Londra merkezli Al Kuds el Arabi gazetesi yazarlarından İsmail Cemal, ‘Türkiye, Trump’ın Müslüman Kardeşleri terör örgütleri listesine alması ihtimalini neden çok tehlikeli olarak görüyor?’ başlıklı yazısında, bu yönde bir kararın direkt olmasa da dolaylı yollardan Türkiye’yi sıkıntıya sokabileceğini öne sürüyor.

Yazara göre ilk büyük sıkıntı, böyle karar alınması durumunda Trump’ın Türkiye’nin karşı bloğunu oluşturan Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) etkisinde olduğu anlamı çıkacak. Bu durumda Trump, Türkiye’nin aleyhine olabilecek başka kararlar da alabilir.

Yazara göre bu yöndeki muhtemel bir karar Mısır destekli Halife Haftar’ın Türkiye ve Katar tarafından desteklenen Libya hükümetine karşı başlattığı savaşın kaderini de değiştirebilir.

‘Ancak en tehlikelisi Müslüman Kardeşlerin terör örgütleri listesine dahil edilmesi durumunda örgüt üyelerine yönelik gelecek seyahat yasakları ve ekonomik yaptırımlardır. Mısır’dan Libya’ya, Suriye’den Irak’a pek çok Müslüman Kardeşler lideri Türkiye’ye yerleşmiş durumda. Bu durumda Türkiye ya bu isimleri ya sınırdışı edecek, ki bu durumda bu isimler ya hapsedilecek ya da idam edileceklerdir, ya da koruyarak ABD’nin baskılarına maruz kalacak.’

Londra’dan yayın yapan Katar sermayeli El Arab el Cedid gazetesinde, ‘Sisi için mi, yoksa Müslüman Kardeşler için mi hediye?’ başlıklı yazısında Yaser Ebu Halala, Müslüman Kardeşlerle Irak ve Afganistan’daki terör örgütleri arasındaki ilişkileri sorguluyor.

’11 Eylül terör saldırısı ile ilgili Kongre tarafından yapılan soruşturmalarda, saldırının beyni olarak adlandırılan Halit el Şeyh, 1999’da Afganistan’a geldi. Ancak onun Müslüman Kardeşlerle terör arasındaki bağ olduğuna dair bir delil ortaya konamadı.

Daha sonra El Kaide ve Taliban’a karşı başlatılan savaş sırasında Afganistan Cumhurbaşkanı olan Burhanettin Rabbani’nin mensubu olduğu Cemaati İslami, Müslüman Kardeşlerin Afganistan koluydu. Aynı şekilde Taliban tarafından şehit edilen Tacik komutan Ahmet Şah Mesut da, Müslüman Kardeşler mensubu Abdullah Azzam’ın yakın arkadaşlarındandı.

Afganistan’dan sonra Müslüman Kardeşler mensubu gençler bu kez Irak’a gitmeye başladı. 1920 Devrim Tugayları ve Raşidin Ordusu gibi milis güçlerde aktif oldular. ABD tarafından Irak’ta atanan Hükümet Konseyi’nin Başkanı Muhsin Abdulhamit Müslüman Kardeşler üyesiydi.

Dolayısıyla hareket hiçbir zaman teröre bulaşmadı, tam tersine terörün karşısında yer aldı.’

Trump Yönetimi’nin, İstanbul’da Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı olayında da görüldüğü gibi teröre bakışının farklı olduğunu belirten Halala, Fas, Libya, Filistin, Kuveyt, Cezayir, Irak, Endonezya, Malezya, Pakistan, Hindistan, Afganistan, Türkiye vs. pek çok ülkede Müslüman Kardeşlerin iktidarlarla sıkı ilişkileri bulunduğunu ifade ediyor.

Trump’ın Müslüman Kardeşleri terörist ilan edemeyeceğini de öne süren Halala, harekete kötü bakan uzmanların bile hareketin terörist ilan edilemeyeceğini savunduklarının altını çiziyor.

Kuveyt’in önde gelen gazetelerinden El Rai’de, ‘Deve çobanı ve beyaz boğa arasındaki Türkiye’ başlıklı yazıda ise ekonomik, askeri, bilimsel olarak hızlı bir kalkına içinde olan Türkiye’nin bazı Avrupa ülkeleri ve İsrail’in sert saldırılarına maruz kaldığını belirtiliyor.

Abdülaziz Fadli tarafından kaleme alınan yazıda şu görüşler dile getiriliyor: ‘Batı’nın Türk Lirası’nı zayıflatılmaya çalışmasını, PKK’yı desteklemesini, Fethullah Gülen’in organize ettiği bir darbeyi planlamasını anlıyorum. Ancak Arap ülkelerinin Müslüman Türkiye’ye olan düşmanlığını anlayamıyorum. Halbuki 11 Eylül terör saldırılarından sonra Suudi Arabistan’a karşı uygulanmak istenen Jasta Yasası’na ilk karşı çıkan ülke Türkiye idi. Gazze kuşatmasını kaldırmak için özgürlük filosunu onlar gönderdi. Yeni Zelanda’daki terör saldırısından sonra İslam Konferansı Teşkilatı’nı toplantıya çağıran Türkiye idi. Milyonlarca Suriyeli’ye ev sahipliği yapan Türkiye. Tüm bunlardan sonra Türkiye’ye olan saldırılarımız neden?’

Endülüs’te Hıristiyan orduları karşısında direnen son Müslüman şehirlerden olan Sevilla’nın ünlü şairi Mutamid bin Abbad’ın, Fas’ta hüküm süren Muravitlerin ünlü hükümdarı Yusuf bin Tashfin’den yardım istemek için sarfettiği bir sözü de hatırlatıyor Fadli: Afrika’da bir deve binicisi olmayı, Kastilya’da bir domuz çobanı olmaya tercih ederim.’

‘Aslan ve üç öküz’ hikayesi ile Müslümanların parçalanarak düşmanlarının işini kolaylaştırdığı mesajı veren Fadli, Şeyh Muhammed Gazali’nin şu sözüyle yazısını bitiriyor: Düşmana hizmet için ajan olmaya gerek yok, ahmak olmak yeter.

Ürdün’ün en büyük gazetelerinden El Düstur yazarlarından Arib el Rantavi de ‘Washington ve Müslüman Kardeşler’ başlıklı yazısında Hareket’in özellikle 11 Eylül terör saldırısı ve daha sonra da Mısır’daki Sisi darbesi ile birlikte Batı tarafından mercek altına alınmaya başlandığını belirtiyor.

Örgütü kara listeye almak için çabalayan Batı dünyasının bunda muvaffak olamadığını belirten Rantavi, buna gerekçe olarak şu sebepleri sayıyor:

‘Harekete bağlı bazı isimler ferdi olarak terör örgütlerine katılmış ya da hareketten çıkmış bazı terör örgütleri olabilir. Ancak bunlar hiçbir zaman Hareket’i terör örgütü olarak adlandırmaya yeterli bir delil olarak gösterilemedi.

İkincisi Hareket, pek çok Arap ve İslam ülkesinde iktidarlarla yakın ilişkiler içinde, hatta bazı ülkelerde iktidarda.

Üçüncüsü Haraket, terör örgütleri listesine dahil edilirse, İslamofobi Batı’da güç kazanacak, Batı ile İslam dünyası arasındaki bağlar kesilecek. ‘