Küresel sistemin yeni yapısı, yalnızca ekonomik ve teknolojik alanlarda değil, toplumsal, siyasal ve ideolojik düzeylerdede derin bir dönüşüm yaratıyor. Bu dönüşüm, Ezilen halkların, İşçi sınıfının, Kadınların ve tüm dışlanmış toplumsal kesimlerin mücadelesini hem zorlaştırıyor hemde yeni olanaklar yaratıyor. Bu nedenle Devrimci-Sosyalist bir perspektif, bugünün dünyasını anlamak için yalnızca analiz eden değil, aynı zamanda kurucu bir strateji geliştiren bir akla ihtiyaç duyuyor.
Bugün işçi sınıfı, klasik anlamda tek merkezli, homojen bir özne değil. Kapitalizm, emek rejimini parçalayarak, esnekleştirerek, güvencesizleştirerek ve mekansal olarak dağıtarak sınıfın bütünlüğünü bilinçli bir şekilde zayıflattı. Artık sınıf, yalnızca fabrikalarda çalışan sanayi işçilerinden ibaret değil. Platform işçileri, Kuryeler, Dijital platformlar ekonomisi çalışanları, Göçmen işçiler, Bakım emeği veren kadınlar, ev içi görünmeyen emek, Kayıt dışı çalışanlar, Tarım işçileri, Savaş bölgelerinde taşeronlaştırılmış emekçiler gibi birçok alana yayılmış emek güçlerini görmeden geçemeyiz. Hepsi aynı sömürü zincirinin farklı halkalarıdır. Bu nedenle Devrimci-Sosyalist bir perspektif, sınıfı yeniden tanımlamak zorundadır.
Sınıf, artık yalnızca üretim alanındaki konumla değil güvencesizlik, borçluluk, görünmez emek, dijital sömürü, militarizasyon ve Erkek eğemenliğinin baskıcı ve çoklu ezilme biçimleri üzerinden yeniden kurulmalıdır.
Kadın özgürlük mücadelesi, bu yeni sınıf tanımının merkezinde yer alır. Çünkü Erkek eğemenliği, hem ücretli emek piyasasında hem de yeniden üretim alanında sermaye birikiminin temel dayanaklarından biridir. Kadınların görünmeyen emeği, bakım yükü, düşük ücretli işlerde yoğunlaşması, ev içi şiddet ve militarizmin kadın bedeni üzerindeki kontrolü, kapitalizmin kriz dönemlerinde dahada derinleşir. Bu nedenle kadınların isyanı, yalnızca Erkek şiddetine değil, aynı zamanda savaş rejimine, Dinci-Milliyetçi ideolojiye, aileyi kutsayan Devlet politikalarına ve neoliberal güvencesizliğe karşı yönelir. Devrimci-Sosyalist bir perspektif, feminist hareketi tali bir alan olarak değil, sınıf mücadelesinin kurucu ekseni olarak görmelidir.
Ezilen halkların mücadeleside yalnızca kültürel tanınma talebi değildir, toprak, kaynaklar, dil, öz yönetim, kolektif haklar ve Anti-Kolonyal direniş üzerinden yürüyen sınıfsal bir mücadeledir. Filistin halkının özgürlük mücadelesi, Kürt halkının statü ve öz yönetim talebi, Latin Amerika’daki yerli halkların toprak savunusu, Afrika’daki sömürge sonrası halkların bağımsızlık arayışı gibi bir çok alanı görmeden geçemeyiz. Bunların her biri, küresel sermaye düzenine karşı yürütülen tarihsel bir direnişin parçasıdır. Bu nedenle Devrimci-Sosyalist bir perspektif, ulusal sorunları “Yan Mesele” olarak değil, Anti-Emperyalist mücadelenin temel bileşeni olarak ele almalıdır.
Bu ittifakların örgütlenme biçimi ise çok katmanlı, çok merkezli ve çok ölçekli olmalıdır. Tek tip parti modeli, günümüzün parçalı emek rejimini ve çoklu ezilme biçimlerini kavramakta yetersiz kalır. Bunun yerine, İşçi örgütleri, Kadın örgütleri, Ekoloji hareketleri, Yerel halk meclisleri, Göçmen dayanışma ağları, Sendikalar, Gençlik hareketleri ve Dijital platformlar arasında ağ tipi, yatay, ama stratejik olarak koordineli bir örgütlenme modeli gereklidir.
Yerel meclisler ve Konseyler, hem mücadele hemde alternatif yönetim deneyimi üreten yapılar olarak öne çıkmalıdır. Uluslararası Devrimci ağlar ise deklarasyon düzeyinde kalan bir enternasyonalizm değil, ortak kampanyalar, karşılıklı kadro değişimleri, deneyim paylaşımı, ortak eğitim programları ve eşzamanlı eylemler üzerinden somutlaşan bir enternasyonal örgütlenme yaratmalıdır.
Devrimci-Sosyalist Mücadele üç temel Konuda örgütlenmeli.
1. Bu Şavaş Rejimi Kalıcı olacak. Bu nedenle yalnızca “Barış” talebi değil, savaş ekonomisine, silah tekellerine, askeri üs politikalarına ve militarizmin toplumsal dokuyu zehirleyen etkilerine karşı somut bir Karşı-Program gereklidir. Barış, yalnızca savaşın yokluğu değil, halkların kendi kaderini tayin hakkının, toplumsal eşitliğin ve demokratik öz yönetimin varlığıdır.
2. Yeni İsyan Dalgalarını İklim Krizi açığa çıkartacak Bu isyanlar kendiliğinden patlayacak, fakat örgütlü bir sınıf perspektifiyle buluşmazsa ya bastırılacak yada Sağ-Popülist kanallara akacaktır. Bu nedenle, Eko-Sosyalist program zorunludur. Enerji şirketlerinin kamulaştırılması, su ve gıda kaynaklarının toplumsal denetimi, fosil yakıtlardan çıkış, yerel Ekolojik direnişlerin desteklenmesi ve iklim adaleti hareketiyle işçi sınıfı mücadelesinin birleşmesi.
3. Dijital alan yeni sömürü alanı olacak. Dijital platformlar, algoritmik yönetim, veri tekelleri ve gözetim teknolojileri, emekçileri daha görünmez ve güvencesiz hale getirirken, aynı zamanda küresel ölçekte hızlı koordinasyon, bilgi paylaşımı ve dayanışma imkanlarıda sunuyor. Bu nedenle Dijital sömürüye karşı Dijital örgütlenme, algoritmik tahakküme karşı kolektif Dijital haklar, veri tekellerine karşı toplumsal veri mülkiyeti savunulmalıdır.
Bu üç öngörü, Devrimci-Sosyalist perspektifin yalnızca savunma hattı kurmasını değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal düzenin tohumlarını bugünden atmasını gerektiriyor. Bu düzen, yalnızca Ekonomik eşitlik değil, aynı zamanda Demokratik öz yönetim, Toplumsal-Cinsiyet Özgürlüğü, Ekolojik-Uyum, Kültürel-Çoğulluk ve Ulusların kendi kaderini tayin hakkı üzerine kurulmalıdır. Ezilen halk güçlerinin yükselişi, ancak bu çok boyutlu mücadele alanlarının stratejik bir bütünlük içinde örgütlenmesiyle mümkün olabilir.
Devrimci-Sosyalist perspektif, bu bütünlüğü kurabildiği ölçüde, küresel sermaye düzeninin karşısında gerçek bir alternatif olarak yükselecek, yalnızca eleştiren değil, aynı zamanda kuran bir güç haline gelecektir.
