analizi ve hedefleri görebiliyoruz. Öz olarak amaç kadınların güçlendirilmesini sağlamak için temel araç olan TCE planda kendine yer bulamıyor. Örneğin, iş gücündeki eşitsizlik görülmüş bunun için önlem alınmak istenmiştir ancak bunu iyileştirmek için TCE hedefine ihtiyaç varken bunu plandan kaldırmak, karar vericileri hedeften uzaklaştırmaktadır.
Başlı başına bir “KADIN” başlığının olduğu bu 11.Kalkınma Planı’ndaki kadına dair en çarpıcı madde “Güçlü toplumun inşası kadınların güçlenmesiyle mümkün olacaktır.” cümlesinin geçtiği 542.maddedir. Bunun devamında ise “kız çocuklarının ve kadınların eğitim ve öğrenime erişimi ile sosyal ve ekonomik hayata katılımının artırılması, kaynaklara erişimin kolaylaştırılması, kadının toplum içindeki statüsünün geliştirilmesi için farkındalığın artırılmasına yönelik çalışmalar yapılacaktır.” sözlerine tamamen katılıyoruz. İşte bugün bu yüzden TCE’nin olmadığı bir kalkınma planının, hedeflerin gerçekleştirilmesi konusunda yetersiz kalacağını düşünüyor, bu eksikliğin karşısında duruyor ve İstanbul Sözleşmesi’ni geri vermek istemiyoruz.

Ardından pek çok sivil toplum örgütü başta kadın örgütleri olan Ka.Der ve KADEM olmak üzere ciddi tepkiler gösterdi. Bununla beraber toplumun çeşitli kesimleri ile farklı siyasi görüşlerden ulusal ve yerel şu an içlerinde 281 sivil toplum örgütünün, yanı sıra on binlerce destekçiyle takipçinin, katılımcı ve çoğulcu demokrasinin güçlenmesi için bir arada mücadele ettiği bir hareket olan Denge ve Denetleme Ağı (DDA) da üyelerinden oluşan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu kurarak Denge ve Denetleme perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği meselesini başta üye ve paydaşları olmak üzere kamuoyunda yaygınlaştırmak için kolları sıvadı. Ağ etkin vatandaş katılımının sağlanmasını hedefleyen ana stratejisi kapsamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği stratejisi belirlemeye başladı. Geçtiğimiz günlerde ise Ağ Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu ile birlikte toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışının, DDA içerisinde benimsenmesi ve güçlenmesi için konuyla ilgili ilkesel duruşumuzu ortaya koyan bir yaklaşım belgesi hazırladı.

Tam metin için tıklayınız.

“Denge ve Denetleme Ağı Nedir?

Denge ve Denetleme Ağı web sayfasında yer alan anlatıma göre:

Türkiye’de katılımcı ve çoğulcu demokrasinin güçlenmesi için mücadele eden bir hareketiz. Özgürlük, eşitlik, istikrar, adalet, refah ve barışın garanti altına alınması için güçlü bir denge ve denetlemenin şart olduğunu düşünüyoruz.

Ağımız, daha güçlü bir demokrasi hedefiyle çalışmak isteyen sivil toplum örgütleri tarafından oluşturulmuştur. Hepimiz farklı yaklaşımlara sahibiz, farklı siyasi partileri destekliyoruz ancak çalışmalarımızda daima demokrasinin tarafındayız.

2011 yılında yeni anayasa çalışmaları sırasında bir araya gelen ağımız, Temmuz 2012’den bu yana izleme, politika üretimi, kamuoyu oluşturma ve savunuculuk yöntemlerini kullanarak, Türkiye’nin demokratikleşmesinde vazgeçilmez olan denge denetleme sisteminin güçlendirilmesine katkı sunmak için çabalıyor.

Ağımızın bu hedef doğrultusundaki öncelikleri, vatandaşların bilinçli karar vermelerine katkı sağlamak için güvenilir ve tarafsız bilgi üretmek ile aktif vatandaşlık bilincinin yerleşmesi için çalışmalar yürütmek. DDA, işleyen bir denge denetleme sistemi için reforma ihtiyaç duyulan yedi alanda, “reform grupları” aracılığıyla faaliyet gösteriyor: Anayasa, yasama, yürütme, yargı, medya, yerel yönetimler ve sivil toplum.

Ağımız, Türkiye’nin dört bir yanında ve farklı alanlarda varlık gösteren sivil toplum örgütlerinden oluşuyor. Deklarasyonumuzda yer alan taleplerimizi paylaşan tüm sivil toplum örgütlerinin katılımına açığız.”

Hazal Mintaş 

209,976BeğenenlerBeğen
4,672TakipçilerTakip Et