Muhalif gazetecilere röpörtaj veren Davutoğlu: İktidara söylemediğini bırakmadı!

Yavuz Oğhan'ın sunduğu Bidebunuizle programında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ahmet Davutoğlu "Pelikan çetesinin yayınladığı paçavra bir takım heveslerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı." dedi.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduktan sonra Başbakanlık ve AKP Genel Başkanlığı’na taşıdığı ilk isim olan ve yeni parti kuracağı konuşulan Ahmet Davutoğlu, Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz ve Akif Beki’nin sorularını yanıtladı.

Ahmet Davutoğlu, “Demokrasilerde parti kurmak bölücülük değildir” dedi. Davutoğlu, “Özünden koparılan bir başkanlık sistemiyle Türkiye’nin yüzde 50+1’e mecbur edildiği bir koalisyon için benim devre dışına bırakılmam gerekiyordu” diye konuştu.

Yavuz Oğhan’ın program gidişatını genel hatlarıyla tanımlamasıyla başlayan röportajda Davutoğlu’na ilk yöneltilen soru, Türkiye’deki basın özgürlüğüyle ilgili düşünceleri oldu.

Davutoğlu sözlerine şöyle başladı:

“İslam dünyasının problemleriyle ilgili en temel sorun nedir diye soruldu. En temel problem düşünce özgürlüğünün olmadığını söylemiştim. Sansür çok kötüdür ama en kötü sansür otosansürdür. İnsanlar kendi kendilerini kontrol etmekten toplumu düşünmeye vakit bulamazlar. İçeriden bir eleştiri olarak söyleyeyim otosansürün en yoğun olduğu dönemden geçiyoruz.”

“Özgürce konuşursanız her türlü problemi çözersiniz.”

Ardından Akif Beki, 2010 yılında Davutoğlu ile ilgili yazdığı eleştiri yazısını hatırlatarak, “Geçmişte 2010’da Radikal’de yazarken yazı hayatımın en ağır yazılarından birini yazdım. Şu merak ediliyor; benim de bulunduğum bir ekiple mülakatı kabul edebiliyorsunuz. Bana öfkeniz, kzıgınlığınız geçti mi, hain olarak görmüyor musunuz beni? Nasıl oldu da bakanlığınız döneminde övgüler almış başını giderken ağır bir yazı yazdım. Hiç rastlaşmadık ama medeni iletişime benimle devam ettiğinizi başka bir yazımda yazmıştım ama insanlar benimle ilgili düşüncenizi merak ediyor” diye sordu.

“Öfkem geçmedi, çünkü…”

Davutoğlu, Beki’ye şöyle yanıt verdi:

“Öfkem geçmedi çünkü yoktu. Akademik hayata ve devlet hayatına giren birisi de bunu özünde eleştiri olduğunu bilmesi lazım. Ben devlet hayatını gireyim de hiç eleştirilmeyeyim diyen biri devlet hayatını hiç bilmeyendir. Esas olan sizin o tutum karşısındaki ilkesel duruşunuzdur. Öğrencilerime önce beni eleştirin derdim. Devlet hayatında da bu böyle. hamama giren devlet. Devlet hayatına giren eleştiriye açık olacak.

Önce ne kastediliyor anlamak lazım. Belki haklı bir eleştiridir.

Ateşin çemberinden birlikte geçtiğimiz biri beni eleştirmiş.. Bir devlet adamına yakışmayan en önemli şey nezaketsizliktir. Ben tekrar teşekkür ederim 2010 yılındaki yazın için. O yazıyı o kadar iyi hatırlıyorum ki. Bir nefis muhasebesine davet ediyordu beni. Gerçekten öyle mi diye yazıyı okuduktan sonra düşündüm.”

Davutoğlu açıklamalarına şöyle devam etti:

“Pelikan çetesi” açıklaması

“Pelikan çetesi denilen çete, herkes tarafından malum oldu. Bu bildirinin arkasındakileri biliyorum, kimlerden talimat aldıklarını biliyorum. Ben ne yaptım bu insanlara dedim. Acaba kendimde bir şey var mı dedim. Beni istifaya zorlamak istenen bildiri beni Alman ajanı ilan ediyordu. ben ne yaptım ki bu kadar ağır bir ithamla karşı karşıya kaldım.

MKYK’dan bahsediyorum bir muhtıra vari bir tavır yaşadım. Ondan iki gün sonra böyle bir bildiri yayımlandı. O la ki yanlış bir takım politikalar geliştirmiş olabilirim. Hepsine açığım ama niye bu şekilde hedef alındım? Bakınız bugün hâlâ, bu bağlamda 3 yıl sonra ilk defa konuşuyorum. 3 yıl boyunca ben susmadım aslında, Cumhurbaşkanına hep düşüncelerimi aktardım. Hep düzelir umuduyla böyle açıklama yapmamıştım.

“AKP’nin MHP ile girdiği ittifaktan rahatsız olduğunu en başından beri söyledim”

Yurt dışında benim Mavi Marmara dolayısıyla yaptığım konuşmadan tutun da bir takım dış politikanın da hedefindeysem anlarım. AK Parti’nin girdiği ittifak ilişkilerine girmesinden rahatsız olduğunu hep söyledim. Mart ayında bunu Erdoğan’a da aktardım. Bu ittifak ilişkisi AKP’nin doğasını bozmakta ve MHP’ye oy kaçırmaya neden olacağını anlatmaya çalıştım. Bundan dolayı Bahçeli’nin bana öfkelenmesini anlarım. Ama benim anlayamadığım şey, kendileri için makamımdan ayrılmayı göze aldığım kişilerin hedefinde olmam. Benim yakınlarımın, eşimin konferansının iptal edilmesini anlayamam.

“Beni gönülden yaraladı”

15 Temmuz gecesi sokağa inip, beyaz gömlekleriyle direnmiş İstanbul, Ankara il başkanımız sadece ‘Davutoğlu döneminde atandı’ deyip, görev teslimlerde konuşmasına bile izin vermeyip atmak nedir? Beni gönülden yaralayan bir şeydir bu.

“Devre dışı bırakılmam gerekiyordu”

Sadece bir muhtelif grubun bunu yazıp deklere etmesi değildi mesele. 2 Kasım günü bu ülke yeni bir umuda uyanmıştı. 4 yıl seçimsiz yıllar. 3 ay içinde bütün sözlerimizi yerine getirmişiz. Bütçe açığı yüzde 1.8’lere inmiş, ÜFE yüzde 3.2 idi. Böyle bir ortamdaki Türkiye’nin yaşamasını istemeyen kimlerse, bunu sadece Erdoğan’la aramda gibi görmeyin lütfen, şimdi düşündüğümde bunun daha kapsamlı bir planın, arka arkaya gelen seçimler ve son derece özünden koparılan bir başkanlık sistemiyle Türkiye’nin yüzde 50+1’e mecbur edildiği bir koalisyon için benim devre dışına bırakılmam gerekiyordu.

“Düzeltmek için her şeyi yaptım”

Ben AKP’nin genel başkanıydım, bir an bile bir hizip düşüncesi zihnime gelse onu zihnimden atmak için her şeyi yaparım. Ben şunlar bana yakın, bunlar bana karşı diye bir tutum takınmak benim siyasi anlayışıma karşı. Ben o zaman Yüksekova’da ve Iğdır’da olan şehidimin cenazesiyle meşgulken liste tartışması gündemdeydi. Bakın manifestoyu yayımladığımda bütün AKP kitlesine hitap ettim. Ben onlarla yağmurda, sıcakta 2 seçim geçirdim. Ben o kitlenin yaptıkları fedakarlıkların farkındayım. Hiçbir zaman bir hizip başı olmamaya özen gösterdim. Hiçbir grup bir tarafla parti içinde bir çalışma yaptığıma şahit olmamıştır. Yazılı metinler verdim, düzeltilmesi için her şeyi yaptım.

Ben bunları fark ettiğimde, Temmuz 5-6 2015, baktım ki 7 Haziran’da zor bir süreç geçirmişiz. İnsanlar gidip benim Cumhurbaşkanına gidip onun altını oymaya çalıştığımı söyleyip fitne koyanlar var. Gidip Cumhurbaşkanı ile konuştum.

“Eğer dediğimi yapsaydık sonraki birçok tıkanma yaşanmayabilirdi, Cumhurbaşkanı ile hukukumuz zedelenmezdi”

Gelin Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile konuşayım, onları pür parlamenter sistemine ikna edelim, bütün yetkileri başbakanda toplayalım’ dedim. Siz başbakan olun ve bütün yetki sizde olsun. ‘İsterseniz ben danışmanınız olayım istemiyorsanız ben akademisyenliğe dönelim’ dedim. Perşembe gününe kadar siz tefekkür edin, istediğiniz arkadaşlarla konuşun dedim. ‘Benim size meydan okuma gibi bir kaygım yok’ dedim. Erdoğan, ‘böyle devam edelim’ dedi. Eğer onu yapmış olsaydık sonraki birçok tıkanma yaşanmayabilirdi. Aramızdaki hukuk zedelenmezdi.

“Bana o iftiraları atanlara şahsi kul hakkım helal olsun”

Kırgınlığı keşfetmiş olmak güzel bir şey ama önce hepimiz karşı tarafı ne kadar kırdığımıza bakalım. Ben kırgın değilim. Ben bayram tebriği için aradım Cumhurbaşkanını. Ben hukukları gözetirim. Benim kırgınlığım şahsıma yapılan şeylerden kaynaklanmıyor. Bana o iftiraları atanlara şahsi kul hakkım helal olsun.

İstikşafı görüşmeler bağlamında ben MKYK’da oturdum saatlerce konuştuk; ‘Bir, biz neden oy kaybettik, samimi görüşlerinizi söyleyin; iki, bundan sonra ne yapmalıyız?’ diye sordum. Birinci soruya verilen cevaplar hep siyasi etikle alakalıydı. O zaman dedim bununla ilgili partili siyasi etik kurulu kuracağız dedim. İkinci soruya o heyetin büyük çoğunluğu CHP ile koalisyon kuralım dedi. Bir kısım da MHP ile koalisyon dedi. Ama seçimlerin yenilenmesi üzerinde de duruk.

(Siz koalisyonu Erdoğan’sız bir AKP için mi istediniz?) Tarafsız ama AKP’nin manevi olarak lideri durumunda. 12 Eylül kongresine giderken, Ankara’da ilk olarak alternatif MKYK listeleri hazırlanırken, Cumhurbaşkanına ‘ben burada liste tartışması yapmam dedim.Kimi istiyorsanız onu getirin’ dedim. ‘Birileri size gelip senaryolar söylüyor ya benim tek hedefim bu partiyi kurumsallaştırmak’ dedim. Bu parti kurumsallaşırsa Türk siyasetinin en geniş örgütlenmesi olacak dedim. Ben sizin kurduğunuzu yaşatmaya çalışıyorum dedim. İzin vermezseniz ya sizin ya benim ömrümde bu parti biter dedim. Ben hiçbir zaman Cumhurbaşkanı’nın liderliğini elinden almak, onu etkisiz kılmak niyetinde olmadım. Böyle küçük hesaplar peşinde olsaydım Başbakanlığı bırakmazdım.

“Cumhurbaşkanı benden ‘Sen başbakan ol ama başbakan gibi olmamayı’ istedi”

Devlet işleyişi bağlamında hata yaptığımı düşünmüyorum, başbakanlığı bırakmam konusunda. Bırakmamış olsaydım çok çirkinleşen bir siyasetin parçası haline gelirdim ve parti bölünürdü. O gece üç yol vardı önümde. (2 Mayıs gecesi) Gece ayrısı kalkıp tek başıma bir yere çekilerek aldım. Çalışma odama çekildi. Bu muameleyi ne kalbim, ne aklım be vicdanım aldı! Ne yaptım ben? Ter dökmekten, ailemi ihmal etmekten başka ne yaptım! Üç gün üst üste aynı yatakta yatmadım ben. Üç yol var önümde, bir MKYK ile bana; ‘Sen başbakan gibi görün ama başkana olma, başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma’ dendi. Bunu benden Cumhurbaşkanı ve MKYK’ya imza atanlar istiyordu. Ben kendimi bilirim benden her şey olur da düşük profilli olmaz. (Kukla mı demek istiyorsunuz?) Öyle bir ifade dolaylı da olsa kimseye söylemem. Ben böyleydim, akademik hayatta da böyleydim. İkinci yol, mücadele etmekti. Kongreyi kazansam bir türlü kazanmasam başka türlü bölünürdü parti. Buradan izzetle girdiğim yoldan izzetle çıkmanın yolu çekilmek olduğunu söyledim o gün çalışma odamda. Keşke diyorum, bir ay daha sabredip Haziran ayınca vize muafiyetini alıp ayrılsaydım. Aynı gün AB Komisyonu AB Konseyi’ne Türkiye ile vize muafiyeti başlatılması kararını gönderen kararı gönderdi. Ve Haziran ayı içinde kalkacaktı. Siyasi etik kanunu vardı, o zaman 72 maddeden 7’si kalmıştı. Siyasi etik çıksın sonrası daha sonra tamamlanır gibi bir durum vardı.

“Cumhurbaşkanı Yardımcısı mutlaka seçimle gelmeli, bakanlar Meclis’ten onay almalı”

Aile hayatına özen gösterilmeli. Kimse Kılıçdaroğlu ya da Erdoğan’ın özel hayatı üzerinden eleştirmemesi gerekir. Gezi eylemlerine yapılan Erdoğan’a saldırılarda, yanındaydım. Albayrak’a yapılan aile eleştirisi değildir, bakandır bunları göğüslemesi lazım. Eğer içeride bir revizyon olacaksa bu çizgiyi net çekmek gerekir. Cumhurbaşkanlığı genel başkanlığa gelirsek, bir yıllık tecrübe bize şunu gösterdi partili cumhurbaşkanı olunca partinin yapısı etkileniyor. Cumhurbaşkanı da insan birinden birine yoğunlaşınca diğeri ihmal ediliyor. 15 Temmuz’da ben Meclis’teydim bence genel başkan konuşmalıydı ama genel başkan yardımcıları konuştu. Erdoğan konuşmayınca Kılıçdaroğlu da Akşener de konuşamadı. Hâlbuki bunlar yarışa, siyasi rekabet genel başkan tarafından götürülse Cumhurbaşkanlığı zarar görmez, hakem görevini yürütebilir.

Herkes şunu bilmeli ki 15 Temmuz’dan 6 ay sonra yapılan bir oylama bu.15 Temmuz’un etkisi var. Parti içinde bir kriz çıksa darbeciler umutlanabilirdi. Ben bunları Kaygılarım var diye Cumhurbaşkanı’na ilettim. Bu kaygılarla ben kampanyaya katılmam dedim. Konya’da çıktım ama ağır eleştirilere rağmen evet oyuna çağrıda bulunmadım. Genel başkanlık ayrılmalı cumhurbaşkanı yardımcısı kesinlikle seçimle gelmeli. Bakanlar mutlaka meclisten onay alarak göreve başlamalı. Yargı bağımsızlığı teminat altına alınmalı. Bunun ini de meclisten atanan yargı üyeleri ile Cumhurbaşkanlığı arasında bir denge sağlanmalı. Yasanın güçlendirilmesi şart. Müsteşarlığın kaldırılması yanlış olmuştur. Bakanların siyasi ve teknokratik niteliği netleşmeli. Şimdi karma bir şey var. Türkiye’yi yüzde 50+1’e mahkûm etmek parlamenter sistemden çok daha yoğun bir belirsizliği önümüze getirdi. Herkes istediği andan koalisyonu bozup başka bir alana geçebilir.

“MHP ile ittifakla Meclis’teki çoğunluğu kaybedeceğimizi Cumhurbaşkanına ilettim”

Kesinlikle MHP ile koalisyon da kurabilirdim ben. Ben MHP’lilerin muhatap alınmamasını söylemiyorum.

MHP ile ittifakla Kürt oylarını kaybetme ihtimalimiz olduğu için Meclis’teki çoğunluğu kaybedeceğimizi Cumhurbaşkanına ilettim. Bazı konularda uzlaşma sağlanabileceğini düşünüyorum. Cumhurbaşkanı yardımcısının seçimle gelmesi. Yasamayı güçlendirecek tedbirler alınabilir. Bazı şeyler doğrudan yapılabilir. Yapılabilir ama yapılır mı bilemem.

