Lozan’a iftira atanlar Ege’de bir adamızı daha Yunanistan’a peşkeş çekiyor

201,488BeğenenlerBeğen
8,786TakipçilerTakip Et

Lozan zaferinin 96’ncı yılına geldik.

İktidardaki AKP’giller Sürekli Lozan’ı kötüledi. Hakaret ettiler.

Devletin en tepesindeki şahıs; “Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalışıyorlar” demişti geçtiğimiz yıllarda…

 Ege’de Yunanistan’a peşkeş çektikleri adaların Lozan’da verildiği yalanını bile ortaya attılar.

Oysa Lozan; Mondoros’da teslim aldıkları Osmanlı’ya imzalattıkları Sevr’i paçavraya çevirip suratlarına fırlattığımız Batılı Emperyalistlerin, Mudanya’da ateşkes imzalayarak zaferini kabul ettikleri Ulusal Kurtuluş Savaşımızın tapusu senedidir.

Lozan’ın 12’nci maddesi çok açık:

“İmroz (Gökçeada), Bozcaada ve Tavşan Adaları ile birlikte Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, Türkiye’nin egemenliği altında kalacak.”

Bu ne demek?

Bu, Ege Denizi’nde Asya kıyısına 3 milden daha yakın olan bölgede, adı açıkça bildirilmeyen başka ada ve adacıklara da Türkiye’nin sahip olması demektir.

Lozan Antlaşmasının bu düzenlemesiyle, Türkiye’nin, Ege’de sayısı 60’ı bulan ada ve adacığa sahip olduğu Uluslararası hukuk uzmanlarınca kabul görmekte. (Bkz. Doğu Ege Adalarının Askerden Arındırılmış Statüsü- A.Ü. SBF Yayınları)

Öte yandan 1943 Tarihli İngiliz ve 1951 Tarihli Amerikan Haritalarında da Ege Denizi’nin Asya kıyılarına doğru 3 mil içindeki kara parçaları Türkiye’ye ait olduğu gösterilmektedir. 

Yine Türkiye’nin taraf olmadığı 1947 Paris Barış Konferansı’nın 14’üncü maddesi ile de Trablusgarp ve Balkan Savaşlarıyla fiilen Osmanlı’nın elinden alınmış olan on iki ada silahsızlandırılması koşulu ile Yunanistan’a bırakılmıştı.

Bu uluslararası sözleşmelere göre Türkiye’ye ait olan, Ege Denizi’nin Asya kıyılarının üç mil aralığındaki 18 ada ve bir kayalık 2004 yılından bu yana fiilen Yunanistan’ın işgali altındadır. 

Yunanistan, bizimkilerin açıktan peşkeşi ile gerçekleştirdiği bu işgalini günümüzde ilhaka dönüştürmektedir. 

Bakın, 2016 Kasım ayının son günü, şiddetli bir yağmur altında Didim Adliyesi’ne verdiğimiz suç duyurusu dilekçesinden önce, Poseidon Heykeli önünde yaptığımız açıklamada aynen şunları söylemişiz:

“Devlet yetkililerinin görevi, yurdu ve halkı korumak, onların hakkına sahip çıkmak ve bu uğurda ulusal/uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm hak ve yetkileri aktif biçimde icra etmek üzerine olmalıdır. Ne yazık ki şüphelilerin böyle bir yurtseverlik, halk severlik duyu ve düşünceleri olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle de açıkça yükümlendirildikleri görevlerini ihmal etmekte, vatan topraklarının işgaline seyirci kalmaktadırlar.

Bu iradi sessizlik-eylemsizlik, vatan toprağının fiilen kaybedilmesine sebep olmuştur ne yazık ki. Bundan sonra da bu kayıpların yaşanması kuvvetle muhtemeldir. Buna kimsenin hakkı yoktur!

Şüphelilerin kimliklerinden ve görevlerinden bağımsız olarak, uğruna milyonlarca şehit vererek kazandığımız vatan topraklarımızın açık işgaline karşı Cumhuriyet savcılarını, cumhuriyet hukukunu uygulama görevine çağırıyoruz.” demişiz.

Onbeş yıldır devam eden bu işgal karşısında sessiz kalarak işgale icazet veren, bütün cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları, işgal edilen adalarımızın bağlı olduğu İzmir, Aydın ve Muğla Valilerinin tamamı Anayasa’nın 302’inci maddesinde tanımlanan “vatana ihanet” suçunu işlemişlerdir. Bu suçlarla ilgili yaptığımız onlarca suç duyurusuna karşın soruşturma açmayan cumhuriyet savcıları da aynı suçun iştirakçileridirler. 

Aradan geçen üç yılda maalesef yukarıdaki öngörümüz gerçekleşmiştir. 

Bizdeki siyasi ve askeri zevat “ölü numarası” yaptıkça, işgali görmezden geldikçe Yunanistan; Ege’deki bir adamıza daha çökmek üzeredir.

Kuzey Ege’deki adalarımızın işgalini ilk gündeme getiren ve bugüne kadar da kararlı bir şekilde mücadelesini yürüten, HKP olarak yaptığımız Suç Duyurularında kendisi ile bilgi alışverişi yaptığımız ve soruna dikkat çekmek için ortak eylemler düzenlediğimiz Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Sayın Ümit Yalım’ın yaptığı açıklamaya göre; 

Askeri ve Ticari gemilerimizin Ege Denizi’nden Akdeniz’e geçişini sağlayan Kitira Geçidini kontrol eden Küçük Çuha Adası Yunanistan tarafından daha önce kullandığı yöntemlerin aynısını kullanarak işgal edilmek üzere. 

Küçük Çuha Adası’nı 2004’te yerleşime açan Yunanistan, adaya yerleşeceklere ev, arsa ve ayda 500 avro maaş vaat ederek ada nüfusunu artırmaya çalışıyor. Yunanistan, bundan sonraki aşamada, diğer adalarımızda yaptığı gibi Küçük Çuha Adası’na da asker ve silah yerleştirerek adayı işgal ve ardından da ilhak etmeye çalışacak. Bu, kesin.

Bizimkilerin daha önceki işgallerde olduğu gibi sessiz kalması ve Küçük Çuha Adası’nın fiilen Yunanistan’ın eline geçmesi halinde, Kitira Geçidinin kontrolü de tamamen Yunanistan’a geçecek ve Türk gemilerinin Ege’den Akdeniz’e geçişleri önemli ölçüde engellenecektir.

Sayın Yalım; yaptığı açıklamada Küçük Çuha Adası’nın tarihçesini, coğrafi konumunu, hukuki statüsünü, stratejik önemini ayrıntılı olarak belirtmiş ve yıllardır Türkiye’ye ait olan bu adanın elden çıkarılması halinde, askeri açıdan da ne gibi tehlikelerle karşılaşılacağının altını çizmiştir. 

AKP’giller ve Genelkurmay’ın bu uyarı karşısında da geçmişte olduğu gibi üç maymunu oynamaya devam edecekleri kesin. 

Ülkemizin vatan topraklarının siyasi iktidar tarafından göz göre göre Yunanistan’a peş çekilmesi karşısında, meclisteki (anasından yavrusuna) tüm muhalefet partilerinin gerekli tepkiyi göstermedikleri de ayrı bir gerçek. Arada bir, grup konuşmalarında hızlıca değinip geçmeler vatan toprağı savunusu olamaz. Ellerindeki (meclis araştırması, soru vb.) denetim mekanizmaları ile yargısal yollara başvurmak gibi etkili yöntemlere hiç başvurmuyorlar. 

Sorunun lafını (o da cılız bir şekilde) ediyorlar, eylemden fersah fersah uzak duruyorlar. 

Yaptığımız eylemleri, suç duyurularını görmezden gelmekteler.

Geçtiğimiz günlerde, Yunanistan’ın İzmir Başkonsolosluğuna bıraktığımız siyah çelenk eylemine bile ilgisiz kaldılar. 

Yani bunların hepsi aynı toptan kesme…

Milliyetçilikleri de vatanseverlikleri de sahte…

Bakın, bu yıl Tayyip hemen çark etti. 

Üç yıl önce; “birileri Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı, oysa Lozan hezimettir, bağırsan sesinin duyulacağı adaları Lozan’da verdik” diyen Tayyip bu yıl; Lozan “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi” olduğunu ve “Milli Mücadelenin, ülkemizin bağımsızlık belgesi olan Lozan Antlaşmasıyla taçlan”dığını kabul eden mesaj yayınladı.

Ey İstanbul sen nelere kadirsin…

Artık, Allahla kandırıp meczuplaştırdıkları hüloğculardan hayır gelmiyor, yeni ufuklara yelken açmaktalar…

Tabii, ömürleri vefa ederse…

Tacettin Çolak

Yazarın Diğer Yazıları