Türkiye’de siyaset uzun süredir bir içerik krizinden çok bir meşruiyet krizi yaşıyor. Tartışmalar ideolojik olmaktan çıkmış, kurumsal güven sorunsalına dönüşmüş durumda. “Mutlak butlan” kavramının bugün siyasal alanın merkezine oturması tesadüf değildir. Bu, yalnızca bir kongre teknikliği değil; kuralların mı yoksa güç bloklarının mı üstün olacağına dair bir sınavdır.
Demokrasinin iki ayağı vardır: irade ve norm. İrade sandıkta tecelli eder; norm ise o sandığın adilliğini garanti eder. Eğer norm zedelenirse, sandık sonucu tartışmalı hale gelir. İşte mutlak butlan bu noktada devreye girer. Bu kavram bir siyasi manevra değil, hukuk devletinin iç mekanizmasıdır. En ağır usul sakatlığında sistem kendini sıfırlar.
Bugün muhalefetin önünde iki yol vardır:
Birincisi, “olan oldu” diyerek meşruiyet tartışmasını kapatmak.
İkincisi ise sancılı ama temiz bir reset sürecine girmek.
Birinci yol kısa vadeli rahatlık üretir, uzun vadeli aşınma yaratır.
İkinci yol kısa vadeli sarsıntı üretir, uzun vadeli güven inşa eder.
Burada mesele şahıs değildir. Ancak şahıs üzerinden yürüyen tartışma gerçeği perdelemektedir. Eğer mutlak butlan kararı çıkarsa ve bunun sonucu olarak Kemal Kılıçdaroğlu yeniden göreve gelirse, bu kişisel bir “geri dönüş” olarak değil, hukuki boşluğun doldurulması olarak okunmalıdır.
Bu noktada sert bir gerçek söylemek gerekiyor:
“Değişim” söylemi eğer program üretmiyorsa, yalnızca güç transferidir.
Bugün değişim adı altında yürütülen tartışmaların büyük bölümü ideolojik değil, kadrosaldır. Ekonomide, dış politikada, kurumsal reformda köklü bir paradigma sunulmamıştır. Sunulan şey çoğu zaman bir yüz değişimidir.
Yüz değişimi sistem değişimi değildir.
Ekrem İmamoğlu yerel ölçekte güçlü bir figürdür. Seçim kazanma kapasitesi vardır. Fakat belediyecilik başarısı otomatik olarak ulusal parti yönetimi becerisine dönüşmez. Parti liderliği; örgüt dengesi, ideolojik omurga ve kriz yönetimi gerektirir.
Özgür Özel değişim retoriğini üstlenmiştir. Ancak retorik ile reform aynı şey değildir. Eğer değişim, programatik derinlik üretmezse, bu yalnızca kadro yer değiştirmesidir.
Kılıçdaroğlu’nun savunulması gereken tarafı burada ortaya çıkar: O, popüler sıçrama değil; kurumsal inşa eğilimindedir. Onun liderliği retorik değil, prosedür üretir. Bu, yüksek sesli siyaset çağında dezavantaj gibi görünse de, kurumsal kriz anında avantajdır.
Bir siyasi parti, kendi iç meşruiyet krizini çözmeden ülkeye hukuk devleti vaadinde bulunamaz. Bu çelişki uzun vadede seçmeni aşındırır. Mutlak butlan bu yüzden yalnızca hukuki değil, siyasal olarak da gereklidir. Çünkü meşruiyet temizlenmeden yenilenme inandırıcı olmaz.
Dijital Algı Rejimi, Güç Blokları ve “Değişim”in Anatomisi
Birinci bölümde hukuki zemini tartıştık. Şimdi siyasetin daha sert alanına giriyoruz: algı ve güç.
Türkiye’de siyaset artık yalnızca sandıkta yapılmıyor; algoritmalar içinde yapılıyor. Dijital alan, modern dönemin en güçlü mobilizasyon ve itibarsızlaştırma aracına dönüşmüş durumda. Ve bu alan, tartışmayı çoğu zaman içerikten koparıp psikolojiye indiriyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik son yıllardaki yoğun eleştiri dalgasını salt “organik muhalefet” olarak okumak eksik olur. Sosyal medyada eş zamanlı etiket akışları, aynı cümle kalıplarının tekrar eden dolaşımı ve kişiselleştirilmiş hedef gösterme dili; bunların hepsi modern siyasal iletişim tekniklerinin parçasıdır.
Eleştiri meşrudur.
Fakat sürekli ve koordineli biçimde yürütülen itibarsızlaştırma kampanyası demokratik tartışma değildir.
Burada önemli bir nokta var: Algı üretimi çoğu zaman içerikten daha hızlıdır. Bu nedenle “değişim” söylemi de önce psikolojik bir kopuş olarak üretildi. İçerik ikinci planda kaldı. “Yeni” olma hali, kendi başına siyasal değer gibi sunuldu.
Oysa siyaset teorisi bize şunu öğretir: Yenilik, program üretmiyorsa yalnızca yüzeysel dinamizmdir.
Güç Bloklarının Yeniden Dizilimi
Her siyasi parti içinde güç merkezleri vardır. Bu doğaldır. Sorun, bu merkezlerin ideolojik çerçevenin önüne geçmesidir. Bugün yaşanan gerilim büyük ölçüde programatik bir tartışmadan çok güç bloklarının yeniden dizilimidir.
“Değişim” söylemi bu noktada iki işlev görmektedir:
1. Meşruiyet tartışmasını psikolojik hızla bastırmak
2. Güç transferini ideolojik dönüşüm gibi sunmak
Bu durum, kurumsal zemini zayıflatır. Çünkü eğer değişim programatik değilse, yalnızca blok değişimidir.
Ekrem İmamoğlu karizmatik ve kampanya dilini iyi kullanan bir figürdür. Ancak karizma ile kurumsal liderlik aynı kategori değildir. Kampanya enerjisi ile örgüt yönetimi arasındaki fark siyaset biliminin temel konusudur.
Özgür Özel değişim retoriğini temsil etmektedir. Ancak retorik derinlik üretmezse sürdürülebilir olmaz. Eğer değişim söylemi güçlü bir ekonomi programı, net bir kurumsal reform paketi ve ideolojik berraklık üretmezse, bu yalnızca geçici mobilizasyondur.
Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun tarzı yeniden önem kazanır. O, mobilizasyon lideri değil; denge lideridir. Bu özellik yüksek tempolu siyasette zayıflık gibi algılanır. Fakat kurumsal kriz anında avantajdır.
Parti İçi Hizipleşmenin Uzun Vadeli Riski
Hizipçilik kısa vadede enerji üretir, uzun vadede erozyon.
Eğer meşruiyet sorunu çözümlenmezse, parti içinde kalıcı bloklaşma oluşur. Bu bloklaşma yerel yönetim performansını da etkiler. Çünkü belediyeler yalnızca hizmet alanı değil, siyasal meşruiyet vitrini haline gelir.
Mutlak butlan kararı bu açıdan bir kırılma noktası olabilir. Çünkü süreç sıfırlanırsa, bloklaşma yerine yeniden müzakere zemini doğar.
Elbette risk vardır. Butlan sonrası süreç rövanşist bir tasfiye aracına dönüşürse parti daha da bölünür. Fakat burada liderlik tarzı belirleyicidir.
Kılıçdaroğlu’nun geçmiş pratiği, genişleme ve koalisyon siyaseti üzerine kuruludur. Sert tasfiye yerine denge kurmayı tercih eder. Bu özellik bugün en çok ihtiyaç duyulan nitelik olabilir.
“Yeni”nin Cazibesi ve Eski’nin Dayanıklılığı
Siyasette yeni olan her zaman caziptir. Fakat tarih şunu gösterir: Dayanıklılık çoğu zaman tecrübeden doğar.
