HALKWEBYazarlarKıtalar Savaşının Gölgesinde: Kapitalizmin Despotik Döngüsü

Kıtalar Savaşının Gölgesinde: Kapitalizmin Despotik Döngüsü

Kapitalizmin tarihsel döngüsü, kıtalar arasında dolaşan bir savaş Ekonomisi olarak yeniden şekilleniyor, insanlık ise bu döngünün ağır bedellerini ödemeye devam ediyor.

0:00 0:00

Osmanlı Despotizmi ile Çarlık Rusyası’nın yıkılması, insanlığın zulümden kurtulacağına dair büyük bir umut yaratmıştı, ancak bu umut, ortaya çıkan yeni Devlet yapılanmalarının totaliter karakteri karşısında kısa sürede boşa çıktı. Feodal iktidarların yetki ve konumları, modern devlet aygıtı içinde daha rafine, daha merkezi ve daha baskıcı biçimlerde yeniden üretildi. Birinci Paylaşım Savaşı, bu dönüşümün hem laboratuvarı hemde sahnesi oldu. İmparatorlukların çöküşüyle doğan boşluk, kapitalizmin kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirdiği yeni Devlet aklı tarafından dolduruldu. Irkçılık ve Dincilik, savaşın sürekliliğini sağlayan, pazarların genişlemesini meşrulaştıran, değerli zengin elementlerin, petrolün ve tüm yeraltı zenginliklerinin denetimini mümkün kılan ideolojik araçlara dönüştürüldü. Böylece dünya insanlığı, adı ne olursa olsun, her savaşın arkasında Kapitalizmin pazar yayılmacılığının bulunduğunu ve bu mantığın insanlığı kıtalar arası bir savaş Ekonomisinin içine sürüklediğini artık çıplak gözle görebiliyor. Kapitalizm, savaşın kendisini bir Ekonomik model olarak örgütlerken, savaş hem sermaye birikiminin hemde yeni pazarların kapısını açan bir mekanizma haline geldi. Gerekçeler ne olursa olsun, esas sebep değişmedi, sürekli kar hırsı, tekeller arası rekabet, silah endüstrisinin kanla beslenen büyümesi ve sermayenin Devleşme-Küçülme döngüsü. Ne yazı ki tüm insanlık bu döngünün kurbanı olarak seçilmiş durumda.

Birinci Paylaşım Savaşı’nın hemen ardından başlayan Soğuk Savaş’ın ideolojik gerilimi, “Komünizme Karşı Mücadele” adı altında İkinci Paylaşım Savaşı’nın faşist yükselişiyle birleşti. Hitler faşizminin Avrupa’yı kana buladığı bu süreçte ABD, İngiltere, Sovyetler Birliği ve Fransa’nın yürüttüğü sıcak savaş, 120 milyonu aşkın insanın yaşamına mal olan büyük bir yıkımla sonuçlandı. Bu yıkımın küllerinden doğan yeni Kapitalist düzen, Küreselleşme adı altında kendi Ekonomik, Askeri ve Siyasi çıkarlarını güvence altına almak için ABD’yi merkez üs olarak seçti. Avrupa kıtasında kurulan nispi demokratik Hak ve Özgürlükler, gerçekte sömürgeciliği yeniden üreten işbirlikçi bir sistemin kılıfı haline getirildi. ABD, Avrupa sermayesini lojistik, finans ve pazar genişlemesi üzerinden kendi sistemine eklemleyerek Sovyetler Birliği’ne karşı yeni bir Soğuk Savaş hattı kurmayı başardı. Bu süreçte Avrupa’da sosyal devlet projeleri, “Sosyalizmin Yoksullaştırdığı” iddiasıyla kitleleri örgütlemek için kullanıldı. Ancak aynı anda Robot Teknolojisi, Veri sistemleri, Bankacılık ve Sigortacılık üzerinden iş gücü denetimi sıkılaştırıldı. Emeğin Ekonomik ve Siyasi örgütlenmesi sistematik biçimde kısıtlandı. Ağır sanayi ve fabrikalar ucuz iş gücü bulunan ülkelere taşınırken, bu ülkelerdeki işsizlik sorununu çözmek yerine elde edilen kazançların vergileri yeni Bankacılık ve Sigortacılık anlaşmalarıyla kapitalist merkezlere aktarıldı.

Robotlaşma ve Dijitalleşme, yeni bir emek alanını yarattı. İnternet alışverişi, Yazılım, Veri programları, Transport ve Paket servisleri gibi alanlarda çalışan milyonlarca insan, Sendikalaşma imkanı olmadan, zorunlu denetim altında sömürülürken ürettikleri verilerle şirketleri dünya devleri haline getirdi. Böylece hem emek hem sermaye yeni bir biçim aldı. Kapitalizmin yapısı daha görünmez, daha teknik, daha Küresel bir sömürü mekanizmasına dönüştü. Ekonomik, Siyasi ve Mesleki örgütler verimsizleşti, her kararın sermaye tarafından belirlendiği bir yaşamın kör düğümü insan hayatını doğrudan etkiledi. Bu yeni düzen, emeği görünmezleştirirken sermayeyi sınırsızlaştırdı, iş gücü parçalandı, örgütlenme imkanları yok edildi, Ekonomik bağımlılık derinleşti ve Ekolojik kriz temel sorun haline geldi. Hastalıklar arttı, onları denetleyen yeni tedavi merkezleri bir yandan ölümü hızlandırırken, diğer yandan (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) GDO‘lu ürünler yeni hastalık kapılarını araladı. Kapitalizm vahşileştikçe saldırganlaştı, Halkların kanını emerken, küçük sermayeyide küçülterek dev şirketleri dahada büyüdü. Bu büyüme, kendi mezar kazıcılarını çoğaltacak kadar körleşmiş bir büyümedir.

İkinci Paylaşım Savaşı’nda ABD, İngiltere ve Fransa’nın belirleyici rolü, Hitler faşizminin yenilgisinden sonra Avrupa’nın siyasal dokusunu yeniden şekillendirdi, savaş sonrası kurulan demokratik yönetimler, Batı merkezli kapitalist düzenin hem ideolojik hem kurumsal temelini oluşturdu ve bu düzen Soğuk Savaş boyunca NATO’nun askeri gücü, doların küresel rezerv para niteliği ve ABD hegemonyasının kültürel üstünlüğüyle pekiştirildi. Ancak bugün yaşadığımız tarihsel moment, bu düzenin çözülme evresine girdiğini gösteriyor. Kanımca Üçüncü Paylaşım Savaşı’nın belirleyici ekseni artık bu güçler olmayacak. ABD, İngiltere ve AB üçgeni ekonomik daralma, toplumsal kutuplaşma, üretim gücünün Asya’ya kayması, hegemonik yorgunluk ve küresel müdahale kapasitesinin zayıflamasıyla tarihsel bir gerileme sürecine girerken, Çin, Rusya, Güney Kore hattı ucuz iş gücü, teknolojik atılımlar, enerji politikaları, askeri modernizasyon ve uzun vadeli stratejik planlama kapasitesiyle yeni bir küresel müdahale ekseni olarak yükseliyor.

Bu yükseliş yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel, teknolojik ve jeopolitik bir meydan okumadır. Özellikle Ortadoğu’da küresel sermayenin kendi sistemini yeniden yapılandırmasına zemin hazırlayacak; eski işbirlikçi yapılar tasfiye edilirken bölgenin enerji damarları, lojistik koridorları ve siyasal mimarisi bu üçlü tarafından yeniden dizayn edilecektir. Böylece daha geniş olanaklara, daha agresif ekonomik araçlara ve daha esnek jeopolitik hamlelere sahip bu güçler, Afrika’da ortaya çıkacak Dördüncü Paylaşım Savaşı’nın yönetici aktörleri hâline gelecektir. Bu süreç yalnızca devletler arası bir güç kayması değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin kendi içindeki faz değişiminin, sermayenin yeni coğrafi merkezler arayışının, üretim–tüketim zincirlerinin yeniden örgütlenmesinin ve hegemonya üretme biçimlerinin köklü bir dönüşümüdür. Dünya sistemi, merkez–çevre ilişkilerini yeniden tanımlayan, eski imparatorlukların gölgelerini silen ve yeni güç bloklarının doğum sancılarını görünür kılan tarihsel bir kırılmanın içinden geçmektedir.

Ortadoğu’da Sovyetlere yakın ülkeler, Irkçı ve Dinci politik angajmanlarla yeniden şekillendirildi. El-Kaide, El-Nusra, Taliban, Hamas ve HTŞ gibi Siyasal-İslamcı örgütler üzerinden yürütülen vekalet savaşları, Saddam, Kaddafi ve Esad gibi otoriter rejimlerle birleşerek işçilerin, köylülerin ve geniş halk yığınlarının üzerinde ağır bir baskı düzeni kurdu. Üçüncü Paylaşım Savaşı olarak adlandırılabilecek bu süreç, Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesinin zeminini oluşturdu. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile Soğuk Savaş yeniden tırmandırıldı, Irkçılık, Dincilik ve Anti-Demokratik uygulamalar gerekçe gösterilerek bölgedeki dikta rejimleri hedef alındı. Ancak bu hedef alış, Halkların Özgürlüğü için değil, Küresel sermayenin yeni güç dengelerini kurmak içindi. Bugün Ortadoğu’da etkin olacak güçler Çin, Güney Kore ve Rusya gibi görünürken, bu ülkelerin Ekonomik kapasitesi, yeraltı zenginlikleri, teknoloji üretimi ve ucuz iş gücü avantajları bölgenin geleceğini belirleyecek yeni bir eksen yaratıyor. Afrika’nın yeraltı zenginlikleri, ucuz iş gücü ve stratejik konumu, Küresel sermayenin yeni paylaşım savaşının sahnesi olmaya adaydır. Kapitalizmin tarihsel döngüsü, kıtalar arasında dolaşan bir savaş Ekonomisi olarak yeniden şekilleniyor, insanlık ise bu döngünün ağır bedellerini ödemeye devam ediyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI