“Bizler, varlığın derinliklerinde dolaşan frekansları ve bilgileri hissedenler, evrenin tüm gerçekliğinin aslında burada, yanımızda, etrafımızda mevcut olduğunu biliriz. Her şey var; İyi, kötü, çirkin güzel, anlam, ifade, her düşünce, her frekans, her yaşanmış an, hiçbir şey kaybolmadan dolaşır. ”
Ama bu sonsuzluk, çoğunluk için görünmezdir, erişilemezdir;
Çünkü çoğu insan düşünmeyi seçmez, sorgulamayı reddeder.
Evrende hiçbir şey kaybolmaz; her şey varlığını sürdürür. Görünür ve görünmez bütün veriler, her an yanımızda dolaşır. İnsanlık, bu verilerle çevrilidir; Her düşünce, her his, her eylem, bu büyük bütünün içinde kaybolmadan varlığını sürdürür.
Ama bu sonsuzluğun farkına varabilen, onu görebilen, ona erişebilen insan sayısı sınırlıdır.
Çünkü çoğunluk, içinde bulunduğu sistemin çizdiği sınırlar içinde yaşar. Korku, açlık, yoksulluk, adaletsizlik, sosyal baskı ve dogmalar, insanın dikkatini hayatta kalmaya yönlendirir. Bu koşullar, bireyin derinleşmesini, sorgulamasını ve daha geniş bir bilinçle bütünleşmesini zorlaştırır.
Sistem, kendi devamlılığını sağlamak için sınırlar çizer ve bu sınırları çoğu zaman görünmez kılar.
Bu sınırların dışına çıkanlar çoğu zaman yanlış anlaşılır, dışlanır ya da susturulur. Bu bir istisna değil, sistemin doğasıdır.
Tarihten bugüne insanlıkta, her çağın egemen sistemi kendi insan tipini yaratmıştır.
Bu nedenle sistemi değiştirmek, sadece onu eleştirmekle değil, bilinçli bir farkındalık geliştirerek mümkündür. İnsanların büyük çoğunluğu, sistem değişmeden aynı kalır. Ama değişim, her zaman küçük çatlaklardan başlar ve zamanla yayılır.
Evrende var olan bu büyük bütünlük içinde, insan yalnızca fiziksel bir varlık değildir; Aynı zamanda algılayan, yorumlayan ve tepki veren bir bilinçtir.
Dolayısıyla insan deneyimi içinde her zaman iki temel yönelim bulunur: YAPICI(pozitif) ve YIKICI(negatif) eğilimler. Bu eğilimler:
Düşüncelerimizde,
Duygularımızda,
Kararlarımızda,
Ve davranışlarımızda kendini gösterir.
Her insan, yaşam koşulları, deneyimleri ve içinde bulunduğu sistemin etkisiyle bu eğilimlerin belirli bir yoğunluğunu taşır.
Bu anlamda insan, potansiyel olarak geniş bir “veri alanı” ile var olur:
Korku, cesaret, öfke, merhamet, rekabet, dayanışma gibi tüm yönelimler her bireyin içinde mevcuttur.
Ancak hangi yönün aktif hâle geleceği:
Kişinin yaşadığı koşullara,
Maruz kaldığı sisteme,
Ve geliştirdiği farkındalığa bağlıdır.
İnsan çoğu zaman bu akışın farkında olmadan hareket eder. Ama farkındalık arttıkça, kişi bu eğilimleri sadece yaşayan değil, yönlendiren bir varlığa dönüşebilir.
Evrensel gerçekliğe erişim, ancak bu farkındalıkla mümkündür.
”Düşünmek, zihnin aktif hale gelerek dünyayı anlamlandırma çabasıdır.”
Bu nedenle DÜŞÜNMEK, sadece bir eylem değil; Bir uyanış sürecidir. Sorgulamayan, zihnini aktive etmeyen bir birey, içinde bulunduğu sınırların dışına çıkamaz.
Ancak bu durum bireyin suçu değildir. İnsan, çoğu zaman düşünemediği için değil; Düşünmeye fırsat bulamadığı için bu noktadadır. Hayatta kalma mücadelesi, zihinsel enerjiyi tüketir ve derinleşmeyi engeller.
Bu nedenle FARKINDALIK, herkeste aynı anda ve aynı seviyede oluşamaz.
Gerçekleri görmek kadar, onları nasıl ifade edeceğini bilmek de önemlidir. Her doğru, her ortamda ve herkesle aynı şekilde paylaşılmaz. İnsanları zorla uyandıramazsın; Çünkü her zihin aynı anda hazır değildir.
Bu yüzden BİLİNÇLİ OLANIN GÖREVİ:
Bağırmak değil;
Doğru anda,
Doğru kişiye,
Doğru biçimde dokunmaktır.
Bazen tek bir insanın dönüşümü-ya da şöyle bir örnekde verebiliriz; Bazen bir makaleye veya anlatıma bir tek dokunuş bile onu bir manifestoya dönüştürebilir-, yüzlerce insana yapılan bir anlatımdan daha güçlüdür.
İnsanın kendisiyle ve evrenle yoğunlaştığı bu süreçte, yalnızlık hissi kaçınılmazdır.
Derin düşünen, sorgulayan ve farkındalık geliştiren bireyler çoğu zaman çevreleri tarafından anlaşılmaz. Ama bu yalnızlık bir eksiklik değil; Bir DERİNLİĞİN GÖSTERGESİDİR.
Farkındalık ve bilinçle eyleme geç:
1. GÖZLEMLE; Çevrende olan biteni dikkatle incele. Her şey bir veri taşır.
2. SORGULA; Kabulleri, kalıpları ve dogmaları sorgula.
3. DÜŞÜN; Zihni açarak dünyayı anlamaya çalış.
4. DERİNLEŞ; Yüzeyde kalma. Anlamın derin katmanlarını araştır.
5. STRATEJİ UYGULA; Her gerçeği herkesle paylaşma. Doğru zaman ve doğru kişiyi seç.
6. KENDİNİ KORU; Zihinsel ve duygusal enerjini dengede tut.
7. AZINLIK OL, ETKİ YARAT; Sayıdan çok etki önemlidir.
8. FARKINDALIĞINI YÖNLENDİR; İçindeki eğilimleri tanı ve bilinçli şekilde yön ver.
9. SABIRLI OL; Değişim zaman alır. Acele, süreci zayıflatır.
Evrende her şey vardır.
İnsanlık ise henüz sahip olduğu potansiyelin tamamını kullanamamaktadır;
Ama görenler vardır.
Hissedenler vardır.
Sorgulayanlar vardır.
Ve değişim, her zaman azınlıkla başlar… ama çoğunluğu dönüştürür.
Ve bu, farkındalığı ve bilinçli sorumluluğu benimseyenler için bir çağrı nıteliğindedir:
Gör, ama hemen anlatma;
Hisset, ama acele etme;
Sorgula, ama stratejiyle hareket et;
Derinleş, ama kendini koru;
Azınlık olsan da, etkini büyüt;
Evrendeki KOLEKTİF BİLİNÇLE bütünleşmeye çalış;
Sabırla, dikkatle, sevgiyle…
Tüm bu bilinç, farkındalık ve sorgulayıcı uyanış süreci, azınlığın bilinciyle başlar;
Ve evrenin bütününe yayılarak insanlığı dönüştürür.
Ve buradaki en kritik ve can alıcı birincil nokta: Varlık olarak İNSANDIR!
İnsandır; Tüm bunları çözümleyerek, anlayarak yayacak olan…
”Bu metin, düşünenler, sorgulayanlar ve derinleşmek isteyenler içindir.”
