HALKWEBYazarlarKüresel Sermayenin Karanlık Anatomisi: Epstein’dan Ortadoğu’ya Uzanan Kanlı Hat

Küresel Sermayenin Karanlık Anatomisi: Epstein’dan Ortadoğu’ya Uzanan Kanlı Hat

Üçüncü Paylaşım Savaşı’nın Ortadoğu cephesi, aynı zamanda küresel güçlerin kendi iç hesaplaşmalarını yürüttüğü bir laboratuvar niteliğini taşıyor.

0:00 0:00

Küresel sermayenin karanlık yüzü, zaman zaman öyle bir noktadan görünür hale gelirki, artık kimsenin “bilmiyorduk” deme şansı kalmaz. Epstein dosyası tamda böyle bir eşiktir.

Savaşlardan, Kandan, sömürüden ve insan ticaretinden beslenen küresel güçlerin, kendi iç çürümüşlüklerini saklayamadığı bir kırılma anı. Bu kirli ağ, yalnızca bir kişinin sapkınlıklarıyla açıklanamayacak kadar derindir, tarihsel, ekonomik ve siyasal bir sürekliliğin günümüzdeki en çıplak dışavurumudur.

İkinci Paylaşım Savaşı sırasında ortaya saçılan karanlık ilişkiler, Sermaye-Devlet ve İstihbarat üçgeninin nasıl çalıştığını göstermişti. Bugün ise, Üçüncü Paylaşım Savaşında Ortadoğu merkezli Kıtalar savaşında aynı mekanizmalar, çok daha gelişmiş tekniklerle yeniden sahneye konuluyor.

Ortadoğu’nun kültürel, toplumsal ve tarihsel dokusu, küresel güçlerin operasyonlarına her zaman uygun bir zemin olarak görülmüştür. Bu nedenle bölge, yalnızca enerji kaynaklarıyla değil, aynı zamanda jeopolitik konumuylada küresel sermayenin iştahını kabartır. Suriye ve Rakka’nın bu tabloda özel bir anlam taşıması tesadüf değildir.

Altıncı yüzyılın sonlarında Muaviye’nin Suriye valiliği ve oğlu Yezid’i Rakka’ya tayin etmesiyle başlayan süreç, Arap gericiliğinin kültürel ve siyasal bir forma bürünerek Emevi saltanatına dönüşmesinin başlangıcıydı. Bu dönüşüm, yalnızca bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda Siyasal-İslam’ın Devletleşme sürecinin tarihsel köklerinden biriydi. Kerbela’da Hüseyin’in direnişi bu gerici saltanata karşı tarihe düşen en büyük notlardan biri olarak bugün hala Ortadoğu’nun kaderini belirleyen bir hafıza taşıyor.

Günümüzde ise tablo çok daha karmaşık. Teknolojik imkanların gelişmesi, küresel sermayenin kendi işbirlikçilerini bile tasfiye ettiği yeni bir dönemi başlattı. Üçüncü Paylaşım Savaşı’nın Ortadoğu cephesi, aynı zamanda küresel güçlerin kendi iç hesaplaşmalarını yürüttüğü bir laboratuvar niteliğini taşıyor. Taliban, El-Kaide, El-Nusra, Hamas, IŞİD, Boko-Haram ve HTŞ gibi örgütlerin ortaya çıkışı, yalnızca bölgesel dinamiklerle açıklanamaz. Bu yapılar, küresel sermayenin savaş ekonomisini besleyen, kadınlara yönelik sistematik şiddeti, çocuk kaçırma ağlarını, organ ticaretini ve insan kaçakçılığını mümkün kılan karanlık mekanizmaların taşeronlarıdır.

Ortadoğu ve Afrika’da akan kan, yalnızca “TERÖR” adı altında yürütülen operasyonların sonucu değil, aynı zamanda küresel sermayenin kendi içindeki güç mücadelelerinin bir yansımasıdır. Epstein adasında ortaya çıkan kirli ilişkiler ağıda bu mekanizmanın başka bir yüzüdür. Savaşlardan beslenen, insan bedenini meta haline getiren, iktidar ve servet için her türlü suçu meşru gören bir sınıfın ortak paydası.

Epstein dosyasında adı geçenlerin kimliklerine bakıldığında, tablo dahada netleşiyor. Irkçılar, Dinci gericiler, Savaş rantçıları, Siyasal elitler ve Küresel sermayenin temsilcileri aynı çemberde buluşuyor. Bu kişiler, İslam-Terör örgütlerinin propagandalarında kullanılan Irkçı ve Dinci söylemlerin en üst tabakasını oluşturuyor. Bir yanda “Din Adına” kan döken yapılar, diğer yanda “Medeniyet” adına savaş çıkaran güçler, her iki tarafda aynı sermaye ağının farklı yüzleri olarak birbirini tamamlıyor. Bugün yaşanan kirlenme, aslında Dördüncü Paylaşım Savaşı’nın ayak sesleridir. Küresel güçler, Afrika’yı yeni savaş alanı olarak belirlemiş durumdalar. Daha fazla kan, daha büyük yıkım ve daha acımasız bir sömürü düzeni insanlığın kapısında bekliyor.

Bu karanlık tabloya karşı tek gerçek güç, Halkların ortak mücadelesidir. Savaş rantçılarına, Dinci-Terör örgütlerine, Irkçı-Faşist yapılara karşı durabilecek olan, Demokrasi Güçlerinin, Emekçi Halkların, İşçi Sınıfının, Yoksul Köylülerin ve tüm Ezilen kimliklerin kuracağı geniş bir dayanışma cephesidir. Barışı, Demokrasiyi ve Halkların Kardeşliğini savunan Devrimci-Sosyalist hareketlerin yükselteceği mücadele, küresel sermayenin kanlı düzenine karşı insanlığın, Küresel öz güce dönüşmenin tek gerçek umududur. Bu mücadele, yalnızca bir siyasal tercih değil, insanlığın geleceğini belirleyecek tarihsel bir zorunluluktur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI