Bu yapılan artık eleştiri değil, düpedüz siyasi sahtekârlıktır.
Kılıçdaroğlu’nu hedef alıp “ittifak taşerondu, Cumhuriyet tuzağıydı” diye bağıranların tamamı bilerek yalan söylüyor. Çünkü gerçek apaçık ortada:
O ittifakı savunan Özgür Özel’di.
Listeleri yapan komisyonlarda bugünkü CHP yönetiminin tamamı vardı.
Yani bugün bağıran herkes, dün imzacıydı.
Bu ne demek biliyor musun?
Bu, siyasi hatayı tartışmak değil; suçu tek kişiye yıkıp topluca aklanma operasyonu demektir.
Bunun adı siyasette özeleştiri değil, omurgasızlıktır.
Daha açık yazalım:
Bugün “taşeron” dedikleri isimleri bizzat kendileri onayladı.
Bugün “Cumhuriyet’e pusu” dedikleri sürece kürsülerden alkış tuttular.
Bugün “ihanet” diye bağırdıkları kararların altında ellerinin izi, parmaklarının mürekkebi var.
İmamoğlu ve Mansur Yavaş bu sürecin kenarında değildi.
İkisi de 2023’te Cumhurbaşkanı Yardımcılığı formülünün merkezindeydi.
Yani “aday olmadılar” masalı eksiktir; aday olmadılar çünkü başka bir yürütme makamı için masadaydılar.
Bu süreci görmezden gelmek cehalet değilse, bilinçli inkârdır.
Engin Özkoç ve Muharrem Erkek ise tesadüfen aday olmadı.
Bilerek milletvekili listelerine girmediler.
Sebep gizli değildi: Seçim kazanılırsa bakan olacaklardı.
Kazanılsaydı yürütmede olacaklardı, kaybedilince “biz yoktuk” pozuna geçtiler.
Bu siyasette ilke değil, çıkar hesabıdır.
Şimdi ne yapılıyor?
Hafıza sıfırlanıyor, seçmen aptal yerine konuyor,
“Biz yoktuk, o yaptı” masalı anlatılıyor.
Bu siyaset değil, tarihi çarpıtma suçudur.
Şunu artık net söyleyelim:
Bu söylem Kılıçdaroğlu’nu linç etmiyor sadece;
CHP’yi kurumsal olarak rezil ediyor.
Partiyi ilk kez kendi geçmişinden utanır hâle getiriyor.
Ve en pis tarafı şu:
Bu dil, Atatürk’ü kalkan yapıp kişisel korkaklığı gizliyor.
“Atatürk ve Cumhuriyet” diyerek yalanı meşrulaştırmak,
Cumhuriyet’e sadakat değil, Cumhuriyet’i istismar etmektir.
Son darbeyi vuralım, kaçış kalmasın:
Eğer o ittifak bir felaketse,
— hepiniz felaketin parçasısınız.
Eğer o listeler ihanetse,
— hepinizin parmak izi var.
Ama yok, eğer o gün “doğruydu” diyorsanız,
bugün yaptığınız şey alçakça bir kaçıştır.
Bu yüzden mesele artık Kılıçdaroğlu falan değil.
Mesele şudur:
CHP’nin bugünkü yönetimi, kendi geçmişine yalan söyleyerek ayakta kalmaya çalışıyor.
Bu bir siyasi tartışma değil.
Bu, koltuk için karakter terk etme hikâyesidir.
Ve tarih şunu affetmez:
Hatasını savunanı değil,
hatasını inkâr eden yalancıyı.
Türkiye siyasetinde bir süredir sistematik, bilinçli ve organize bir çarpıtma yürütülüyor. Her kriz başlığının, her kopuşun, her siyasi geçişin, her örgütsel sorunun merkezine tek bir isim yerleştiriliyor: Kemal Kılıçdaroğlu.
Bu artık eleştiri değildir. Bu bir siyasal mühendisliktir.
Bu, sorumluluğu dağıtmak değil; tek elde toplayıp aklamak isteyenlerin operasyonudur.
Şunu en baştan ve açıkça söyleyelim:
Tarih linçle yazılmaz.
Siyaset çarpıtmayla kurulmaz.
Ahlak, kişiye göre eğilip bükülmez.
Ve evet: Bu yazı, bu çarpıtmaya karşı doğrudan meydan okumadır.
I. MERSİN DOSYASI: GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI
Ali Mahir Başarır çıkıyor ve diyor ki:
“Hasan Ufuk Çakır’ı aday göstermemesi için Kemal Bey’e çok yalvardık. MYK’da, PM’de uzun tartışmalar yaşandı ama engel olamadık.”
Bu cümlelerin tamamı siyasi manipülasyondur.
PM tanıkları nettir:
Herhangi bir tartışma yaşanmamıştır.
MYK tanığı Faik Öztrak’ın ifadesi açıktır:
“Hikmet Çetin’in referansı vardı, itirazsız adaylaştı.”
Yani ortada bir “dayatma” değil, kolektif ve itirazsız bir süreç vardır.
Bugün sorumluluğu Kılıçdaroğlu’na yıkmaya çalışanlar, kendi imzalarını ve suskunluklarını gizlemektedir.
II. ADAYLIK MEKANİZMASI: KİŞİLER DEĞİL SAYILAR
2018’de CHP Mersin’den 3 vekil çıkardı.
2023’te bu sayı 5’e çıktı.
Liste açık:
Ali Mahir Başarır
Gülcan Kış
İttifak adayı Mehmet Emin Ekmen
Talat Dinçer
Hasan Ufuk Çakır
Bu listeyi belirleyen tek bir kişi değildir.
Vahap Seçer vardır.
Engin Özkoç vardır.
Aday belirleme komisyonu vardır.
Bölgesel denge hesabı vardır.
Ve en kritik gerçek şudur:
CHP, Millet İttifakı’nda isimler üzerinden değil, SAYILAR üzerinden anlaşma yaptı.
Kimin vekil olacağına her parti kendi içinde karar verdi.
AKP’ye geçen vekillerin hiçbirini CHP belirlemedi.
Bunu bilip susanlar, bugün ahlak dersi veremez.
YSK’ya saatler kala servis edilen belgelerle aday düşürmeye çalışmak; siyaset değil, entrika ve şantajdır.
III. GEÇENLER, KALANLAR, SESSİZLER: AHLAK SEÇİCİ OLMAZ
Soruyorum:
– Cezaevinde nikâh şahidi olan kimdi?
– Adnan Beker Erdoğan’a oy verdiğinde neden susuldu?
– Cemal Enginyurt Özgür Özel’e hakaret ederken neden el üstünde tutuldu?
– Beykoz ve Gaziosmanpaşa AKP’ye geçerken kim hesap verdi?
Cevap net:
Bu bir ilke meselesi değil.
Bu bir çıkar ve hizip meselesidir.
CHP’ye gelen “kahraman”, AKP’ye giden “hain” ilan ediliyor.
Bu ahlak değil; fırsatçılıktır.
İlkeliyseniz, o zaman net olun:
CHP’ye geçmek isteyenleri de kabul etmeyin.
Ahlak, yönüne göre değişmez.
Ek Açıklama: 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinde Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Ali Mahir Başarır, Veli Ağbaba, Gökan Zeybek ve Bülent Tezcan gibi isimlerin aday olarak belirlediği ve son 1 yıl içerisinde CHP’den AK Parti’ye geçen belediye başkanları:
1 14 Ağustos 2025 Özlem Çerçioğlu – Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı – CHP’den AK Parti’ye
2 14 Ağustos 2025 Mustafa İberya Arıkan – Söke Belediye Başkanı (Aydın) – CHP’den AK Parti’ye
3 14 Ağustos 2025 Malik Ercan – Yenipazar Belediye Başkanı (Aydın) – CHP’den AK Parti’ye
4 14 Ağustos 2025 Osman Yıldırımkaya – Sultanhisar Belediye Başkanı (Aydın) – CHP’den AK Parti’ye
5 14 Ağustos 2025 Umut Yılmaz – Şehitkamil Belediye Başkanı (Gaziantep) – CHP’den AK Parti’ye
6 Ağustos 2025 Yasemin Fazlaca – Altınova Belediye Başkanı (Yalova) – CHP’den AK Parti’ye
7 Eylül 2025 Hasan Ustaoğlu – Seydişehir Belediye Başkanı (Konya) – CHP’den AK Parti’ye
Bu liste, mevcut yönetimin aday yaptığı ve AKP’ye geçenlerin listesidir. Kılıçdaroğlunu suçlayanların bu listeye verecek bir cevabı var mıdır? İşte sorunun yanıtı burada durmaktadır.
IV. 6’LI MASA VE 39 VEKİL: SESSİZLİĞİN SUÇ ORTAKLIĞI
Bugün “emanet vekil” diye bağıranlara soruyorum:
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel,
6’lı Masa sürecinde 39 vekilin ittifak ortaklarına verilmesini açıkça savunurken neredeydiniz?
Kim itiraz etti?
Kim ayağa kalktı?
Kim “yanlış” dedi?
Hiç kimse.
Bugün konuşanlar, o gün sustu.
Bugün bağıranlar, o gün imzaladı.
Bu yüzden bu tartışma samimi değildir.
Bu yüzden hedef Kılıçdaroğlu’dur.
V. İMAMOĞLU VE YAVAŞ GERÇEĞİ: TARİHİ ÇARPITAMAZSINIZ
Şunu herkes bilsin:
Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş, parti içi muhalefete rağmen aday yapıldı.
“Sağcı” denilerek itiraz edildi.
“Parti geleneğine aykırı” denildi.
“Risk” denildi.
Kim aday yaptı?
Kemal Kılıçdaroğlu.
Bugün CHP yönetiminde olanların tamamı, siyasi varlıklarını Kılıçdaroğlu dönemine borçludur.
Bunu söylemeyenler, nankör değilse bile sahtekârdır.
İmamoğlu’nun belediye meclis üyeleri eliyle Beykoz ve Gaziosmanpaşa’nın AKP’ye geçmesi konuşulmaz.
Ama Kılıçdaroğlu hedef tahtasına konur.
Bu, çifte standart değilse nedir?
VI. MEDYA DA SANIKTIR
Şaban Sevinç, Nasuh Bektaş, Cem Toker, İsmail Saymaz, Mustafa Balbay…
Aynı hikâye. Aynı kör nokta.
Kılıçdaroğlu’na vurmak güvenli.
İmamoğlu’nu sorgulamak riskli.
Özgür Özel’i zorlamak yasak.
Sürekli krizi fırsata çevirip bir tüccar gibi davranmak, konjonktüre göre pozisyon almak, güç neredeyse oraya yaslanmak gazetecilik değildir.
Ergenekon cenderesinden seni çekip alan, siyasi yasaklara, kumpaslara, linçlere karşı yanında duran Kemal Kılıçdaroğlu’na ne saygı kalmıştır ne vefa.
Bu gazetecilik değil; konjonktürel sadakattir.
VII. İSMAİL SAYMAZ’A AÇIK ÇAĞRI
Madem derdin hakikat…
Madem derdin halkın aydınlanması…
Git Kemal Kılıçdaroğlu’yla röportaj yap.
Halk TV’ye çağır.
Yazdığın suçlamaları yüzüne sor.
Cesaret burada ölçülür.
Susturulmuş olana mikrofon uzatmıyorsan, gazeteci değilsin; hikâye anlatıcısısın.
VIII. SON SÖZ: BU BİR MEYDAN OKUMADIR
Bu yazı uzlaşma çağrısı değildir.
Bu yazı yumuşak değildir.
Bu yazı rahatsız etmek içindir.
Linçle tarih yazılmaz.
Çarpıtmayla siyaset kurulmaz.
Ahlak, kişiye göre değişmez.
Gazetecilik, güce yaslanmaz.
Ve bu dosya kapanmaz.
Çünkü hakikat, susturuldukça büyür.
