Fotoğraf: Sivas Kongresi (1919)
Bu fotoğraf, bir direnişin değil bir hukuk mücadelesinin başlangıcıdır.
CHP’nin siyasi kökü bir isyan hareketi değil, bir hukuk mücadelesidir. Müdafaa-i Hukuk’tan doğan bir partinin en güçlü zemini yine hukukun kendisi olmalıdır.
Müdafaa-i Hukuk’un Mirası
Türkiye’de siyasal hayatın en köklü kurumsal damarlarından biri olan Cumhuriyet Halk Partisi, tarihsel köklerini doğrudan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti geleneğinden alır. Bu hareket yalnızca bir direniş örgütü değil; milletin hak ve hukukunu savunma iradesinin siyasal ifadesidir.
1919’da toplanan Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi, bu anlayışın temelini attı. Mücadele kişisel iradelerle değil, millet adına alınan kararlarla yürütüldü. Bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nın en kritik adımı yalnızca silahlı direniş değil, aynı zamanda hukuki meşruiyetin kurulmasıydı.
Meclis ve Hukuki Meşruiyet
Bu meşruiyetin kurumsal ifadesi ise 23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Milli Mücadele boyunca alınan kararların tamamı Meclis iradesiyle yürürlüğe girmiştir. Başkomutanlık yetkisinin bile Mustafa Kemal Atatürk’e Meclis tarafından verilmesi, bu mücadelenin hukuk zemininde yürütüldüğünü açıkça gösterir.
Cumhuriyetin ilanı da aynı çizginin devamıdır. Devletin yeni düzeni Meclis kararıyla ve anayasal çerçeve içinde kurulmuştur. Kısacası Cumhuriyet, hukuk devleti anlayışı üzerine inşa edilmiştir.
Halkın ve Cumhuriyetin Partisi
Unutulmaması gereken önemli bir gerçek daha vardır: CHP kişilerin, kliklerin ya da tek bir liderin partisi değildir. Özellikle seçilen adından da anlaşılacağı üzere Halkın Partisi’dir.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte adının başına eklediği “Cumhuriyet” ifadesi ise bu partinin aynı zamanda Cumhuriyetin partisi olduğunu ilan eder. Bu yönüyle CHP, yalnızca bir siyasi kadronun değil; Cumhuriyet fikrinin ve halk iradesinin siyasal temsil iddiasını taşır.
Eleştiri Başka, Meşruiyet Başka
Demokratik bir sistemde yargı kararlarını eleştirmek doğaldır ve meşrudur. Bir siyasi parti mahkeme kararlarını tartışabilir, yanlış bulabilir veya reform talep edebilir. Ancak eleştiri ile hukukun meşruiyetini bütünüyle reddeden bir dil arasında önemli bir fark vardır.
Türk yargı sisteminin uygulamalarını eleştirmek mümkündür. Ancak onu “sarayın yargısı” ya da “majestelerinin yargısı” gibi ifadelerle yaftalamak, yalnızca bir kararı eleştirmekten öteye geçer ve devletin hukuk düzenini bütünüyle tartışmalı hale getirebilir.
Oysa Müdafaa-i Hukuk geleneğinden doğmuş bir siyasi hareket için en güçlü siyasi zemin hukukun kendisidir.
Sorumluluk ve Savunma Hattı
Bugün CHP kadroları tarihsel süreci doğru okumak zorundadır. Parti kadrolarına veya kurumsal kimliğe yönelik hangi itham yöneltilirse yöneltilsin, buna verilecek en güçlü cevap hukuku reddetmek değil, hukuku savunmaktır.
CHP kadroları meydanlarda siyasi mücadeleyi, mahkemelerde ise hukuki mücadeleyi verecek yetkinliğe sahiptir. Yeter ki zeminler doğru seçilsin. Çünkü savunma hakkı kutsaldır. Savunma makamı; ileri sürülen iddiaları çürütme, isnat edilen savları bertaraf etme ve hakikati ortaya koyma makamıdır.
Beklenen ve arzu edilen de budur: İddia ya da iftira adı ne olursa olsun, ortaya atılan her savın hukuk zemininde çürütülmesi ve tarihin sayfalarına gömülmesi.
Çünkü adalet;
meydanlarda değil,
otobüs tavanlarında değil,
mahkeme salonlarında tecelli eder.
