Bazı meseleler vardır; yalnızca akılla değil, vicdanla da tartılır.
Çünkü biz biliyoruz ki; vicdan sustuğunda çürüme başlar.
Ve bir toplum, hakikati konuşma cesaretini kaybettiğinde; yalnızca bugünü değil, geleceğini de kaybeder.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi; bu ülkenin asıl krizi ekonomik değil, ahlakidir.
Ekonomik göstergeler zamanla değişebilir, dengeler yeniden kurulabilir.
Ancak bir ülke, doğruyu söyleyenlerin yalnızlaştığı, vizyonun günübirlik hesaplara kurban edildiği bir zemine savrulursa; işte o zaman asıl kayıp başlar.
Tam da bu nedenle, bugün konuşulması gereken mesele yalnızca bir proje değil;
bir bakış açısı, bir akıl ve bir gelecek tasavvurudur.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile dün gerçekleştirdiğimiz görüşmede, kendisinin T24’te yayımlanan “Yeni Dünya Düzeni: Coğrafyanın Türkiye’ye Sağladığı Avantajlar” başlıklı makalesi üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunma fırsatı buldum.
Kılıçdaroğlu’nun bu makalesi, yalnızca güncel jeopolitik gelişmeleri yorumlayan bir analiz değil; aynı zamanda yıllar önce ortaya koyduğu stratejik vizyonun bugün nasıl daha görünür hale geldiğini ortaya koyan önemli bir çerçeve sunmaktadır.
Makalesinde Türkiye’nin coğrafi konumunu merkeze alan Kılıçdaroğlu, ülkemizin yalnızca bir geçiş güzergâhı değil, aynı zamanda kara koridorları ve ticaret hatları üzerinde belirleyici bir aktör olma potansiyeline sahip olduğunu vurgulamaktadır. Türkiye’nin kıtalar arası konumu; enerji yolları, lojistik hatlar ve ticaret akışları üzerinde doğrudan etkili olabilecek bir stratejik üstünlük sunmaktadır.
Bu bağlamda dikkat çekici bir tespit de şudur:
ABD’nin tarihsel olarak deniz hâkimiyetine dayanan küresel gücüne karşılık, Türkiye’nin kara merkezli bir stratejiyle öne çıkabileceği; bu sayede özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarına olan bağımlılığın azaltılabileceği ifade edilmektedir.
Kılıçdaroğlu ayrıca, emperyal güçlerin dış politikalarını tek boyutlu hedefler üzerinden değil, çoklu senaryolar üzerinden şekillendirdiğine dikkat çekerek; Türkiye’nin de bu çok katmanlı stratejik aklı geliştirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
2015’ten Bugüne: “Merkez Türkiye” Bir Projeden Fazlası
Bu değerlendirmeler, ister istemez 2015 seçim sürecinde Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “yüzyılın projesi” olarak kamuoyuna sunulan “Merkez Türkiye Projesi”ni yeniden hatırlatmaktadır.
O dönemde birçok çevre tarafından yeterince anlaşılamayan bu proje, aslında Türkiye’nin jeopolitik konumunu ekonomik ve stratejik bir güce dönüştürmeyi hedefleyen bütüncül bir modeldi.
Bugünkü görüşmemizde de bu konu üzerinden ilerleyerek, söz konusu projenin geldiğimiz noktada ne denli önemli hale geldiğini ve arkasındaki vizyoner bakış açısını değerlendirme imkânı bulduk. Kendi adıma, yıllar önce ortaya konulan bu yaklaşımın, bugün küresel ölçekte yaşanan dönüşümler ışığında çok daha anlamlı hale geldiğini ifade ettim.
Jeopolitik Gerçeklik ve Kaçırılan Zaman
Bugün dünya; tedarik zincirlerinin yeniden kurulduğu, lojistik hatların yeniden tanımlandığı ve enerji geçişlerinin stratejik üstünlük haline geldiği bir dönüşüm sürecinden geçmektedir.
Bu yeni düzende ülkeler:
- Ticaret yollarını kontrol eden,
- Lojistik merkezler kuran,
- Üretim ve dağıtımı entegre eden yapılar inşa etmeye yönelmiştir.
“Merkez Türkiye” projesi ise tam olarak bu dönüşümü yıllar öncesinden öngören bir yaklaşımdı. Türkiye’yi yalnızca bir transit ülke olmaktan çıkarıp, küresel ticaretin yönetildiği bir merkez ülke haline getirmeyi amaçlıyordu.
Ancak burada asıl mesele yalnızca ekonomik bir fırsatın kaçırılması değildir.
Asıl mesele; vizyonun yerine günü kurtaran yaklaşımların tercih edilmesidir.
Çünkü biz biliyoruz ki; hakikat ertelendiğinde, bedel büyür.
Vizyonerlik: Günü Değil, Geleceği Okumaktır
Bugün geldiğimiz noktada açıkça görülmektedir ki;
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu bu yaklaşım, kısa vadeli siyasi tartışmaların ötesinde, uzun vadeli bir stratejik akla dayanmaktadır.
“Merkez Türkiye” projesi, yalnızca ekonomik bir kalkınma modeli değil;
aynı zamanda Türkiye’nin dünya sisteminde nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğine dair güçlü bir vizyonun ifadesidir.
Sayın Kılıçdaroğlu’nun T24’te yayımlanan son makalesiyle birlikte bu vizyonun yeniden gündeme gelmesi, aslında gecikmiş bir hakikatin hatırlatılmasıdır.
Bir Projeden Öte, Bir Yön Arayışı
Bugün mesele yalnızca geçmişte ortaya konmuş bir projeyi hatırlamak değildir.
Asıl mesele, Türkiye’nin:
- Coğrafi avantajlarını nasıl değerlendireceği,
- Küresel sistemde nasıl bir konum alacağı,
- Ve geleceğe hangi stratejik akılla yürüyeceğidir.
“Merkez Türkiye”, bu sorulara verilmiş güçlü bir cevaptır.
Ve bugün hâlâ, doğru bir siyasi irade ve stratejik kararlılıkla hayata geçirilebilecek bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.
Çünkü unutulmamalıdır:
Bir ülkenin kaderini belirleyen yalnızca sahip olduğu imkânlar değil, o imkânlara hangi vicdan ve hangi akılla yaklaştığıdır.
Kadir POLAT

