Psikolojik savaş yöntemleri, komplo teorileri ve ileri görüşlü senaryolar elbette peşi sıra, peş peşe gelecektir. Ancak bütün bu gürültünün ötesinde, Venezuela’da-ve genel olarak Latin Amerika’da- çok daha derin, çok daha köklü bir gerçeklik vardır:
Güçlü bir muhalefetin de ötesinde, güçlü ve kalıcı bir anti-emperyalist dalga sürekli varolmuştur.
Bu anti-emperyalist süreklilik tarihin her döneminde kendini korumuş ve güçlenmiştir.
Bu dalga, yeni çağda da Kuzey Amerika’ya “yem olmayacak” bir bilinç düzeyine ulaşmıştır. ABD-U.S.A, hangi yöntemi denerse denesin, bu dalgayı kıramayacaktır.
Çünkü mesele artık basit bir iktidar-muhalefet denklemine indirgenemez.
Burada söz konusu olan, doğrudan egemenlik ve kendi kaderini tayin hakkıdır.
ANTİ-EMPERYALİST BİLİNÇ: ARTIK BİR REFLEKS DEĞİL, TARİHSEL KOLEKTİF BİR DÜZEYE OTURMUŞTUR!
Latin Amerika’nın-özellikle Venezuela’nın- bugünkü duruşu tarihsel bir sürekliliğin ürünüdür. Anti-emperyalist bilinç artık anlık bir refleks değil, halkların ortak hafızasıdır.
Bu yalın ama inkâr edilemez bir gerçektir.
ABD-U.S.A’nın ve genel olarak emperyal merkezlerin klasik yöntemleri herkesçe bilinmektedir:
– Ekonomik boğma ve ambargolar,
– Medya üzerinden itibarsızlaştırma,
– “Demokrasi” söylemiyle iç muhalefeti hizalama,
– Elit koparmalar ve içeriden çözme girişimleri.
Bunlar yeni değildir. Tarihin her döneminde denenmiş, darbe girişimleriyle tamamlanmış yöntemlerdir.
Ancak bugün bir sorun vardır:
Latin Amerika halkları bu dili tanımaktadır.
Tanıdığı bir manipülasyona, artık eskisi gibi teslim olmamaktadır.
VENEZUELA GERÇEĞİ: LİDERLİK DEĞİL, EGEMENLİK MESELESİ
Venezuela’da güçlü bir muhalefetin varlığı inkâr edilemez. Ancak bu muhalefetin önemli bir bölümü, emperyal merkezlerle arasına mesafe koymak zorunda olduğunun da farkındadır.
Çünkü Venezuela’da “ABD destekli muhalefet” etiketi, halk nezdinde hâlâ ağır bir meşruiyet yüküdür.
Bu nedenle mesele ne sadece Maduro’dur,
ne de tek bir siyasal figür.
Mesele egemenliktir.
LATİN AMERİKA’DAKİ DALGA NEDEN FARKLI?
Geçmişte darbelerle, CIA operasyonlarıyla, askeri cuntalarla sonuç alınabiliyordu. Bugün ise tablo köklü biçimde değişmiştir:
* Bölgesel dayanışma güçlenmiştir,
* Halkların belleğindeki tarihsel travmalar canlıdır,
* Halk hareketleri ve iktidarlar daha yataydır,
* Bolivarcı Devrim çizgisi vatansever bir zemin üretmiştir,
* “Kurtarıcı ABD” miti çökmüştür.
Bu nedenle şu tespit kilit önemdedir:
“Bu yeni çağda da Kuzey Amerika’ya yem olmayacak derecede güçlü bir anti-emperyalist dalga vardır.”
Bu dalga romantik değildir.
Tecrübeyle sabitlenmiş, sertleşmiş bir bilinçtir.
ABD-U.S.A BU BİLİNCİ NEDEN KIRAMAZ?
Çünkü artık her müdahale girişimi:
– ABD-U.S.A’nın meşruiyetini daha hızlı aşındırmakta,
– Karşı blokları güçlendirmekte,
– Kendi iç krizleriyle aynı anda yürütülmek zorunda kalmaktadır.
Sonuç şudur:
Eski hamleler ters etki üretmektedir.
Bu, bir temenni değil; Dönemin ruhunu yakalayan bir tespittir.
KRİTİK UYARI: ANTİ-EMPERYALİZM TEK BAŞINA YETMEZ!
Bolivarcı Devrim doğrultusunda hareket eden Latin Amerika iktidarları, anti-emperyalizmi somut halkçı politikalarıyla beslemek zorundadır.
Eğer:
– Yolsuzluk büyürse,
– Bürokrasi halktan koparsa,
– “Biz devrim yaptık!” söylemi gündelik hayata dokunmazsa,
Anti-emperyalist bilinç tek başına yeterli değildir. Süreç, halkın iç direnç kapasitesiyle ve somut halkçı politikalarla desteklenmediği sürece zayıf kalabilir. Emperyalizm dışarıdan değil, iç yapının zayıflığı üzerinden yol bulur.
Bu yalnızca Venezuela için değil, tüm bölge için geçerlidir.
Anti-emperyalist bilinç sadece teorik değil, yaşamsal kılınmak zorundadır. Aksi hâlde zayıflar.
AYNI HİKÂYEYİ YAŞAMIŞ HALKLAR
Bugün artık tek tek ülkeler yoktur.
Aynı hikâyeyi yaşamış halklar vardır:
Şili, Bolivya, Venezuela, Kolombiya, Arjantin, Nikaragua, Küba…
Farklı deneyimler, aynı hafıza.
Bu hafıza birleştiğinde, ABD-U.S.A’nın “izole et-çökert” stratejisi çalışmaz.
ABD’NİN İÇ ÇÜRÜMESİ VE KÜRESEL KIRILMA
Bu nokta çoğu zaman gözden kaçırılır:
ABD-U.S.A artık;
– “Ahlaki üstünlük” iddiasını(Avrupa’da dahil, buna son dönemde Ortadogu da eklenebilir.) taşıyamamakta,
– “Demokrasi ihracını” inandırıcı kılamamakta,
– İçerdeki sınıfsal çelişkilerini gizleyememektedir.
Latin Amerika halkları ABD-U.S.A’ya artık bir model olarak değil, bir uyarı, işgal ve darbe girişimi olarak bakmaktadır.
Bu psikolojik bir eşiktir. Aşıldı mı geri dönüşü yoktur.
”ARKA BAHÇE” DÖNEMİ KAPANDI!
“Arka bahçe” döneminin geleneksel yöntemleri artık işlemez hale gelmiştir. Anti-emperyalist hat güçlenmiş ve direnç kazanmıştır; Süreç tamamlanmış olmasa da geri dönüşü kolay değildir
Soru nettir:
Bu kıta kendi kaderini mi belirleyecek, yoksa yine “arka bahçe” mi olacaktır?
Cevap nettir:
“Arka bahçe” dönemi kapanmıştır.
ABD-U.S.A müdahaleye devam edecektir:
Ama artık şunları başaramayacaktır;
– Korkuyla hizaya sokmayı,
– Tek hamleyle rejim devirmeyi,
– Halkları “kurtarıcı” masalına inandırmayı…
Çünkü karşısında artık sadece iktidarlar değil, TARİHİ DENEYİMİ olan halklar vardır.
ÇOK MERKEZLİ DÜNYA VE ABD’NİN KORKUSU
Kolombiya, İran, Danimarka…
Bunlar hedef değil, seyirciye oynanan sahnelerdir.
ABD-U.S.A’nin mesajı şudur:
– “Ben hâlâ merkezim!”(!)(?)
Ama artık kimse ABD-U.S.A’ya göre pozisyon almamaktadır.
Küresel karar alma mekanizmaları artık tek merkezden yürütülmemektedir; farklı güç merkezlerinin etkisi artmıştır. Bu, koordineli bir blok değil, dağınık ve çok merkezli bir yapıdır:
Kararlar Pekin’de,
Denge Moskova’da,
Ağırlık Delhi’de kurulmaktadır.
Bu bir ittifak değil, eş zamanlı bağımsızlıktır.
ABD-U.S.A’nın en çok korktuğu şey de budur:
* Kontrol edemediği çok merkezli bir dünya…!
TRUMP MESELESİ: YAPISAL BİR AŞINMA
Trump’ın meselesi kişisel değil, yapısaldır.
Trump:
– İttifakları aşağılamakta,
– Kurumsal diplomasiyi küçümsemekte,
– Sistemi “ben varım” diyerek zorlamaktadır.
Kısa vadede artık alkış alacak, gürültü çıkaracak pozisyonda değildir
Uzun vadede ise ABD’nin yumuşak gücü de erimiştir.
Ortaya çıkan tablo şudur:
– Korkulan ama saygı duyulmayan,
– Güçlü ama güvenilmeyen,
– Müdahale eden ama yön veremeyen…
Ve bu, ABD-U.S.A ”imparatorluğu” için ölümcül bir kombinasyondur.
Sonuç olarak;
ABD-U.S.A bitmez.
Ama ABD-U.S.A’nın tek belirleyici olduğu dünya, sözde “Yeni Dünya Düzeni” iflas etmiştir.
Ortadoğu’nun ABD-U.S.A hegamonyasını içine alacak ve belirleyiciliği ABD-U.S.A ”imparatorluk” projesi olan “BOP” sona ermiştir.
Bu iflas ve son:
– Tankla değil,
– Darbeyle değil,
– Bir gecede değil,
Ağır ağır, seçenekler çoğalarak gerçekleşmektedir.
Bu bir çöküş hikâyesi değil;
Merkezin dağılması hikâyesidir.
Bu yeni çağda dünya halkları, sınırların ve bayrakların ötesinde, özgürlüğün ve onurun hiçbir güç tarafından rehin alınamayacağını birlikte yaşayarak öğreniyorlar.
Siyonist İsrail ve emperyalist ABD-U.S.A saldırganlığıyla İran’ı işgal girişimi bunu kanıtlar derecede dünya halklarının gözüne soka soka göstermiş ve hâlâ göstermeye devam etmektedir.
Anti-emperyalist çizgi güç kazanmıştır ve halklar bu süreçte tarihi deneyim kazanmıştır. Mücadele devam ediyor, ama artık eskisi gibi kolayca teslim alınamaz.
İran örneği bunu kanıtlıyor: 47 yıldır ambargo uygulanan bir ülke ayakta kalabiliyor; ama kendi kısa süreli ambargosunda dünya dayanamaz hale geliyor!
Dünya halklarının gözü aydın olsun…
