Cumartesi / 8 Mayıs 2021

Laiklik neden hayati önemdedir? 

201,709BeğenenlerBeğen
8,693TakipçilerTakip Et

Çünkü, Laikliği ortadan kaldırırsanız, varacağınız yer mecburen Ortaçağ (din savaşları) konağı olur.

Bildiğimiz gibi; tüm Ortaçağ din savaşlarıyla, Engizisyon Mahkemeleriyle doludur. İnsanlara yapılan akıl almaz işkencelerle, katliamlarla doludur.

Başka bir anlatımla, Batı’da da Doğu’da da bu din savaşları bataklığı yaşanmıştır. 

Ancak, Batı dünyası, kendi içinde yaşadığı din savaşlarından burjuva devrimlerinin ürünü olan Laikliği benimsemekle ve devlette egemen kılmakla kurtulabilmiştir. 

Yani Batı’da Devlet’le Kilise birbirinden tümüyle ayrılarak; insanlar inanç ve ibadetlerini özel hayatlarında istediği gibi yapabilmişler. Devlet kurumları, başta hukuk, yargı ve eğitim olmak üzere aklın ve bilimin öngördüğü ve ortak insanlık vicdanının değerleri olan kurallar çerçevesinde oluşturulmuş ve işlemiştir. 

Kilise’nin devlete el atmasına, müdahale etmesine izin verilmemiştir. 

Fakat ülkemizin de içinde bulunduğu Doğu toplumları; Ortaçağ kalıntısı Tefeci-Bezirgânlıktan ve onun yaratığı olan Ortaçağcı oluşumlardan kurtulamadılar. 

Doğu toplumlarındaki bu trajediyi Hikmet Kıvılcımlı şöyle açıklar; “Mekke’de Müslümanlığı yıllarca boğmaya çalışan ve boğamayınca para ile Müslüman olan, sonra demokratik Müslümanlığı halk düşmanı ve zalim bir iktidara çeviren ezeli müstebit Tefeci-Bezirgân Sınıfının aygıtları idiler. Ancak bu sosyal sınıf, sinsi karakterlerini gizleyebilmek için fakir halka en utanmazca yalanları yutturmanın yolunu buldular. Onların bu hilelerini keşfedip açıklayacak kimselere karşı neler yapmadılar? “Şımartıp sivriltmeler, para ile satın almalar, binbir Tarikat hilebazlıkları yetmediği zaman, idare işkenceleri, resmi katliamlar birbirini kovaladı.” (Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler, Derleniş Yayınları, İkinci Baskı, s. 58)

O nedenle de İslam Dünyasının bugün yaşadığı ve bu dünyayı ölüm tarlalarına dönüştüren felaketlerin temelinde Tefeci-Bezirgân sınıfının aygıtı bu tarikat-cemaatlerin “şeriat devleti” kurma kavgaları yatmaktadır.

Ülkemizde 10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle; “Türkiye Devletinin dini İslam’dır” maddesi Anayasa’dan oybirliğiyle çıkartılmasına ve bugün “Laiklik Günü” olarak kutlanılmasına karşın, Devlet işleyişinde Laiklik hiçbir zaman tam anlamışla uygulanmış değildir.   

Zira Laik Devlette Din; insanların işidir, insanlara aittir. 

Din; insanların anlayışına, kavrayışına, inanışına ait bir konudur. Devletin kendisi dinle de ilgilenmez, insanların inançlarıyla da… 

Dolayısıyla bizde Devlet; hiçbir zaman tam anlamıyla dinin insanların özel hayatına ilişkin bir konu olduğunu kabullenmedi. 

AKP yönetimindeki ülkemiz ise bugün itibariyle Ortaçağ’ı yaşayan ve bir Ortaçağ devletiyle yönetilen ülke durumuna düşürülmüştür. 

Artık ülkemizin ordusunda türbanlı, tarikat-cemaat simgeli cübbeli-sarıklı askerler bulunmakta. 

Orduda komutanın emirleri değil şeyhin-imamın dedikleri yerine getirilmekte. 

Üniversiteler de Adliyeler de Sağlık kurumları da öyle.

Bütün bunlar ABD Emperyalizminin 1950’lerden itibaren uygulamaya koyduğu “Yeşil Kuşak Projesi”nin Türkiye ayağının yaşama geçirilmesiydi. Bunda da çok başarılı oldular. 

Bütün devlet kurumları her biri birer “yılan yuvası” olan tarikat-cemaat elemanlarıyla doldurulmuş durumda. Hepsi din alıp satmakta, halkımızı Allahla aldatmakta.

Hepsinin amacı insanlarımızı Ortaçağın karanlık delhizlerine çekmek. Her biri ayrı bir din derebeyliği kurma peşinde. Hepsi de kendi anlayışı doğrultusunda devleti ele geçirip yönlendirme, yönetme peşinde.

Örneğin ülkemizde yaşanan 15 Temmuz kapışması da bunlardan bir tanesidir. 

Yani 15 Temmuz’da Amerikancı, tam bağımsızlık karşıtı, Laiklik ve Cumhuriyet düşmanı olan bir cemaat-tarikat (FETO’cular) yenilmiştir. Ama aynı özelliklere sahip bir başka cemaat-tarikat (AKP’giller) kazanmıştır. Bunların ikisi de din alıp satmaktadır, ikisi de Amerikancıdır, NATO’cudur.

İkisinin de hedefi ülkemizi din devletine dönüştürmektir. 

Hiçbir şeriat örgütlenmesi, tarikat laik olamaz, siyasetten uzak duramaz. 

Böyle bir şey onların doğasına aykırıdır.  

Biz, bugünleri devrimci teorimizin ışığında netçe gördüğümüz için doksanlı yılların başında gündeme getirilen Türbanı Ortaçağ Karanlığının bir simgesi olarak gördük.

Üniversitelerde, Kamuda türbanın serbest bırakılmasını Laikliğe bir saldırı olarak değerlendirdik.

Nereden gelirse gelsin Laikliğe yapılan tüm saldırılara karşı çıktık, çıkıyoruz. 

Davalar açıyoruz. 

Çünkü Laiklik düşmanlarıyla yaşamın her alanında elimizdeki bütün araçlarla mücadele etmek gerekir. Hukuki mücadele de bu araçlardan birisidir.

Bu suç duyurularımız aynı zamanda tarihe düşülen bir nottur. Verdiğimiz Hukuki ve Fiili Mücadeleler karanlık günleri yaran bir ışıktır.

Çünkü Laikliği savunmak, Laikliğe yapılan saldırılara karşı çıkmak ve “her türlü manevi sömürüyü ortadan kaldırmak.” gerçek bir Devrimcinin görevidir. 

Halkın Demokratik İktidarında; “Her yurttaş, yer, içerken olduğu gibi, dinî ve manevî ihtiyaçlarını giderirken devlet ya da şahıs karışmasına uğramayacak. Ancak din, insanlarımızın özel hayatı içinde kalan bir konu olacak. Kamu düzeni, aklın, bilimin ve insanî değerlerin kaynaklık ettiği kurallarla sağlanacak.” 

Laiklik olmadan bilim, özgürlük, demokrasi olmaz.

Türkiye Ortaçağ kalıntısı Tefeci-Bezirgânlıktan ve onun yaratığı olan Ortaçağcı oluşumlardan kurtulmadıkça din savaşlarının sonu gelmez.

 

Yazarın Diğer Yazıları

[adinserter block="6"