Değişim söylemi seçmende umut üretmiş olabilir. Fakat umut programla desteklenmezse hızla hayal kırıklığına dönüşür. Türkiye muhalefetinin son yıllarda yaşadığı dalgalanma tam da budur: Yükselen beklenti, ardından gelen sarsıntı.
Mutlak butlan tartışması bu dalgalanmayı kesme potansiyeline sahiptir. Çünkü meşruiyet krizini teknik biçimde çözer. Bu çözüm sancılı olabilir; fakat belirsizlikten daha az maliyetlidir.
Ekonomi, Devlet Aklı ve Stratejik Yeniden İnşa
Tartışmayı artık kişilerden ve algı savaşlarından çıkarıp asıl meseleye getirelim: İktidar alternatifi nasıl inşa edilir?
Bir siyasi partinin gerçek gücü, slogan üretme kapasitesi değil; kriz çözme kapasitesidir. Türkiye’nin bugün en büyük krizi ise tartışmasız biçimde ekonomidir. Enflasyon, gelir adaletsizliği, işsizlik ve kur istikrarsızlığı toplumun ana gündemidir. Seçmen artık ideolojik kimlikten çok hayat standardına bakmaktadır.
Bu noktada kritik soru şudur:
Muhalefet ekonomi konusunda teknik, uygulanabilir ve güven verici bir çerçeve sunabiliyor mu?
“Değişim” söylemi bu soruya net bir cevap üretmiş değildir. Ekonomide paradigma değişimi, kurumsal bağımsızlıkların nasıl tesis edileceği, mali disiplinin nasıl sağlanacağı gibi başlıklarda derinlik ortaya konmamıştır.
İşte burada Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tarzı yeniden önem kazanır.
Ekonomi Merkezli Muhalefet: Retorikten Programa
Kılıçdaroğlu’nun siyasal geçmişi, teknik devlet bilgisine dayanır. Popüler çıkışlar yerine kurumsal reform vurgusu yapar. Eğer mutlak butlan sonrası yeniden liderlik sorumluluğu üstlenirse, atacağı en kritik adım ekonomi merkezli kapsamlı bir program olur.
Bu programın temel ayakları şunlar olabilir:
Merkez Bankası ve düzenleyici kurumların bağımsızlığının güçlendirilmesi
Kamu maliyesinde şeffaflık ve hesap verebilirlik
Sosyal devlet mekanizmalarının rasyonelleştirilmesi
Orta sınıfı yeniden güçlendirecek vergi reformu
Türkiye’de merkez seçmeni ikna edecek olan şey slogan değil, teknik yol haritasıdır. Ekonomide güven üretmeyen bir muhalefet, geniş koalisyon kuramaz.
Yerel Yönetimler: Laboratuvar mı, Risk Alanı mı?
Muhalefetin elindeki belediyeler yalnızca hizmet üretim alanı değildir; siyasal model üretim alanıdır. Bu alan doğru yönetilirse ulusal stratejinin temelini oluşturur. Yanlış yönetilirse iç krizlerin yansıma alanına dönüşür.
Ekrem İmamoğlu yerel düzeyde önemli bir figürdür. Ancak yerel başarıyı ulusal örgüt krizine bağlamak risklidir. Belediye performansı ile parti içi liderlik mücadelesini iç içe geçirmek, hem kurumsal kimliği hem yerel yönetim kapasitesini aşındırır.
Mutlak butlan sonrası rasyonel strateji şu olur:
Belediye performans kriterlerinin kurumsallaştırılması
Başarılı yerel uygulamaların parti programıyla entegre edilmesi
Yerel başarı ile genel merkez arasında senkronizasyon
Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun merkezi koordinasyon kapasitesi avantaj sağlayabilir. Çünkü örgütü ve fraksiyon dengelerini tanır.
Devlet Aklı ve Uluslararası Güven
Siyaset yalnızca iç kamuoyuna dönük değildir. Ekonomi küresel sistemle bağlantılıdır. Uluslararası yatırımcılar, diplomatik aktörler ve finans çevreleri için öngörülebilirlik temel kriterdir.
Sert retorik kısa vadede iç mobilizasyon sağlar; ancak dış güveni zedeler. Kılıçdaroğlu’nun devlet dili kullanma pratiği ve teknik yaklaşımı bu açıdan stratejik bir avantajdır.
Bu durum yüksek sesli siyasette fark edilmeyebilir. Fakat sürdürülebilir ekonomik toparlanma için kritik önemdedir.
Kuşak Sentezi: Tecrübe ve Enerjinin Dengesi
En önemli meselelerden biri kuşak geçişidir. Siyaset ya tamamen gençlik enerjisine yaslanır ya da tamamen tecrübeye. Oysa kalıcı model sentezdir.
Eğer mutlak butlan sonrası süreç doğru yönetilirse model şu olabilir:
Merkezde kurumsal akıl
Vitrinde genç, liyakatli ve teknik kadrolar
Belediyelerde performans odaklı yükseliş
Bu model kırılma değil süreklilik üretir.
Burada Özgür Özel’in temsil ettiği “yeni yüz” argümanının sınırı ortaya çıkar: Yenilik tek başına sistem kurmaz. Sistem, deneyim ve disiplinle kurulur.
Heyecan mı, Sürdürülebilirlik mi?
Türkiye muhalefeti son yıllarda dalgalı bir psikoloji yaşadı. Yükselen beklenti, ardından gelen moral kaybı. Bu döngü kırılmadıkça istikrar sağlanamaz.
Kılıçdaroğlu’nun liderliği heyecan üretmekten çok zemin kurmaya yöneliktir. Bu, hızlı sonuç arayanlar için yetersiz görünebilir. Ancak uzun vadeli kurumsal inşa için gereklidir.
Mutlak butlan, eğer stratejik bir yeniden inşa ile birleşirse, yalnızca bir hukuki karar değil; yeni bir siyasal mimari olabilir.
Mutlak Butlan Sonrası İlk Altı Ay: İç Temizlik, Disiplin ve Kurumsal Reset
Artık mesele şu: Eğer mutlak butlan kararı çıkar ve Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkanlık sorumluluğunu üstlenirse, ne yapar?
Bu soru teorik değil, stratejiktir. Çünkü butlan kararı ya kısa vadeli kaosa ya da uzun vadeli kurumsal sıfırlamaya yol açar. Aradaki fark, ilk altı ayda atılacak adımlardır.
I. İlk 30 Gün: İç Savaşı Önlemek
Butlan sonrası en büyük risk rövanşist tasfiyedir. Eğer süreç “hesaplaşma” psikolojisine dönüşürse parti ikiye bölünür.
Kılıçdaroğlu’nun en rasyonel hamlesi şu olur:
Geçici ama dengeli bir MYK oluşturmak
“İntikam değil istikrar” mesajı vermek
Olağanüstü kurultay takvimini ilan etmek
Parti içi güvenlik supabı oluşturmak
Burada güç gösterisi değil, kontrol gösterisi önemlidir.
Bu adım atılmazsa hizipler kalıcı bloklara dönüşür.
II. 60–90 Gün: Olağanüstü Kurultay ve Meşruiyet Tazeleme
Mutlak butlan hukuki zemini sağlar; fakat siyasi meşruiyet sandıkla pekişir.
Bu nedenle olağanüstü kurultay kaçınılmazdır.
Amaç:
“Mahkeme kararıyla geldim” algısını kırmak
Delegeden açık yetki almak
Parti içi tartışmayı kapatmak
Bu kurultay güçlü bir yetkiyle sonuçlanırsa direnç çözülür. Zayıf bir sonuç çıkarsa süreç kırılganlaşır.
Bu noktada liderliğin performansı belirleyici olur.
III. İç Temizlik: Tasfiye Değil Sistem Reformu
“Temizlik” kelimesi tehlikelidir. Çünkü tasfiye ile karıştırılır.
Gerçek kurumsal temizlik şu adımlarla olur:
1. Bağımsız İç Denetim Mekanizması
Parti ve belediyeler için düzenli performans ve mali denetim.
2. Delege Sisteminin Gözden Geçirilmesi
Daha şeffaf, dijital ve denetlenebilir süreç.
3. Medya Üzerinden Hizip Savaşına Sınır
Parti içi meselelerin kurumsal zemine çekilmesi.
Eğer bu reformlar yapılmazsa butlan yalnızca teknik bir düzeltme olur, siyasal dönüşüm üretmez.
IV. Şeffaflık Reformu: Ahlâki Üstünlüğün Tesisi
Muhalefet iktidarı yolsuzlukla eleştiriyorsa, kendi içinde gri alan bırakamaz.
Bu nedenle:
Belediyelerde açık veri uygulaması
İhale ve bütçe süreçlerinde şeffaflık
İç denetim raporlarının düzenli açıklanması
Bu adımlar atılırsa, parti ahlâki üstünlüğünü güçlendirir.
Şeffaflık savunusu söylem değil, sistem olmalıdır.
V. Disiplin: Kör İtaat Değil Karar Sonrası Birlik
Parti içi çoğulculuk demokrasidir. Ancak karar çıktıktan sonra sürekli iç kavga üretmek zayıflıktır.
Disiplin şu şekilde tanımlanmalıdır:
Fikir ayrılığı özgür
Karar sonrası birlik zorunlu
Bu model hizip enerjisini minimize eder.
VI. Geçiş Mimarlığı: Sonsuz Liderlik Değil Kurucu Rol
En kritik başlık burasıdır.
Kılıçdaroğlu’nun en rasyonel stratejisi, kendini kalıcı lider değil, geçiş mimarı olarak konumlandırmaktır.
Bu modelde:
Kurumsal düzeni tesis eder
Ekonomi merkezli programı yerleştirir
Genç kadroları yükseltir
Ardından süreci sağlam zeminde devreder
Bu, siyasi olgunluk modelidir.
Ekrem İmamoğlu popüler olabilir.
Özgür Özel yeni olabilir.
Fakat popülerlik ile kurumsal inşa aynı şey değildir.
Eğer siyaset yalnızca yüz değişimine indirgenirse, kriz döngüsü devam eder.
Eğer butlan sonrası süreç disiplin, şeffaflık ve ekonomi programıyla yürütülürse, bu tarihsel bir kırılma olabilir.
Mutlak butlan bir kriz değildir.
Doğru yönetilirse bir reset mekanizmasıdır.
Parti İçi Hukuk ile Ülke Hukuku Arasındaki Bağ ve Tarihsel Sınav)
Bir siyasi partide yaşanan meşruiyet krizi, yalnızca o partiyi ilgilendirmez. Çünkü siyasi partiler sıradan dernekler değildir; kamusal iktidara talip kurumlardır. Bu nedenle parti içi hukuk, ülke hukukunun küçük modelidir.
Eğer bir parti kendi içinde tartışmalı bir süreci “güçlü olan kazandı” mantığıyla kapatırsa, o parti yarın ülkeye hukuk devleti vaadinde bulunurken inandırıcılığını kaybeder. Çünkü demokrasi yalnızca seçim kazanma sanatı değil, kural tanıma kültürüdür.
Mutlak butlan tam da burada tarihsel bir anlam kazanır.
I. Çoğunlukçuluk mu, Hukuk Devleti mi?
Modern demokrasiler çoğunluk ile norm arasındaki gerilim üzerine kuruludur. Çoğunluk karar verir; fakat norm çoğunluğu sınırlar. Eğer çoğunluk her şeyi yapabiliyorsa, o sistem demokrasi değil çoğunluk diktasıdır.
Bir kongre sürecinde ciddi usul tartışmaları varsa, “delegeler böyle istedi” cümlesi tek başına yeterli değildir. Çünkü delegelerin iradesinin özgür, eşit ve kurallara uygun oluşu da denetime tabidir.
Mutlak butlan bu nedenle radikal ama meşru bir araçtır. Hukukun kendini savunma refleksidir.
Bu kararın çıkması, siyasete müdahale değil; siyasetin kurallara bağlı kalmasının sağlanmasıdır.
II. Kurumsal Temizlik ve Ahlâki Tutarlılık
Bugün muhalefetin en büyük açmazı şudur: Hukuk devleti savunusu ile parti içi uygulamalar arasındaki tutarlılık.
Eğer parti içi süreçlerde şeffaflık ve denetim sağlanmazsa, iktidara yöneltilen eleştiriler zayıflar. Çünkü seçmen şunu sorar: “Kendi içinde yapmadığını ülke için nasıl yapacaksın?”
Bu nedenle mutlak butlan, yalnızca bir prosedür meselesi değil; ahlâki tutarlılık meselesidir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun savunulması gereken yönü burada ortaya çıkar. Onun liderliği kişisel karizma üzerine değil, kurumsal süreç üzerine kuruludur. Devlet aklına yaslanan bir siyaset tarzı vardır.
Bu tarz popüler heyecan üretmeyebilir; fakat norm üretir.
III. İki Yolun Ayrımı
Muhalefetin önünde hâlâ iki yol vardır:
1. Hızlı mobilizasyon ve yüz değişimi üzerinden ilerlemek
2. Kurumsal reset ve uzun vadeli inşa üzerinden ilerlemek
Birinci yol kısa vadede enerji üretir.
İkinci yol uzun vadede güven üretir.
Ekrem İmamoğlu mobilizasyon figürü olabilir.
Özgür Özel değişim retoriğini temsil edebilir.
Ancak mobilizasyon ile sistem kurma aynı kategori değildir. Kurumsal kriz anında retorik değil, prosedür belirleyicidir.
Kılıçdaroğlu’nun liderlik tarzı, tam da bu prosedür siyasetini temsil eder.
IV. Türkiye Demokrasisi Açısından Uzun Vadeli Etki
Eğer mutlak butlan kararı çıkar ve süreç kurumsal reformla desteklenirse, bunun üç uzun vadeli sonucu olabilir:
1. Parti içi hukukun güçlenmesi
2. Şeffaflık kültürünün kurumsallaşması
3. Siyasette çoğunlukçuluk yerine norm üstünlüğünün yerleşmesi
Bu yalnızca bir partinin meselesi değil; siyasal kültürün dönüşümüdür.
Türkiye’de uzun süredir siyaset kişiselleşmiş durumda. Liderler merkezde, kurumlar arka planda. Mutlak butlan eğer doğru yönetilirse, kişisel siyaset yerine kurumsal siyaset anlayışını güçlendirebilir.
Şu gerçeği kabul etmek gerekir:
Yüz değişimi kolaydır.
Sistem değişimi zordur.
Kılıçdaroğlu’nun savunulması bir nostalji değil; kurumsal siyaset tercihi olabilir. Onun liderliği heyecan üretmeyebilir; fakat disiplin üretir. Hızlı mobilizasyon sağlamayabilir; fakat istikrar sağlar.
Mutlak butlan bu yüzden bir “geri dönüş” değil, bir normatif düzeltme olabilir.
Tarihsel Kırılma mı, Geçici Dalgalanma mı?
Artık mesele netleşmiştir. Tartışma bir isim tartışması değildir. Tartışma, siyasetin nasıl yapılacağına dairdir.
Mutlak butlan kararı çıkarsa bu yalnızca bir kongre düzeltmesi olmayacaktır. Bu karar, muhalefetin hangi yolu seçeceğinin ilanı olacaktır: Popüler mobilizasyon mu, kurumsal yeniden inşa mı?
I. İki Siyaset Tarzı
Bugün karşı karşıya duran iki siyaset anlayışı vardır.
Birincisi, hızlı değişim, güçlü retorik ve mobilizasyon üzerine kurulu modeldir. Bu model yüz değişimine dayanır. Enerjiktir. Seçmende kısa vadeli heyecan üretir.
İkincisi, kurumsal disiplin, şeffaflık ve norm üretimi üzerine kurulu modeldir. Bu model sabırlıdır. Heyecandan çok güven üretir.
Ekrem İmamoğlu birinci modelin sembolik temsilidir.
Özgür Özel değişim retoriğinin taşıyıcısıdır.
Ancak siyaset yalnızca sembol üzerinden yürütülmez. Uzun vadeli iktidar alternatifi, kurumsal kapasite gerektirir.
Burada Kemal Kılıçdaroğlu’nun savunulması gereken tarafı ortaya çıkar: O, ikinci modeli temsil eder. Karizma değil prosedür. Retorik değil sistem.
II. Mutlak Butlan Bir Müdahale Değil, Reset Mekanizmasıdır
Mutlak butlan kararı, doğru yönetilirse üç şeyi aynı anda yapabilir:
1. Meşruiyet tartışmasını keser.
2. Parti içi hizipleşmeyi nötralize eder.
3. Reform için temiz bir zemin oluşturur.
Eğer süreç rövanşist bir tasfiyeye dönüşmez, aksine şeffaflık ve disiplin reformuyla desteklenirse; bu yalnızca bir “geri dönüş” olmaz, bir yeniden kuruluş momenti olur.
Kriz gibi görünen şey, kurumsal sıfırlama fırsatına dönüşebilir.
III. Kılıçdaroğlu’nun Tarihsel Rolü
Siyasette bazı liderler seçim kazandırır, bazı liderler zemin kurar. Zemin kuran liderler çoğu zaman heyecan üretmez; fakat tarihsel geçiş dönemlerinde kritik rol oynar.
Kılıçdaroğlu’nun olası rolü şu olabilir:
Meşruiyet krizini teknik biçimde sonlandırmak
Disiplin ve şeffaflık reformunu başlatmak
Ekonomi merkezli programı kurumsallaştırmak
Genç kadrolara kontrollü geçiş sağlamak
Bu modelde liderlik sonsuzluk iddiası taşımaz; geçiş mimarlığı yapar.
Bu, siyasal olgunluk göstergesidir.
IV. Risk ve Gerçekçilik
Elbette risk vardır. Eğer butlan kararı parti içinde sert kırılma yaratırsa, süreç zayıflatıcı olabilir. Eğer reform adımları atılmazsa, bu karar yalnızca hukuki bir not olarak kalır.
Fakat reformla birleşirse, uzun vadeli güven üretir.
Siyaset bazen yüksek sesle değil, kuralları yeniden yazarak kazanılır.
Nihai Ayrım
Muhalefetin önündeki yol ayrımı artık nettir:
Ya popüler dalgaya yaslanarak hızlı mobilizasyon denenecek,
ya da kurumsal reset yapılarak sürdürülebilir inşa hedeflenecek.
Birinci yol kısa vadeli umut üretir.
İkinci yol uzun vadeli istikrar üretir.
Mutlak butlan kararı, ikinci yolun başlangıcı olabilir.
Bu tartışma bir nostalji tartışması değildir. Bu, norm ile güç arasındaki tercihtir.
Eğer kurumsal meşruiyet yeniden tesis edilirse, muhalefet yalnızca eleştiren değil; alternatif sunan bir yapıya dönüşebilir.
Ve bazen en radikal adım, bağırmak değil; sistemi kurallarıyla birlikte yeniden kurmaktır.
