HALKWEBYazarlarLaik Eğitimi Aşındırmak: Okullardan Başlayan Sessiz Bir Anayasa İhlali

Laik Eğitimi Aşındırmak: Okullardan Başlayan Sessiz Bir Anayasa İhlali

Devlet, eğitim alanında tarafsız olmak zorundadır. Bu bir temenni değil, açık bir anayasal zorunluluktur.

0:00 0:00

Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Bakan Yusuf Tekin imzasıyla 81 ile gönderdiği “Ramazan Ayı Etkinlikleri” düzenlemesi, yalnızca bir etkinlik takvimi ya da pedagojik tercih değildir. Bu düzenleme, Türkiye’de uzun süredir adım adım aşındırılan laik eğitim anlayışının bir başka halkasıdır. “Milli ve manevi değerlerin güçlendirilmesi” gibi kulağa hoş gelen ifadelerle sunulan bu uygulama, gerçekte kamusal eğitimin tarafsızlığını ortadan kaldıran ideolojik bir müdahaledir.

Sorunun özü şudur:
Devlet, eğitim alanında tarafsız olmak zorundadır. Bu bir temenni değil, açık bir anayasal zorunluluktur.

Anayasa Ne Diyor? Devletin Niteliği Tartışmaya Açık Değildir

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi bu konuda son derece nettir:
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
Bu hüküm yoruma açık değildir.
Laiklik, devletin temel niteliğidir. Milli Eğitim Bakanlığı da dâhil olmak üzere hiçbir kamu kurumu bu ilkenin dışında hareket edemez. Kamusal eğitim alanında tek bir inanç anlayışını esas alan uygulamalar, Anayasa’nın 2. maddesiyle açıkça çelişmektedir.

Okul, İbadethane Değildir

Okullar ibadet alanı değildir.
Okullar, çocukların dini pratiklere yönlendirileceği ya da belirli bir inanç takvimine göre yaşamaya alıştırılacağı mekânlar da değildir. Okullar; bilimin, aklın, eleştirel düşüncenin ve eşit yurttaşlığın öğretildiği kamusal alanlardır.
Okul öncesinden liseye kadar tüm eğitim kademelerini kapsayan bu düzenleme, çocukların yaş, gelişim ve pedagojik ihtiyaçları gözetilmeden hazırlanmıştır. Özellikle okul öncesi dönemde, çocukların soyut kavramları ayırt edebilme yeteneği henüz gelişmemişken; dini sembollerle, ritüellerle ve “kutsal” referanslarla kuşatılmaları, eğitim değil yönlendirmedir.
Bu noktada sorulması gereken soru şudur:
Devlet, hangi gerekçeyle çocukların vicdan alanına bu kadar doğrudan müdahale etmektedir?

Kamusal Alanın Dini Kimlikle Dönüştürülmesi

Bugün okullarda yapılan şey, basit bir “Ramazan farkındalığı” değildir. İftar vurguları, Ramazan günlükleri, cami ziyaretleri, dini sohbet başlıkları ve tek bir inanç takvimine göre düzenlenen etkinlikler; kamusal eğitim alanında sistematik bir dini atmosfer oluşturma çabasının parçalarıdır.
Bu yaklaşım, okulu tarafsız bir alan olmaktan çıkarır.
Çünkü kamusal alan; çoğulculuk üzerine kurulur, tekçilik üzerine değil.
Türkiye, yalnızca bir inanç grubunun yaşadığı bir ülke değildir. İnananlar vardır, inanmayanlar vardır, farklı mezhepler ve farklı inançlar vardır. Devletin görevi, bu çeşitliliği korumak ve hiçbir çocuğu kendisini “öteki” hissetmeye zorlamamaktır.
Ancak bugün gelinen noktada, okulda dini atmosferin “normal” hâle getirilmesi; bu çeşitliliği yok saymak anlamına gelmektedir.

Broşürler Masum Değildir

Dağıtılan broşürlerde kız çocuklarının başörtülü, erkek çocuklarının takke ile resmedilmesi, meselenin pedagojik değil ideolojik olduğunu açıkça göstermektedir. Bu görseller, çocuklara “doğru” ve “makbul” kimliğin ne olduğunu fısıldamaktadır.
Henüz kimliğini özgürce inşa edememiş bir çocuğa, dini semboller üzerinden rol biçmek; onun gelecekteki tercihlerini şekillendirmeye yönelik bilinçli bir müdahaledir. Bu, eğitim değildir. Bu, erken yaşta ideolojik kodlamadır.
Çocukların inancı da, inançsızlığı da; ailesinin ve bireysel vicdanının alanıdır. Devletin değil.

Laiklik Bir Lüks Değil, Güvencedir

Laiklik, bu ülkede bazı çevrelerin iddia ettiği gibi “eski bir ideoloji” ya da “tercih meselesi” değildir. Laiklik; inananı da inanmayanı da koruyan, devletin tarafsızlığını güvence altına alan temel ilkedir.
Laiklik olmazsa;
eğitim özgür olmaz,
bilimsel düşünce gelişmez,
kadın-erkek eşitliği aşınır,
farklı yaşam tarzları baskı altına girer.
Bugün laikliğin eğitim alanında aşındırılması, yarın toplumsal hayatın tamamında daha derin ayrışmaların önünü açacaktır.
Sessizlik Rızadır
Bu tür düzenlemeler karşısında “abartılıyor”, “niyet kötü değil”, “kimseye zorla bir şey yaptırılmıyor” demek; sorunun kendisini gizlemekten başka bir işe yaramaz. Çünkü kamusal alanda yaratılan dini iklim, doğası gereği zorlayıcıdır.
Sessizlik bazen rıza anlamına gelir.
Susmak, normalleştirmek, alışmak; laik eğitimin yavaş yavaş tasfiye edilmesine göz yummaktır.

Çocukların Vicdanı Siyasetin Alanı Değildir

Çocuklarımızın vicdanı, siyasetin değil; eşitliğin, özgürlüğün ve hukukun koruması altında olmalıdır. Devlet, çocukları belirli bir inanç doğrultusunda şekillendiremez. Şekillendirmeye kalktığı anda, eğitim olmaktan çıkar; propaganda alanına dönüşür.
Bu nedenle bu düzenlemeye itiraz etmek, dine karşı olmak değildir.
Bu itiraz, Anayasa’ya, laikliğe ve çocukların özgürlüğüne sahip çıkmaktır.
Ben rıza göstermiyorum.
Laik, bilimsel ve kamusal eğitimin savunulmasından vazgeçmiyorum. Çünkü biliyorum ki; laiklik giderse, yalnızca eğitim değil, Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık fikri de gider.
Ve biz, buna sessiz kalarak ortak olamayız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI