HALKWEBPolitikaLiberal Vicdanın Çöküşü

Liberal Vicdanın Çöküşü

Bir çocuğun yaşam hakkını rejime endeksleyen her bakış açısı, aslında kendi insanlığından vazgeçmiştir.

Son dönemde Ortadoğu’da yaşanan insanlık dramları karşısında bazı çevrelerin takındığı ikiyüzlü tavır dikkat çekiyor. Özellikle İsrail’in Gazze’deki saldırıları sırasında, Amerika ve İsrail’i doğrudan savunamayanlar hemen “Ama orada molla rejimi var” sığınmacılığına başvuruyor. Bu yaklaşım, sanki bir ülkede otoriter bir yönetim varsa, o ülkenin çocuklarının bombalanması normalmiş gibi bir algı yaratmaya çalışıyor.

Kimi medya organlarında, İran’da kadınların dans ettiği görüntüler servis edilerek, ya Şah’la birlikte ülkeyi terk etmiş eski elit çevreler ya da Batı’da yaşayan marjinal kesimler gösterilip, milyonlarca sivilin yaşadığı trajedi görünmez kılınmak isteniyor. Sivillerin öldürülmesini, “Bakın onlar zaten böyle” propagandasıyla normalleştirme çabası, liberal-kapitalist bakışın en steril ambalajıyla sunuluyor: İnsan hakları söylemi içeride, jeopolitik çıkar dışarıda.

Ülke çıkarları için çocukları öldürmek meşru mu yani?

Bu bakış açısı, modern diplomasinin “insan hakları” maskesi altında yürüttüğü en büyük çelişkilerden biri Uygarlık Adına Meşrulaştırılan Vahşet.

​Hiçbir jeopolitik çıkar, hiçbir enerji koridoru ve hiçbir “rejim değiştirme” vaadi, bir çocuğun parçalanmış bedeni üzerinden meşruiyet devşiremez. Ancak bugün tanık olduğumuz şey, seçici bir hümanizm faciasıdır. Eğer kurban, Batı’nın kültürel kodlarına uygun bir “modernlik” sergilemiyorsa veya egemen güçlerin stratejik ortaklığına hizmet etmiyorsa, onun yaşam hakkı bir istatistiğe, ölümü ise “kaçınılmaz bir yan hasara” indirgeniyor.

​İkiyüzlülüğün Retorik Araçları

​Bu normalleştirme süreci genellikle şu üç aşamayla inşa ediliyor:​

Kurbanın İtibarsızlaştırılması: “Onlar zaten molla rejimi altında,” “Onlar zaten demokrasiyi benimsemedi” gibi söylemlerle, öldürülen sivillerin birey olma vasfı ellerinden alınıyor.

​Kültürel Ambalaj: Eski Şah döneminden kalma siyah-beyaz fotoğraflar veya Batı tarzı yaşam süren azınlıkların görüntüleri üzerinden, geniş halk kitleleri “kurtarılması gereken” değil, “vadesi dolmuş” bir kitle olarak sunuluyor.

Güvenlik Fetişizmi: Devletlerin “beka” ve “güvenlik” ihtiyaçları, uluslararası hukukun ve en temel ahlaki yasaların (jus cogens) önüne geçirilerek, çocuk ölümleri stratejik birer gereklilikmiş gibi pazarlanıyor.

​Sonuç olarak Liberalerin Vicdanın Çöküşü​

Çocukları öldürmek, hangi bayrak altında veya hangi ideolojik gerekçeyle olursa olsun, insanlığın ortak vicdanında işlenmiş en ağır suçtur. Bir ülkenin yönetim biçimini bahane ederek, o ülkenin sivil halkına yönelik saldırıları alkışlamak ya da sessiz kalarak onaylamak, savunulduğu iddia edilen “demokrasi” ve “özgürlük” değerlerinin bizzat katledilmesidir.​

Gerçek şu ki; bomba düştüğünde ne ideoloji kalır ne de rejim tartışması. Geriye sadece, modern dünyanın “insan hakları” nutukları atarken ellerinde biriken kan lekesi kalır. Bir çocuğun yaşam hakkını rejime endeksleyen her bakış açısı, aslında kendi insanlığından vazgeçmiştir.

Can Fırat Acısu

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR