Mehrali Yücedağ yazdı… Kazanmak için

Öncelikle örgütlü olmalıdır. Nasıl ki işçiler yıllarca aynı işyerinde birlikte çalışmışlarsa birlikte mücadele etmesini bilmelidir. Birbirleriyle değil parababalarına karşı mücadele edebilmelidirler. Bu sağlandığında geriye pek bir şey kalmıyor.

201,488BeğenenlerBeğen
8,802TakipçilerTakip Et

İflas ettirilmiş, çalıştırdığı işçilerin maaşını, yasal tazminat haklarını ödememiş ama farklı adlarla ticari faaliyetlerine ve lüks içinde yaşamaya devam edenlere karşı, işçiler nasıl bir mücadele vermeli?

Çok basit bir cevabı var. İşçiler, ‘hakkımızı gasp ettirmeyeceğiz’ diyerek ‘mücadeleyi başlatıyoruz’ demesi yeterlidir. Sonrası gelir.

Real Market, Uzel Makina, Makro Market, Atlas jet, Bimeks, Hey Tekstil bu işletmeler bir biçimi ile iflas ettirildi. Ve bu işletmelerde hakları gasp edilen işçiler hakları için mücadele ettiler, ediyorlar.

Baktığınızda tek tek kendi hakları için mücadele ediyormuş gözükseler de, aslında onların mücadelesi tüm işçi sınıfının mücadelesidir.

Onları, mücadeleyi seçtikleri için duyduk, gördük, alkışladık, destek olduk, sahiplendik. Ayrıca bu direnişleri, mücadeleyi görmek istemeyenler de gördü. Ki onlar, ya işçiler kazanırlarsa diye de çok korktular. Tamda bunun için mücadeleyi başlatmak başlı başına bir kazanımdır.

Koca koca işletmeler iflas etti, ettirildi ama bu firmaları iflas ettirenlerin yaşam tarzları değişti mi?

Hayır. Onların yaşam standartlarında bir değişiklik olmadı.

Real Marketi hileli bir biçimde iflas ettiren Beğendik patronlarını bir işyerinde işçi maaşıyla çalışırken görmedik. Üstelik Beğendik’i de iflas ettirdiler yine de hayatlarında bir değişiklik olmadı. Real İşçilerinin haklarından sorumluluğu olan Metro AG kârına kâr katmaya Metro Market, Media Markt ve diğer işletmeleriyle devam ediyor. Beğendik iflas etmeden önce direnişçi işçilere taksitte olsa ödemeler yaptı. Metro AG’ye yönelik mücadele bitmiş değil.

Makro Market patronları ellerinde bulundurdukları gayri menkulleri hâlâ işçilerin alacaklarının kat be kat üstündedir. İşçiler alacaklarının önemli bir kısmını direnişle aldı.

Uzel Makina patronları milyon değerindeki villalarda oturmaya devam ediyor. Ama o villalarda rahat oturamıyorlar. Çünkü Uzel Makina İşçileri hâlâ direniyor. Direnen işçiler haklarını aldığı gün kimse şaşırmasın.

Atlas Jet iflas ettirildi Atlas Jet patronları otel işlemeciliğini daha kârlı buluyor.

Bimeks patronları bu işi alışkanlık haline getiriyor. Bir şirket gider bir başka şirket gelir. Onlar için şirket çok.

Hey Tekstil dünya çapında bir firmayken makinaları ve depolarındaki kumaşları bir kaç ay içinde farklı depolara taşıyarak yok etti. Ki onları farklı adlarla kurdukları işletmelerinde üretimleri için hiç bir şey olmamış gibi kullanıyorlardır.

İflas ettirilmiş işyerlerinde işçilerin 10-15-20 yıllık kıdem tazminatı, maaşları, kazanılmış diğer hakları gasp ediliyor. İşçiler dava açıp kazanıyorlar. Bir kağıt parçası kalıyor ellerinde.

Buna karşılık direnişe geçen, mücadele eden işçilerin bazıları haklarının tamamını bazıları bir kısmını aldığını görüyoruz.

Binlerce işçi çalıştıran kârlı işletmeler nasıl oluyor da sorgusuz sualsiz iflas ettirilebiliyor?

Elbette ki arkalarına aldıkları siyasi güç, hatırı sayılır dostları sayesinde olduğunu biliyor, unutmuyoruz.

Peki bu ve benzeri durumu yaşayan işçilerin hayatları değişti mi? Evet.

İşsiz kaldılar. Şehir değiştirdiler. Zaten düşük ücretlerle çalıştıkları için borç batağına düştüler. Ailesi ile sorunlar yaşayıp aile birlikleri, psikolojileri bozuldu. Haklarını alamadan ölenler oldu.

Örgütsüz işçilerde, bu tür iflas ettirilmiş firmalarda haklarının alınmasının zor olacağı algısı yüksektir. İşçilerden hakkında vazgeçme, alacaklarını iflas masasında yada mahkeme kanalıyla alma düşüncesi hakimdir. Çok doğaldır.

Oysa durum tam tersidir. Çünkü içi boşaltılmış bir işletmede işçiye bir şey kalmaz. Bu süreçte uzun bir süreçtir. Bu sürede iflas masasında olan parada ortadan kaybolur.

İşçilerin haklarını almasının yolu ve çözümü vardır.

Çözüm yolları neler ya da mücadele nasıl olmalıdır? Aslında herkes cevabı bilir.

Öncelikle örgütlü olmalıdır. Nasıl ki işçiler yıllarca aynı işyerinde birlikte çalışmışlarsa birlikte mücadele etmesini bilmelidir. Birbirleriyle değil parababalarına karşı mücadele edebilmelidirler. Bu sağlandığında geriye pek bir şey kalmıyor. Bunu, sağlayacak olan, işçi sınıfının bir partisi olmadığı için şimdilik sendikalardır. İşçilerin hatırı sayılır dostu sendikalar ve kendi örgütlü gücüdür.

İşçiler, sendikalardan kaçmamalıdır. Sendikaların bir çıkarı olmadan bize yardım etmez düşüncesinden uzak durmalıdırlar.

İşveren, işçilerin yasal haklarını ödememiş, kılıfına uydurup kaçmış, işçilerin sendikalar bize sahip çıkmaz, bizi satar düşüncesinin bir anlamı yoktur. Bu sadece mücadeleden kaçmanın başka bir adıdır.

Evet biliyoruz, konu ettiğimiz işyerlerinin bazılarında işçiler sendika üyesiydi. Sendikaları, patronlarla işbirliği içine girdiler. İşte tamda bunun için sarı sendikacılığa ve işçi düşmanlığına karşı da mücadele edilmelidir.

İşçiler bilmelidir ki DİSK/Nakliyat-İş Sendikası gibi iş kolunda yada üyesi olmayan hakları gasp edilmiş işçilerin mücadelesine de sahip çıkan örnek bir sendika vardır. Sayıları mücadele ile artacaktır. Artmalıdır da…

Hak gasplarına karşı çözüm işçilerin birliğidir. Yolu, bu birliktelik kendiliğinden gösterir.

Hak almanın imkansız olduğu düşünüldüğü özellikle iflas ettirilmiş firmalarda hakları gasp edilmiş işçilerin izleyeceği iki önemli yol vardır.

Birinci yol, bu tarz firmaların illaki büyük işletmelerle bir bağı olur. Onlar yönelik mücadele sonuca götürür.

İkinci yol ise unutmayalım ki firmalarının içini boşaltanlar illaki yeniden ticaret yapmak isteyecektir. Mücadeleyle bunun önüne geçildiği takdirde işçilerin haklarını ödemekten başka çareleri kalmayacaktır.

Ama sonuç alabilmenin asıl yolu kararlı olmaktan geçer. İşçiler, bir iki eyleme katılıp sonra bir sonuç çıkmıyor diyerek mücadeleyi, işin yükünü birkaç kişiye bırakmamalıdır. Patronlar işçilerin haklarını gasp ederken her türlü oyunu oynarken, işçiler hakkında bu kadar kolay vazgeçmemelidir.

İşçilerin mücadelesini hiçbir beklentisi olmadan sahiplenenlerle işçiler arasında karşılıklı güven oluşur. İşte bunun adı örgütlülüktür. Bu örgütlülükte kazanan işçiler olur.

Bu güveni, örgütlülüğü kırmak için mücadele kaçkınları, işbirlikçi sarı sendikacılar tarafından yalan, iftira kampanyaları olacaktır. İşte bunun adı da ihanettir. İhanetin olduğu yerde her zaman parababaları kazanır.

Yazıyı şöyle bitirelim.

Her kazanılan mücadele hak gasplarının önüne geçecektir. Beraberinde yeni örgütlenmelerin önünü açacaktır. Sendikasız işçileri sendikalara yönlendirecektir.

Yada şöyle özetleyelim, kazanmak için mücadele şarttır…

spot_img

Gündem