Davutoğlu’ndan Ali Babacan ve Abdullah Gül sorusuna yanıt

(Partiden ayrılma opsiyonunuz masada duruyor. Peki, Babacan ve Gül ile arkadaşları bu kararı aldılar. Neden onlarla birlikte değilsiniz?) Şimdi, Sayın Gül ve Babacan bir parti kurma konusunda bir irade beyan ettiklerini ben duymadım. Babacan ile bir yıldır görüşmedik. Babacan ile aramızdaki hukukun ölçüsü yoktur. Hep bir güven ilişkisi oldu aramızda. 1 Kasım’da ısrarla olmasını istediğim arkadaşlarımızdan biriydi. Çünkü Türkiye’nin Babacan gibi arkadaşlara ihtiyacı var. Yetişmiş devlet adamlarından bir kişiyi bile ihmal veya israf etmek bir milletin yapabileceği en ağır israftır. Hakkında herhangi bir olumsuzluk olmayan bir devlet adamının gitmesi en büyük israftır. O süreç içinde bir yıl içinde çok istişarelerde bulunduk. Muhtemelen Babacan benim manifestomu okuduğunda kendisi de imza atacak nitelikte görmüştür diye düşünüyorum. Ben bu konuda da elimden geleni yaptım, beraber olabilmek için. Parti içinde de dışında da, hep konuştuk. Önümüzdeki dönem ne gösterir bilemem ama bu soruyu Ali Beye de sormak lazım.

“Ali Babacan’a soruşturma başlatıldığında aradım, destek verdim”

Benimle ilgili çalışmış herhangi bir arkadaşıma haksızlık yapılmasına tahammül göstermem. Ali Babacan’a soruşturma başlatıldığında aradım, destek verdim. Babacan’ın bürokratik ciddiyetine, titizliğine şahidim. Onun arkasında durmak benim görevim. Bu kim olursa olsun. Manifestodan sonra bir kendisiyle görüştük. Dostane bir görüşme oldu. Öneri götürmedim. 31 Mart öncesinde Ali Bey’e 31 Mart’tan sonra Türkiye’yi kritik bir zaman beklediğini, hepimizin konuşması gerektiğini, beklemek gerekmediğini, 31 Mart’ta AK Parti çok büyük oranda bir zafer kazansa da kazanamasa da yanlış gidenleri söylememiz gerektiğini söyledim.

Ali Babacan ve Abdullah Gül ile neden beraber olmadığımızı bilmiyorum.

EMEVİ CAMİİ SAVUNMASI

(Suriye konusunda bir pişmanlığınız var mı?) Sayın Esat’la ilk görüşmemiz Şubat 2003, Irak savaşı başlarken gittim, Irak Savaşı’nı engellemek için ilk önce Suriye ile temasta bulunduk. O zaman da bana Türkiye’nin eksenini kaydırıyor deniyordu. O zamandan sonra aramızda güven ilişkisi oldu. 62 kere gittim ben Suriye’ye vizeleri kaldırdık. Arap Baharı başladığında biz Suriye’yi korumak için her şey yaptık. Suriye’nin yanında olduğumuzu küçük reformlarla bunu yönetilmesi gerektiğini söyledik. Pişman mısınız? sorusuna cevaben söylüyorum, Suriye’de tek bir yürek yıkıldıysa onun hüznünü içimde hissediyorum ama gereken her şeyi yaptık. Beşer Esad’ın ve Suriye’nin böyle bir facia yaşamaması için bütün uyarıları yaptık. Esad’la benim yaptığı 6.5 saatlik görüşmede Esad bana beyaz kağıt vermiş de ben reddetmişim gibi iddialar var. Mezhepçilik yapmadık. Esad o zaman da Nusayridi. Biz bilerek ilişkiye geçtik.

Suriye’de elimizden geleni yatık. Yetersiz kaldığımız yerler de oldu.

Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacağım diye bir ifadem yok. Algı operasyonu yapılarak bütün bunlar bizim üzerimize yıkılıyor.

En çok okunan haberler

“Her şey çok güzel olacak” demeyen ünlüler İBB’den milyonları götürmüş

Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel, İBB ihalelerinden yandaş sanatçılara giden paraları yazdı.

Kalın’dan ‘İstanbul ve Ankara’ya da kayyım atanacak’ iddiasına yanıt: Seçilmiş olmak kimseyi masum kılmaz

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İdlib'de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) konvoyuna yönelik saldırıya ilişkin, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapacak" şeklinde konuştu.

Abdülkadir Selvi’den dikkat çeken çıkış: Devlet pusuya mı yattı?

AKP'ye yakınlığı ile bilinen Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi, "Hadi şeytanın avukatlığını yapayım. Devlet pusuya mı yattı?" diye sordu.

Damadın üstü çizildi, bakın yerine kim geliyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, kabine içinde tartışılan isimlerin başında gelen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın üzerini çizdiği iddia edildi

CHP’ye yakın anket şirketinden CHP’yi ayağa kaldıracak anket sonuçları

Yerel seçimlere yaklaşırken büyükşehirlerdeki oy dağılımlarını, ittifakların söylemlerinin belirlediğini söyleyen Gezici Araştırma Genel Müdürü Murat Gezici “Kutuplaştırma yerine sorunları çözmeye dönük söylem adayın puanını arttırıyor. Buna göre; İstanbul, Ankara, Aydın, Hatay Cumhur İttifakı AKP adayları, Adana Cumhur İttifakı MHP adayı, Bursa Millet İttifakı CHP adayı ve Mersin’de İYİ Parti adayının önde olduğu görülüyor”. dedi.

‘Erdoğan’ın Mardin temsilcisiyim’ diyen rektör görevden alındı

Görevi döneminde birçok skandalla anılan Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Ahmet Ağırakça görevinden alındı. Ağırakça, göreve getirilirken "Ben Erdoğan’ın Mardin temsilcisiyim” sözlerinin ardından, görevden alınmasıyla "Mardin'e yapılacak en büyük kötülük yapılmıştır" ifadelerini kullandı.

Bakanlık, Muğla yangınında THK yardımını kabul etmemiş

İzmir'in Karabağlar ilçesinde başlayıp Seferihisar ve Menderes'e sıçrayan orman yangınında gündeme gelen THK uçaklarına dair yeni ayrıntılar ortaya çıktı.

Ekrem İmamoğlu’ndan ‘tatile gitti’ eleştirilerine yanıt

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, tatile gitmesiyle ilgili eleştirilerine yanıt verdi. İmamoğlu, "Son gidişim evlatlarım son günlerindeydi, zaten birini alıp geri dönmem gerekiyordu. Alıp geri döndüm. Bu da babalık vazifesi" dedi.

Türkiye Barolar Birliği’nden son dakika kayyum açıklaması

Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye Başkanlarının İçişleri Bakanlığı işlemleriyle görevden uzaklaştırılması ile ilgili Türkiye Barolar Birliği'nden (TBB) açıklama geldi. TBB, "Görevden uzaklaştırma işlemi, geçici nitelikte bir tedbirdir. Bu sebeple, bir an önce ilgililer hakkında açıldığı söylenen soruşturmaların sonuçlandırılması ve tüm sürecin en şeffaf şekilde yönetilmesi beklenmektedir" açıklamasını yaptı.

ABD Büyükelçiliği: Söylentiler gerçek dışı

ABD Büyükelçiliği, Türkiye’deki ABD vatandaşlarına yönelik acil durum mesajı yayınlandığına dair sosyal medyada yer alan söylentilerin gerçek dışı olduğunu duyurdu.

Haydarpaşa’da parça parça yağma hazırlığı

Koruma Kurulu, Haydarpaşa Garı arazisindeki bazı taşınmazların yıkılmasına karar verdi. Kararla birlikte alanın ticari işletmelere devrinin yolu açıldı.

Metin Feyzioğlu A Haber’de Saray’a gitmeyen avukatları topa tuttu: Sizin evinizde mi açıklanacaktı?

Saray’ın Adli Yıl Açılış Törenine katılma kararı alan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, A Haber’de Sarayın davetine katılmayan baroları eleştirdi.

Süleyman Soylu’dan Gül ve Davutoğlu’na: Dün bu mücadeleyi verdiğimiz bazıları…

Süleyman Soylu, HDP'li 3 belediyeye kayyum atanması hakkında açıklamada bulundu.